YUVANLI ÖZLEMİ

YUVANLI ÖZLEMİ

'' Baba, ne yapacaksın bu kumluk, çöl , kuru yerde ? ''

'' Oğlum senin çöl dediğin yerde bizim çocukluğumuz geçti. ''

'' Acıkırsın, susarsın burada. Bence iyi bir fikir değil bu. ''

'' Sen durdur arabayı da, ben ineyim.''

'' Aklına takmışsın bir kere, peki, iki saat sonra dönerim ben. Kaybolma !Bir de seni aramayım. ''

Bir şişe su veriyor, küçük bir paket bisküvi yle beşte bir litre kutucuk portakal suyu.

Ürgüp'ten çıkıp gelmişiz. Oğlum Mutlu'nun Kaymaklı'da işi var. Ben Yuvanlı'da iniyorum.

Ah bu daüssıla...

Ah bu nostalji yaşama isteği ...

Adı nerden geliyor Yuvanlı'nın. Bilgilerimiz kesin değil.

Yaşlılar derlerdi ki;

'' O Boğaz var ya o boğaz...Orda kuz yeller esende sıkışır, öyle güçlü olur ki, deve kervanları ilerleyemez, çöker kalırmış. O soğukta ıhan deve ölür...Kervancı, savran kurtulur mu, o da ölür. ''

'' Bu boğazda Yuvanis adında bir Rum ölmüş soğuktan, tipiden. Adı ordan geliyor. ''

'' Pekii, o Rum da ölecek yeri bulmuş. Kader işte. Ölmeseymiş adı ne olurmuş boğazın ? ''

Belli değil. Rivayet muhtelif.

Aşıklı Dağ yükselir hemen yanıbaşında. Kimisi der ki ermiş mezarı var, dağın adı ordan geliyor. Kimisi de der ki, aşık kemiğine benziyor. Adını bundan dolayı vermişler. Gerçekten Göre yönünden bakarsan aşık kemiğine benzer bu dağ.

Dağın Güvercinlik üstüne doğru, bir yıkık türbe vardı. Kimdir, nedir, bilen yok... 1924 Ahali Mübadelesi öncesinde Ortodoks halk Derinkuyu'dan, Eneği'den, Nevşehir'den, Arapsun'dan, Damsa köylerinden, Ihlara taraflarından gelir burada ermişin kabri başında mum dikerlermiş. İlginçtir, 1924'te Yunanistan'dan gelen arnavutça, makedonca konuşan muhacirler de bu geleneği sürdürmüşler.

2025 yılı ağustosunda Aşıklı Dağı'na, aradan uzun yıllar geçtikten sonra yeniden çıktım. Türbe yıkık...Çatısı vardı, belki çobanlar üşüdüler, odun niyetine yakmışlar. Çevrede ocak kalıntıları, yanık öteberi vardı. Belki de kar örtüsüne dayanamadı çatısı, çöktü...

1950 ortaları...

Göre İlkokulu'nda dersler 23 Nisan töreninden sonra kesilirdi.Köy okullarında eğitim süresi kısa...O günlerde kuzularımız doğmuş olurdu. Onları kim güdecek ? Biz.

Ben, İlhan, emmimin oğulları Hüseyin, Mustafa Kemal, dayımın oğlu İsmail, akraba çocukları, yaşıtlarımız...Hep birlikte yapılacak birer iş bulurduk...

Kayseri Şeker Fabrikası için pancar yetiştiriyorduk. Ne düşlerimiz vardı, ne düşler ! Fabrikaya satınca pancarı, birer bisiklet almayı düşünüyoruz...Böylece 1 saat süren Göre-Yuvanlı yolu 20 dakikaya inecek ; 40 dakika kazanacağız.

İyi bir fotograf makinası...Çünkü her hafta okuduğumuz Hayat Mecmuasında Ozan Sağdıç'ın , İnal Tengizman'ın harika fotografları yayımlanıyor, onlara imreniyoruz.

Naci Kaya diyor ki : '' Fotograf makinasından daha iyisi film çekme aleti. Yaşadığımız hayatı filme çekeriz. Okulda öğretmenlerimize gösteririz. ''

Pancar bol su istiyor. Boğaz yakınındaki kaynaktan gelen su yetmiyor. Az akımlı bir pınar bu. Sonra, toprak çok kumlu. Sıcakta kumlar emiveriyor suyu. Kolayca ilerlemiyor sulama işi.Sonra bizden başka, dedemin kardeşlerinin de yerleri var. Onlar da suluyorlar topraklarını, nöbetleşe. Kimi zaman belli sürede iş bitmiyor, tartışma çıkıyor.

Nevşehir büyüdükçe, nüfusu arttıkça Yuvanlı Boğazı'nın suyuna göz dikiyor yerel yöneticiler. 20 binin altında insan yaşasa da il merkezinde, herkes evine su almak istiyor. Mahalle arası çeşmeler yetmiyor artık. Ve Nevşehir büyüyor Uçhisar'a doğru, Çat'a doğru, Boğaz köyüne doğru...Nüfus arttıkça bizim sıkıntılarımız çoğalıyor.

Göre'den gelirken hasır, mitil, savan, battaniye getirmişiz eşek sırtında. Geceleri de burda kalıyoruz. Her gün birimiz eşeğe binerek, gidip, heybenin gözlerine yerleştirilmiş çömleklerle yemeğimizi getiriyor. Bu işi sıraya koymuşuz.Çömlektekini ısıtıp yiyoruz.

Sulama suyunu biriktirmek için havuzumuz var. Yanında iyi gelişmiş gürbüz bir akasya ağacı. Babam dibine kireç gömmüştü. Bizim için çimme , yüzme yeri bu havuz.

'' Eeeey Marmara, Ege, Akdeniz kıyılarında tatil yapanlar, bizim sizden neyimiz eksik ! '' diye sesleniyor Hüseyin. Hayat Mecmuasında okuyoruz tatil yerlerini, turistik alanları. Denize girip yüzenleri, keyfini çıkaranları biliyoruz, imrensek de.

Suyu havuza tutuyoruz. Deneyimle biliyoruz. 2 saatte doluyor. Tamam, hemen davranıyoruz Aşıklı Dağı'na tırmanmağa...Nefes nefese...Dilimiz bir karış dışarda, terin suyun içinde kalarak. Doruğuna ulaşıyoruz. Esen yellere açıyoruz terli göğsümüzü. Dört bir yanımızı seyrediyoruz. İşte Erciyes karlı karlı...İşte Hasan Dağı çatal matal. Güneyde Kaymaklı, kuzeyde Göre, Nevşehir, Nar, Sulusaray... Doğuda Uçhisar, Ürgüp, Ortahisar...Sanki uçakta gibiyiz. Bir duvar haritasına bakar gibi...

İnip geliyoruz. Yorulmuşuz, temmuz sıcağında yanmışız. Atıyoruz kendimizi havuza. Yaşamın güzelliği bu işte. Mutluyuz. Türküler çığırıyoruz, kimimiz ıslık çalıyor.

Babamın diktiği fidanlar büyümüş. Akça armudu...Temmuzun ilk günlerinde gökçe gövertili meyvesi sararmaya, ağarmaya, çilli çilli olmağa başlıyor. Nasıl özlemle beklemişiz... Tadına vara vara yiyoruz. Ağzımız tadlanıyor. Evlerden yemek gecikse de olur artık...

Sonra üzümlere alaca düşüyor. Tekke bağlarında Hüseyin dedemin diktiği çubuklar ürün veriyor. Çırak Ahmet bir sepet alıp, gidip getiriyor. Çavuş, Gareser garası, Dirmit, Buludu...Dane dane seçip salkımdan, yiyoruz. Sabırsızlık. Daha tümü kararmamış, tadlanmamış. Dayanamıyoruz, daneleye daneleye bitiriyoruz.

Geceler bir alem...Yıldızların altında ...Niğde şosesinden geçen kamyonların ışıkları alıp bizi başka diyarlara götürüyor. Kim onlar ? Nerden gelip nereye giderler ?

Gece ayaz çıkıyor. Battaniye altına büzüşmüşüz. Çırağımız Ahmet Özburun ateş yakıyor çalı çırpıyla. Isınıyoruz. Sonra dalıyoruz. Okulunu, öğretmenini anlatan var. Şikayetler. Kızları dillendiren de...Eğlenceli olaylar...Fransızca öğrenen bir iki tümce söylüyor. Gülüşüyoruz. Fıkra anlatanlar...İngilizce öğrenen bir iki tümce söylüyor, anlamını bize soruyor. Ayakucumuzda bir hareketlililik var. Nedir, ne oluyor ? Sabah uyanınca öğreniyoruz. Gece tilki ziyaretimize gelmiş, bizden arta kalan üzümleri yemiş.

Sabah güneş doğmadan işe koyulmuş Ahmet. Elinde kürek, suların akışına yön veriyor. Biz üşüyoruz, o iyice soğumuş suların içinde, dizine değin çamurda, pancarların arasında...Aferin Ahmet, aferin. Babam sana bir ödül verir artık.

Pancar yapraklarını kurtlar delik deşik ediyor.Nevşehir'de buna karşılık ilaç-zehir satanlar var. Babam onlara yüz vermiyor. Tarım bilgimiz burada yaşadığımız olaylarla artıyor. Gözlüyoruz, gözlem yapıyoruz.

1960'da babam kumlu toprağın çevresini selvi fidanlarıyla kuşatıyor. Burası artık bir dikenek. Bol su istiyor fidanlar. Fakat sıra sıra iğde ağaçları da dikiyoruz. Hep birlikte, birarada olunca otluk ortaya çıkıyor, ineğimize biçip götürüyoruz otları. Anacığım mutlu oluyor ilgiden.

Yolda turist otomobilleri geçiyor. İmreniyoruz . Pınar yakınında durup şişelerine su dolduranlar oluyor. Onlarla fransızca konuşuyoruz.

Pazartesi günü Nevşehir'e gidip geliyor içimizden biri. Ulus, Hürriyet, Cumhuriyet gazeteleri getiriyor. Okuyoruz, birbirimize anlatıyoruz olayları. Yorumluyoruz. Sonra bir başka hafta Çocuk Haftası, Hayat, Doğan Kardeş, Yelpaze, Ses dergileri geçiyor elimize. Bizdeki bu okuma sevgisi kent çocuklarında, yaşıtlarımızda yok...Bunu biliyoruz, gözlemişiz.

Eylül ayında bir akşam, işlerimizi bitirdik. Hüseyin ile yola düştük, evimize gidiyoruz. Soğuk çıkmış, üzerimizde yazlık giysiler. Artık Göreliler de kamyon alıp nakliyat işine girmişler. Krupp marka bir kamyon düdük çaldı, sonra yanımızda durdu. Bindik. Sürücü tanıdık. Niğde'den geçerken fırından 2 somun ekmek almış. Yağlı bir havluya sarmış. Bize ikram ediyor. Yağına kim aldırır. Sıcaklığı hala üzerinde ekmeğin. Ömrümde yediğim, o denli tad aldığım başka ekmek olmamıştır.

Anılar, anılar...

Büyüyen selvilerin gövdelerine yazdığımız okulların, o günün olayları...

O yaşlarda düşünebilir miydik, yaşadığımız o günleri , özlemlerimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi 2000'li yıllarda bizim Hüseyin'in , '' Bayır Köyün Çocukları '' adıyla kitaplaştıracağını !

.....................

'' Yaşadın mı nostaljini ? ''

Soruyor Mutlu.

'' Evet... Tamam, şimdi gidebiliriz. ''

Yolumuz, yönümüz Ürgüp. Gazlıyor otomobilini.

-------------------------------

22 Şubat 2026.