Zafer Partisi ve Sığınmacılar Sorunu


Mehmet Biçer

Mehmet Biçer

Okunma 13 Haziran 2022, 00:06

Zafer Partisi ve Sığınmacılar Sorunu

Öncelikle kamuoyunda “sığınmacılar sorunu” olarak gündeme getirilen konuya doğru teşhis koymak gerekir. Sorun sığınmacılar sorunu değildir. Çünkü sığınmacılar, bu sorunun sebebi değil sonucudur. Sorunun temeli ise AKP ve MHP’nin Türk-İslam sentezci ütopik Suriye Politikasıdır. Bu iki partinin siyasi ve ideolojik açıdan politikalarının kesiştiği ortak küme ise “Neo Osmanlıcılık”tır. Neo Osmanlıcılık politikalarının sonucunda ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyolojik açıdan bugün geldiği nokta da ortadadır. Şam Emeviye Camii’ne akşam namazı kılmaya gidiyoruz diyenler yüzünden evdeki bulgurdan da olduk!..

Peki Cumhur İttifakının yanlış politikaları üzerinden değil de sonuçları üzerinden, yani sığınmacılar üzerinden popülist politikalar üreten Zafer Partisi ve Ümit Özdağ’ın MHP ve Bahçeli’den ne farkı var Allah aşkına? Yanlış Suriye politikasını ve müsebbiplerini eleştirmek yerine 5 milyon zavallı insanı “istilacı” diye niteleyip şeytanlaştırmakla bu sorun çözülemez, aksine daha da derinleşir ve içinden çıkılamaz bir hale gelir.

Zafer Partisi’nin politikaları ile sığınmacıları zoraki sınırın öte tarafına “itelemek” bunca yıldır sığınmacılara karşı yaptığımız ev sahipliği, maddi ve manevi fedakarlıklarımızı bir kalemde silmekle kalmaz aynı zamanda Suriye sınırımızda Türkiye düşmanı 10 milyon nüfuslu yeni bir yapıyı da ortaya çıkarır.

Öznesi insan olan böylesine devasa sorunlar duygusal tepkilerle, hamasi nutuklarla ve kitlesel kin ve öfkeyi harlamakla asla çözülemez. Aksine daha büyük sorunlara sebebiyet verir.

Kabul edelim ya da etmeyelim ama şu gerçeği görmek zorundayız; İnsanlık tarihinde bu ve daha büyük boyuttaki hiç bir göç dalgası hiç bir zaman tamamen tersine çevrilememiştir. Öyle ise duygulardan arınmış akıllı, mantıklı, tutarlı ve yüzümüzü öne eğdirmeyecek doğru politikalarla bu soruna kalıcı ve insani çözümler üretmek zorundayız.

Sığınmacıların Türkiye’ye entegrasyonu konusundaki politikalarında çok bile geç kalındı. Ülkemizde hangi statüde ve ne kadar süre kalacağı belli olmayan milyonlarca sığınmacının kendi kaderlerine terkedilmesi uzun vadede hem onlar hem de ülkemiz ve milletimiz için telafisi güç travmalara yol açar. Çünkü yaşadığı toplumla sağlıklı ilişkiler geliştiremeyen kitleler git gide kendini yaşadığı toplumdan izole etmeye, kendi içinde gettolaşmaya başlar. Bu da kamu düzeni ve güvenlik açısından büyük zaafiyet doğurur. Hele ki yaşadığı toplumda kendisi için bir gelecek hayali olmayan ve entegre edemediğin bir insan, o topluma daha çok yabancılaşacak potansiyel bir tehlikeye ve tehdide dönüşür.

Konuya biraz da empati kurarak bakmayı deneyelim isterseniz; eğer bugün Avrupa Birliği (AB), Türk vatandaşlarına vizeyi kaldırsa ve serbest dolaşım hakkı tanısa bir yıl içinde en az 10 milyon Türk vatandaşı Avrupa’ya gitmezse yüzüme tükürün. AB ülkelerinin yöneticileri geri zekalı mı? Önce kendi yurttaşının, ülkesinin, devletinin ve uygarlık alanının ekonomik, siyasi, sosyolojik çıkarlarını gözetiyor. Ama sen sınırlarını kevgire çevirir ve sonuna karar açarsan, birleşik kaplar kuralı gereğince dolu taraftan boş tarafa akışa engel olamazsın. Bu durumda da hangi nedenle olursa olsun evini, yurdunu terkeden ya da terk etmek zorunda kalan insanları suçlamaya, düşmanlaştırmaya ve şeytanlaştırmaya kimsenin hakkı yoktur.

Konunun özü ve özeti sorun sığınmacılar sorunu değil, sığınmacılar sorununu doğuran AKP/MHP’nin yanlış ve ütopik Suriye politikasıdır. Çözüm de ne AKP/MHP koalisyonudur ne de MHP’nin ve Devlet Bahçeli’nin ruh ikizi olan Zafer Partisi ve Ümit Özdağ’dır.

Son söz; Cumhur İttifakının yanlış Suriye ve sığınmacı politikası, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve halkını tarihinde hiç görülmemiş bir krize sokmuştur. Çözüm ise ilk seçimde bu koalisyondan kurtulup, ülke çıkarlarının yanı sıra evrensel insani değerleri de özenle koruyan, dış politika enstrümanlarını da kullanılarak ve en önemlisi de Suriye/Esad ile masaya oturarak, barış ve insani değerler ekseninde rasyonel politikalar üretecek siyasi bir anlayışı işbaşına getirmekten geçiyor. Bu konuda en büyük güç ve karar mercii ise seçim günü sandığa gidip oyunu kullanacak seçmenlerdir. Sandıkta yapılacak yanlış bir tercih ise yağmurdan kaçalım derken doluya tutulmamıza neden olacaktır.

(Not: Bir kısım sığınmacılar tarafından işlenen suçlar bu yazının konusu değildir. Suç ve suçlu ile mücadelede evrensel hukuk ilkeleri, Anayasa ve yasa hükümleri gayet açıktır. Ülkenin ve halkının iç ve dış güvenliğini, huzur ve refahını sağlamak ve korumak devletin asli görevidir.)

12.06.2022

Mehmet Biçer

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.