banner177
banner195

İşte Ramazan’ın unutulmaya yüz tutan gelenekleri

Tüm Anadolu ile birlikte Nevşehir'de Ramazan ayıyla özdeşleşmiş kimi adet ve gelenekler zamanın akışına paralel değişikliklerle sürdürülürken bir çoğu unutulmaya yüz tutmuş görünüyor.

İşte Ramazan’ın unutulmaya yüz tutan gelenekleri

banner143
banner134
Ramazanın ruhuna uygun olarak hemen yerde yoksullara gıda yardımı yapılıyor.

Ramazan gelenekleri yörelere göre farklılık gösterirken, belediyeler iş adamları, varlıklı kişiler yoksul ailelere özel olarak hazırlattıkları gıda paketlerini dağıtıyorlar. Paketlerin dağıtılması, ailelerin rencide olmaması için genellikle marketlerin hazırladığı gıda paketlerinin fişlerinin dağıtılması şeklinde yapılıyor. 


İşte unuttuğumuz o gelenekler:
Osmanlı Döneminde Pencerenin önünde sarı çiçek varsa, "bu evde hasta var, evin önünden geçerken gürültü yapma" anlamına gelirdi. -Pencerenin önünde kırmızı çiçek varsa, "bu evde gelinlik çağına gelmiş bekar kız var, evin önünden geçerken konuşmalarına dikkat et ve küfür etme" anlamına gelirdi. Kız istemeye gelindiğinde damat adayının namaz kılıp kılmadığını anlamak için pantolonunun 'diz izine' bakılırdı.
Kahvenin yanında su gelirdi, şayet misafir toksa önce kahveyi alır, açsa suyu alırdı. Ona göre ya yemek sofrası hazırlanır ya da meyve ikram edilirdi.
Kapılarda genellikle iki tokmak yer alırdı. Sağda olanı tok ve kalın bir ses çıkarırdı. Bu tokmağı erkek misafirler kullanır ve ev sahipleri bir erkeğin kapıda beklediğini anlarlardı. Sol tarafta daha süslü olan tokmak ise tiz ve ince bir ses çıkarırdı. Bayanlar bu tokmağı kullanır, böylelikle evin hanımı rahat bir şekilde kapıyı açardı.
Kıraathaneler, bugünkü anlayıştan oldukça uzaktı. Okey, tavla, pişti gibi oyunlar yerine daha çok cuma çıkışları erkeklerin sohbet ettikleri mekân olarak kullanıldığı gibi kıraat kelimesi “okumak” anlamına geldiği için “kıraathane” geleneği, Kur’an okunan yer olarak da kullanılıyordu.
Evler, mümkün mertebe kıbleye dönük inşa edilirdi. Eğer ön kısmında boş arazi olan binaların dibine yeni bir yapı kondurulacaksa, önce o evin sahibinden helallik alınır; güneşini engellemeyecek şekilde yapılmasına özen gösterilirdi. Şimdiki gibi daha çok daire hırsıyla, insanların şifa kaynağı olan güneş engellenmezdi.
İftar sofralarının bir diğer değişmezi ise çat kapı gelen misafirlerdi. Eskiden iftar sofrası misafirinin en makbulü, çat kapı gelen dostlardı. Eski Ramazanlarda sevilen bir kişiye habersiz misafir olmak büyük bir saygı belirtisiydi.
Ramazan ayında eski zamanlardaki eğlenceleri, davulcuların manilerini anımsayacak kadar geçmişe dönemesek bile, kalabalık aile sofralarında büyüklerimizin eski Ramazanlara dair anlattıklarını, sevdiklerimizin özenle hazırladığı iftar yemeklerini özler hale geldik.
Kadınlar Ramazan başlamadan bir araya gelip cami ve mescitleri temizler, erişte ve yufka hazırlardı. Cemaat tarafından Camilerin eksikleri tamamlanırdı
Bayramın geldiğini 15 gün önce çocuklar hissederdi. Çünkü evde heyecanlı bir telaş ve hazırlık başlardı. Baklava sinileri ve eşya sinileri bohçaya konur ve bayram öncesi bu sini ve bohçalar insanlara gönderilirdi.

Geçmişte yapılan insan ruhuna birçok güzellik katan kültür değerlerimizi zamanla unuttuk. Atalarımızın ortaya koyduğu kültürel değerlerimizi tanımak onlara sahip çıkmak gerekir. Fert ve toplum olarak insanı biçimlendirmede kültürel değerlerimizin çok önemli bir yeri vardır. Geçmişlerini tanımayan toplumlar geleceklerine de güvenle bakamazlar zamanla kendi kendilerine yabancılaşmak tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar.
Kültürel mirasımızın canlı birer tanıkları olan bu değerlerimizi gelecekte de aynı görevi yürütebilmeleri ve nesilden nesile aktarabilmeleri için koruma bilincinin yaygınlaştırılması hepimizin ortak amacı olmalıdır.
SAMSUN’DA “SELE-SEPET” ŞENLİKLERİ DÜZENLENİYOR
Samsun’un Bafra ilçesinde özellikle çocuklar için ayrı bir anlam taşıyan bir gelenek yıllardır sürdürülüyor.

“Sele-sepet” adıyla bilinen ve ramazan ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece gerçekleştirilen şenlik, ilçe halkının katılımı ile düzenleniyor. 

Geçmişin kültür mirası olarak bugüne taşınan etkinlik; çocukların sevindirildiği, ikramlarda bulunulan ve eğlence amaçlı bir şenlik olarak günümüzde hala etkinliğini koruyor.

İftarın ardından başlatılan şenlikte çocuklar taşıdıkları “sele-sepet” adı verilen fenerlerle evleri dolaşarak bahşiş topluyor. Çaldıkları kapıyı açanlarca bahşiş ve çeşitli ikramlarda bulunulan çocuklar gruplar halinde “sele-sepet top kandil, aç kapıyı ben geldim. Ay da yıl da bir kere, kapınıza ben geldim” şeklinde maniler söyleyerek teravih vaktine kadar mahalleleri dolaşıyorlar.

Her gidilen evde mutlaka bir ikramda bulunulurken, verilen hediyeler taşınan sepetlerde biriktiriliyor.

AMASYA’DA BANDO GELENEĞİ
Amasya’da, geçmişi yaklaşık 150 yıl öncesine dayanan müzikle iftar açma geleneği ile kent sakinleri belediye bandosunun çaldığı yılın popüler parçaları eşliğinde iftar yapıyor, sahura kalkıyorlar.

Zamanın Amasya Mutasarrıfı Ziya Paşa’nın 1860’lı yıllarda bir ramazan günü Amasya Kalesi’nden davul zurna çaldırmasıyla başladığı bilinen geleneği bugün belediye bandosu verdiği konserlerle sürdürüyor.

Kente hakim en yüksek yer olan Harşena Dağı’ndaki Amasya Kalesi’nde iftardan yaklaşık bir saat önce başlayan konserlerde, yılın popüler şarkıları ile Amasyalıları iftara hazırlayan bando, konserlerini sahurda da sürdürüyor.

Genellikle yöreye özgü türkülerin icra edildiği konserlerde, zaman zaman istekler doğrultusunda yılın popüler parçalarına da yer veriliyor. Bando, ramazan ayında seslendireceği parçaların provalarına ise ramazan öncesinde başlıyor.

SİNOP’TA HELESA
Sinop’a özgü bir gelenek olan ve ramazan ayında “sellime çıkma” ya da diğer adıyla “helesa” olarak gerçekleştirilen şenliklerin geçmişi ise tam olarak bilinmiyor.

Bir anlatıma göre, çok eski bir dönemde kış mevsimi fırtınadan kaçarak Sinop’a sığınan bir geminin tayfaları haftalarca burada mahsur kalmış. Kumanyaları tükenen tayfalar da kimseden bir şey isteyemedikleri için çaresiz kalınca, sonunda bir filikayla kente çıkıp, ellerinde fenerle evleri dolaşıp mani söyleyerek yiyecek istemişler.

Helesanın bu öyküden kaynaklanıp kaynaklanmadığı tam olarak bilinmese de her yıl ramazan ayında gerçekleştirilen bu gelenek, yıllardır sürdürülüyor.

Ramazan ayının 15’inden itibaren helesaya çıkan gençler, taşıdıkları maket kayıkla “sellim”e çıkıyorlar. İftar sonrası birkaç kişinin taşıdığı ve özenle süslenmiş kayıklar eşliğinde ellerinde fener ve mumlarla mahalleler dolaşılarak bahşiş toplanıyor.

Kayığı, gidilen evin önüne koyan gençler evlerin kapılarına giderek mani söyleyip bahşiş istiyor. Bahşişler ise bir mendile sarılarak ve düştüğü yer görülsün diye de mendilin ucu yakılarak helesacılara atılıyor.

ERZURUM’DA İLK KEZ ORUÇ TUTAN ÇOCUKLARA HEDİYELER
Erzurum’da ilk defa oruç tutan çocuklara çeşitli hediyeler verilmesi, nişanlı kızların evlerine iftarlık yemek ve hediye götürülmesi, maddi durumu kötü olan vatandaşlara iftarlık verilmesi ve her yıl ramazan ayında 1001 hatim okuma geleneğinin sürdürülmesi dikkat çekiyor.

KONYA’DA, ‘ORUCA DİREK VURMA”
Konya’da oruç tutan çocuklara dayanamadıkları için yaptırılan “oruca direk vurma” günümüzde tamamen unutulmaya yüz tutarken, esnafın dükkan komşusunu iftar yemeğine çağırması geleneği de giderek azalıyor.

Selçuk Üniversitesi’nden emekli Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, Konya’da ramazan geleneklerinin en önemlisinin iftar yemeğine davet olduğunu söyledi.

Eskiden akrabalar ve komşuların birbirini, esnafın ise dükkan komşusunu iftara davet ettiğini anlatan Sakaoğlu, şunları kaydetti:
“Ramazan ayı boyunca herkes birbirine gider gelir. Günümüzde esnafın dükkan komşusunu iftara daveti giderek azalıyor. Akraba davetleri sürüyor ancak eskisi kadar yoğun değil. Teravih namazları bazı camilerde genellikle hatim ile kılınırdı ve çok uzun sürerdi. Ayrıca bir kısım cemaat, namazını her akşam başka bir camide kılardı. Çocukların akşama kadar oruç tutmaları, yaşları dolayısıyla uygun olmadığı için öğle saatlerinde bir yemek verilirdi. Buna ‘oruca direk vurma’ denilirdi ve çocuğun gönlü de alınmış olunurdu. Şimdilerde neredeyse hiçbir çocuk hatta genç ‘oruca direk vurmanın ne demek olduğunu bilmiyor.”

Önceden ramazan ayında esnafın sattığı mallarda ciddi zam olmadığını da vurgulayan Sakaoğlu, şimdilerde ise ramazan ayında zamlar yapıldığını, eski hassasiyetin kalmadığını bildirdi.

KARAMAN VE AKSARAY
Karaman İl Kültür ve Turizm Müdürü Dindar Dilbaz, televizyon yüzünden komşuluk ve aile ilişkilerinin zayıflamaya başladığını söyledi.

Önceden ramazan gecelerinde teravih namazı sonrası belli evlerde sıra geceleri yapıldığını anlatan Dilbaz, şunları kaydetti:
“Bu sıra gecelerinde Karaman’a has yüksük oyunu, tura oyunu, yıldız sayma, yumurta saklama gibi oyunlar oynanıp büyüklerin anlattığı hikayeler, anılar yöresel masal ve efsaneler dinlenirdi. Şimdi ise değil mahalledeki insanların bir araya gelmesi apartman sakinleri bile birbirini tanımıyor. İnsanlar evde oturup televizyon seyretmeyi tercih ediyorlar.”

Aksaray’da da Karaman’dakine benzer durum gözleniyor. Teravihten sonra toplanan ailelerin, yüzük oyununu oynadığı belirtiliyor.

Bir tepsi üzerine ters çevrilmiş 9 fincan konulduğunu ve bunlardan birinin altına da yüzük saklandığını belirten yetkililer, “Oyunu kazanan ekip, kaybeden ekibi değişik yöntemlerle cezalandırırdı. Şimdilerde ise bu oyunlar televizyon yüzünden unutuldu” dedi.

KAYSERİ’DE ARABAŞI YEMEĞİ
Kayseri’de özellikle ramazan aylarında yapılan arabaşı adlı yemek, bir çok aileyi bir araya getirerek sohbet etme fırsatı yaratıyor.

Bazı yörelerde “Arabaşı” olarak adlandırılan, arabaşı, tavuk, hindi veya kaz etinin, kemiklerinden ayrılıp kavrulmuş un ile yapılan çorbasının, muhallebi kıvamında un ve su ile pişirilen hamurun birlikte yendiği, çok eski bir yemek olarak biliniyor.

Ramazan aylarında arabaşı, mutlaka birden fazla ailenin davet edilmesiyle, hep birlikte yenilen bir yemek olma özelliğini koruyor. Bir araya gelen aileler, ev sahibinin hazırladığı arabaşı sofrası etrafında toplanıp, hoşça vakit geçirmeyi tercih ediyorlar. Arabaşı yenilirken, çorbaya hamuru düşüren cezalı sayılıyor ve arabaşını yapacak kişi olarak ilan ediliyor.

Ramazan ayında ayrıca sahurun habercisi olan davulculara, evde hazırlanan kete, katmer gibi yiyeceklerden ikram edilmesi de gelenek olarak sürüyor.

Belediyelerin ve bazı alışveriş merkezlerinin sundukları Hacivat-Karagöz oyunları, cambaz ve illüzyon gösterileri de özellikle çocukların ilgisini çekiyor.

”RAMAZANIN İZMİR’İN TARİHİ KEMERALTI ÇARŞISI’NDAN ANLAŞILIRDI”
İzmir Tarihi ve Mutfak Kültürü Araştırmacısı, Gazeteci Yazar Nedim Atilla, Osmanlı döneminde çok dinli, çok kültürlü bir kent olan İzmir’in ramazan aylarında büyük heyecan ve hareketliliğe sahne olduğunu, bugün ise ramazan ayı geleneklerinin sadece kentin eski mahallelerinde yaşatıldığını söyledi.

Hristiyan ve Musevilerin de yaşadığı bir kent olan İzmir’de ramazan aylarında Müslüman geleneklerine büyük saygı gösterildiğini ifade eden Atilla, “İzmir’de çoğunluk Müslüman ahaliden oluştuğu için, farklı dinlere mensup kişiler de ramazan geleneklerine uyarlardı. Sokakta bir şey yememeye özen gösterirlerdi. Ramazan ayında büyük iftar sofraları düzenlenirdi ve bu sofralara katılan kişiler arasında din farkı gözetilmezdi” diye konuştu.

İzmir’de 18. ve 19. yüzyılda büyük iftar sofralarının düzenlendiğini, kadınların bütün mutfak hünerlerini ortaya koyduğunu söyleyen Atilla, gezginlerin seyahatnamelerinde “kentteki iftar sofralarında 140 çeşit yemek bulunduğuna” dair notlara rastlandığını belirttti.

Ramazan ayının gelmesinin İzmir’in tarihi çarşısı Kemeraltı’ndan anlaşıldığını ifade eden Atilla, şöyle dedi:
“En eski çarşılardan biri olan Kemeraltı’nda kuru bakliyatların, şekerlerin arabalarla merkeplerle evlere doğru taşındığı görülürdü. Hurmanın gelmesi ise dört gözle beklenirdi. Hicaz’dan gemilerin hurma getirmesi beklenirdi. Ramazan ayının başlamasından birkaç gün önce gemi körfeze yanaşırdı. Daha sonra sokak satıcıları hurma satmaya başlardı.”

Osmanlı dönemindeki ramazan gelenekleriyle bugünkü alışkanlıklar arasında “görgü” farkının bulunduğuna dikkati çeken Nedim Atilla, eskiden varlıklıların ramazan ayına özel yaptıkları yardımın “gizli” tutulduğunu söyledi.

EDİRNE’DE SELİMİYE MEYDANI’NDA RAMAZAN EĞLENCELERİ
Edirne’nin geleneklerini araştıran araştırmacı yazar Oral Onur, ramazan geleneklerinin birçoğunun kaybolmak üzere olduğunu belirterek, geçmişte Selimiye Meydanı’nda düzenlenen eğlencelerin de bu geleneklerden olduğunu söyledi.

Selimiye Camisi’nin bulunduğu meydanda ramazan ayında çocuklara kukla gösterileri sunulduğunu, yetişkinlerin ise ceviz ve fındık oyunları oynadığını bildiren Onur, artık bu geleneklerin terk edildiğini ifade etti.

Ramazan aydınlığının en etkileyici kaynağının ise Selimiye Camisi’nde iki minare arasına asılan mahyalar olduğunu söyleyen Onur, “Mahya, eskiden ipe asılı kandillerle yazılırdı. Bugünün aydınlatılmış gecelerinde mahyalar hala güzeldir ama geceleri karanlığa bürünen eski Edirne’de bu mahyalar müthiş etkileyici şeylerdi” dedi.

TEKİRDAĞ SAHİLLERİNİ SANDALLAR SÜSLERDİ
Tekirdağlı araştırmacı yazar Sezai Gençöz, ramazan geleneklerinin birçoğunun Tekirdağ’da kaybolmak üzere olduğunu belirterek, geçmişte Tekirdağlılar’ın ramazan ayında sandallarla sahil turları yaptığını söyledi.

Tekirdağ’da ramazan ayının 15’inci gününden sonra bayram hazırlıkları başladığını ifade eden Gençöz, “Ramazan aylarında sandallarla sahil turları düzenlenirdi. Evler bayrama hazırlanır, çocuklar için giyecek telaşı başlardı. Çocuklar bayram yerinde atlara, midillilere ve süslenmiş merkeplere binerlerdi” diye konuştu.

Gençöz, belediye binası ön bahçesindeki havuz kenarında ise sazların çalındığını ifade etti.

KIRKLARELİ’NDE RAMAZANDAN ÖNCE TANDIRLAR KURULURDU
Kırklarelili araştırmacı Zekeriya Kurtulmuş, kentte ramazan ayından önce tandırların yakıldığını ve bu tandırlarda çörek ve ekmeklerin pişirildiğini ifade etti.

Kurtulmuş, “Eskiden iftarda topluca oturup yemek yeme geleneği vardı. Bunda birliktelik, bir arada olma, eğlence amacı güdülüyordu. Bu gelenekler ne yazık ki artık yaşanmıyor” dedi.

ŞANLIURFA’DA BU AYA ÖZGÜ “KEHKE” VE “KÜLÜNÇE”
Şanlıurfa’da eski ramazanlarda, günler önce evlerde bu aya hazırlık olarak hummalı bir çalışma yapılırken, ayın başlamasıyla birlikte teravih namazından sonra kahvehanelerde “Arzu ile Kamber”, “Tahir ile Zühre” gibi hikayeler anlatılırdı. 

Folklor araştırmacısı Abuzer Akbıyık, geçmiş dönemlerde kentte ramazan ayı gelmeden önce, evlerde kadınların hummalı bir çalışma içerisine girdiğini söyledi.

Kadınların evlerinde ramazan ayı süresince yetecek kadar saclarda ekmek yaptığını, isot (kırmızı biber) biber salçası, turşu, şehriye ve peynir gibi çeşitli gıda maddelerini hazırladığını belirten Akbıyık, ayın başlamasıyla birlikte iftar vaktinde en güzel yemekleri hazırlamaya çalışan kadınların, bundan komşusuna da mutlaka ikramda bulunduğunu anlattı.

Kentte bu aya özgü olarak “kehke” (simit) hazırlandığını, bunun iftardan sonra ve sahurlarda çayla birlikte yenildiğini, ayrıca bu aya özgü baharatlı külünçe (pasta) hazırlandığını aktaran Akbıyık, iftar saatine yakın evlerde genellikle çocukların damlara çıkarak Ulu Cami’den atılan iftar toplarını sabırsızlıkla beklediğini söyledi.

Akbıyık, kentte unutulmaya yüz tutan eski ramazan gelenekleriyle ilgili şunları kaydetti:
“Şanlıurfa’da ramazan ayının en önemli geleneklerinden biri de ‘Meddahın’ anlattığı hikayelerdi. Özellikle kentin meşhur Köroğlu Kahvesi’nde ‘Meddah” gelir, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre ve buna benzer hikayeler anlatırmış. Vatandaşlar da teravihten sonra kahvehaneye gelir, hikayeleri dinlermiş. Meddah, ‘yarın akşam devamını anlatacağım’ diyerek hikayenin en heyecanlı yerinde hikayeyi kesermiş. Bu gelenek ay süresince devam edermiş.”

GAZİANTEP’TE RAMAZAN KAHKESİ GELENEĞİ SÜRÜYOR
Gaziantep ve yöresinde, hemen her evde ramazan kahkesi yapılması geleneği bozulmadı.

Kentte, ramazan ayında iftarda ve sahurda komşuların birbirlerine yemek gönderme adetleri, apartman yaşamıyla birlikte yavaş yavaş yok olmaya başladı. Geçmiş yıllarda kadınlar, sahur vaktinde çiğ köfte yoğurur, ya da yöresel firik pilavı yaparak dağıtırdı.

Gaziantep’te çok eski yıllarda sahurda dolaşan ramazan davulcuları, eşeklerle dolaşarak bahşiş toplardı. Ramazan davulcularına verilen bulgur, simit, pirinç ve şeker gibi bahşişler, eşeklerin sırtındaki heybelere yüklenirdi. Bugün ise ramazan davulcularına bahşiş olarak sadece para veriliyor.

Ramazan ayının sonlarına doğru evlerde yöresel ‘yuvalama’ yemeği yapma telaşı başlar, kadınlar bir araya gelerek, bayramda ikram edecekleri yuvalama ve bayram kahkesi yaparlardı. Bugün ise kadınlar, yuvalamayı lokantalardan almayı tercih ediyorlar.

ADIYAMAN
Adıyaman’da davulcular geçmiş yıllarda Adıyaman Kalesi’nde toplandıktan sonra, mahallelere dağılarak sahur için mahalleliyi uyandırırdı.

Davul çalan ekipler, kentin önemli meydan ve kavşaklarında karşılaştıklarında ise kahvehanelerden ya da akşam gezmesinden dönen vatandaşlara halay çektirir, şenliğe dönüşen bir kutlama yapılırdı.

Davulcular, ramazan ayının sonlarına doğru, kentin zengin olarak bilinen ailelerinin evlerine giderek, bahşiş toplardı.

Bugün davulcular artık tek bir merkezde toplanmadan, kendilerine ait mıntıkalarda davul çalıyor.

Adıyaman’da kadınlar ramazan ayı boyunca evde pişen iftar yemeklerinden komşulara ve muhtaç ailelere dağıtırken, aile büyükleri ziyaret edilerek ramazanları tebrik edilirdi.

SİİRT’TE ASIRLIK GELENEK “MELEDE ATEŞİ”
Siirt’te yaklaşık bin yıllık bir ramazan geleneği olduğu bildirilen “Melede ateşi” tekrar yaşatılacak.

Kaybolmaya yüz tutmuş geleneğin yeniden canlandırılması için Siirt Belediyesi ve ÇEKÜL Vakfınca çalışma başlatıldığı bildirildi.

Siirt Belediye Başkanı Mervan Gül, “Melede ateşi” geleneğinin yeniden canlandırılması için Park ve Bahçeler Müdürlüğü çalışanlarını görevlendirdiğini söyledi.

ÇEKÜL Vakfı Siirt İl Temsilcisi Ayhan Mergen ise kaybolmaya yüz tutmuş bazı geleneklerin yeniden canlandırılmasının, kentin gelişimi açısından önemli olduğunu belirtti.

“Melede ateşi” geleneği hakkında bilgi veren Mergen, şöyle dedi:
“İslamiyet öncesi dönemlerden kaldığını tahmin ettiğimiz bu gelenek, atalarımız İslamiyete geçtikten sonra da ramazan ayı arifesinde gerçekleştirilmeye başlandı. Geleneğin amacı, ateş yakılarak, çevrede bulunan yerleşim birimlerine oruç tutacakları günü haber vermekti. Bu gelenek daha sonra bir eğlenceye dönüştü. Mahallenin gençleri, evleri dolaşarak, ateş yakmak için çalı çırpı toplarlardı. Herkes bu gençlere para yardımında bulunurdu. Ateş, mahalle meydanında ikindi namazından sonra yakılırdı. İşte bu geleneği bu yıl yeniden canlandıracağız.”

KİLİS’TE RAMAZAN GEREBİÇİ
Kilis’te ramazan başlayınca herkes maddi durumuna göre ramazan gerebici ve ramazan kahkesi yaptırırdı.

Ramazan ayının ilk günü, bütün evlerde keşkek yapılır. Keşkeğin yapımında kullanılan dövmenin (buğday) insanların midesinde Allah’ı zikreden tespih görevi yaptığı düşünülür.

Geleneksel olarak ramazan ayı içerisinde bayramdan 15-20 gün önce hazırlanmaya başlanan Kilis’e özgü kahke ve gerebiçler, bayramlaşmaya gelen akraba, eş dost ve misafirlere ikram edilirdi.

Hazırlanan çerezler, tatlılar ve yemekler, iftar davetlerinde misafirlere ikram edilirdi.

Kilis’te esnaf, Ramazan Bayramı’nın yaklaşmasıyla dükkanlarını sabahlara kadar açık tutuyor.

Kahramanmaraş’ta da ramazan süresince bütün ekmekler susamlı çıkıyor. Ramazan’a özel pideler yapılmaya devam ediyor.

ANTALYA’DA RAMAZAN KÜLTÜRÜ, YÖRÜKLERLE BİRLİKTE KAYBOLDU”
Antalya Tanıtım Vakfı (ATAV) Yönetim Kurulu Başkanı Nizamettin Şen, Antalya’nın geleneksel ramazan kültürünün Yörüklerin değişen yaşamlarıyla birlikte kaybolduğunu bildirdi.

Şen, Antalya kültürünün belirleyici unsurunu yörük yerleşiminin oluşturduğunu söyledi. Antalya halkının çoğunluğunu oluşturan Yörüklerin günümüzde büyük oranda yerleşik hayat yaşadıklarını belirten Şen, Yörük yaşamının oluşturduğu kültürün Antalya’nın sosyo-kültürel yapısında da etkili olduğunu kaydetti.

Bundan 20-25 yıl öncesine kadar yazın yaylaya, kışın sahile inen ve hayvancılıkla geçinen Yörüklerin bugün hayvancılığı bırakmış olmalarına karşın, yaylaya çıkmaya devam ettiklerini ve bunu modern araçlarla gerçekleştirdiklerini vurgulayan Şen, Antalya’da geleneksel ramazan kültürünün, Yörüklerin değişen yaşamlarıyla birlikte kaybolduğunu savundu.

Ramazan ayının gelmesiyle birlikte kurulan panayır yerlerinde sihirbaz, Hacivat-Karagöz, kukla gösterisi ve meddah ile çeşitli gösteriler hazırlandığını anlatan Şen, bir dönem kent sakinlerinin belediye bandosunun çaldığı parçalar eşliğinde iftarlarını açtıklarını söyledi.

Ramazan gelmeden önce Antalya’da tandırların yakıldığını ve bu tandırlarda çörek, ekmek ve börekler pişirildiğini belirten Şen, şunları söyledi:
“Eskiden ramazanlarda çorbalar pişirilir ve fakir fukaraya dağıtılırdı. Bunlar içinde en önemlisi aşureydi. Ramazan aşuresiz geçmezdi. Çeşitli yemekler yapılırdı. Özellikle komşular ve akrabalar birbirlerine yemekler gönderirdi. Böylece her komşunun sofrası zenginleşirdi. Bu gelenek, az da olsa devam ediyor. Ramazan eğlenceleri düzenlenirdi. Çay eşliğinde yapılan sohbetler sahura kadar uzar, sahur yapıldıktan sonra yatmaya gidilirdi.”

Şen, Antalya’ya özgü ramazan geleneklerinin hemen hemen tamamına yakınının kaybolduğuna dikkati çekerek, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin geleneksel hale getirdiği ramazan şenliklerinde bunları nostalji olarak sergilemesinin unutulmaya yüz tutmuş geleneklerin yeniden canlanmasında etkili olacağını sözlerine ekledi.

ISPARTA’DA CAMİLER “TIRTIR” İLE SÜSLENİRDİ
Isparta Vali Yardımcısı Mehmet Yıldız, özellikle ramazan geleneklerinden günümüze çok azının geldiğini belirtti.

Yıldız, geçmişte, üç aylara girişle birlikte hayır işlerinin arttığını, halkın el birliğiyle mahalle camisini, minareyi, cami meydanlarını “tırtır” adı verilen renkli kağıtlarla süsledikleri, bunların başka mahallenin gençleri tarafından çalınmaması için de nöbet tutulduğunu anlattı.

Esnaf arasında, “Ahi Evran Geleneği”nin hala sürdürüldüğüne işaret eden Yıldız, bazı dükkan sahiplerinin kapıyı kilitlemeyip gitme, kandillerde iş yerlerini süsleme ve helva, pişi, pide dağıtma geleneklerini sürdürdüklerini söyledi.

Yıldız, Ramazan bayramlarında, her mahallenin zenginlerinden bir veya birkaç kişinin mahalledeki erkekleri yemeğe davet etme geleneğinin ise hala sürdüğünü sözlerine ekledi.

BURDUR’DA BÜYÜK İFTAR YEMEKLERİ
Burdur Kültür ve Turizm İl Müdürü Seyit Erdoğan, Burdur’daki ramazan geleneklerinin de diğer bölgelerde olduğu gibi hemen hemen kaybolmaya yüz tuttuğunu söyledi.

Ramazan ayının girmesiyle halkın iş ve ev yaşamını bu aya göre yönlendirdiğini kaydeden Erdoğan, özellikle bayram günlerinde bayramlaşmaya gelenlere önce kahve ikram edildiğini ve yanında tatlı ve su verildiğini anlattı.

Ramazanda sahur için davul çalan davulcuların, maniler söyleyerek kapı kapı gezdiğini, bayramlaşarak bahşiş topladıklarını kaydeden Erdoğan, davulculara mendil, kumaş, çorap, havlu gibi hediyeler verildiğini, bu geleneğin halen sürdürülmeye çalışıldığını bildirdi.

Erdoğan, ramazan yemeklerinde zengin fakir herkesin aynı sofradan yemek yemesinin sağlandığını belirterek, teravih namazı sonrası meddah, Hacivat-Karagöz gösterileri yapıldığını, gençler buralarda eğlenmeyi tercih ederken orta yaş ve üstü kişilerin her gün ayrı bir kişinin evinde toplanarak sohbetler yaptığını sözlerine ekledi.

SİVAS’TA UNUTULAN RAMAZAN GELENEĞİ: TEL HELVA
Sivas’ta eski ramazan günlerinde uzun emeklerle ortaya çıkarılan tel helva, artık unutulmaya yüz tutmuş gelenekler arasında yerini alıyor.

Kentte ramazan akşamlarında eşin dostun eğlence amacıyla bir araya gelerek yaptığı tel helva, bugünlerde unutulmaya yüz tuttu. Yakın akrabalar veya komşuların bir araya gelmesiyle zahmetlice hazırlanan tel helva, işi bilen kişilerin komutlarıyla hazırlanırdı. Tel helva eski günler kadar olmasa da bugün yine sevilerek yapılan bir tatlı türü.

BURSA’DA HACİVAT-KARAGÖZ GÖSTERİLERİ
Bursa’da, Karagöz ile Hacivat gösterileri, eskisi kadar ilgi görmese de hala geleneksel ramazan eğlencelerinin vazgeçilmezleri arasında bulunuyor.

Türkiye, hatta dünya genelinde çok sevilen ve beğeni toplayan Hacivat ve Karagöz’ün doğuş hikayelerine ilişkin bir çok rivayet bulunuyor. Gölge oyunu tekniğinin Türk halk kültüründe “Karagöz” olarak ne zaman ortaya çıktığına dair değişik görüşler bulunmakla beraber genelde Karagöz ve Hacivat’ın Bursa’da yaşamış gerçek karakterler olduğu ve 14. yüzyılda Orhan Camii inşaatında çalıştıkları görüşü kabul görüyor.

Bursa’daki ramazan eğlencelerinin değişmeyen karakterleri arasında yer alan, 19. ve 20. yüzyılların başında ramazan ayında tüm hanlarda hem eğlendirmek hem de sosyal mesaj vermek amacıyla oynatılan ve seyirci rekoru kıran Karagöz ve Hacivat oyunları, son yıllarda sadece belediyelerin ramazan etkinliklerinde yer alan eğlenceden öteye geçmiyor.

İftar ile sahur arasında geçen zamana çok önem verilen Bursa’da teravih namazı için büyük camilere gitme, camilerin mahyalarla süslenmesi gelenekleri hala sürerken, geçmiş yıllarda Pınarbaşı, Tophane gibi kentin en eski yerleşim bölgelerindeki kahvehanelerde teravihten sahur yemeğine kadar devam eden eğlence fasılları ise unutulan gelenekler arasında bulunuyor.

Kentte 20. yüzyılın ortalarına kadar süren ramazan ayında “hali vakti yerinde olan” kişilerin, evlerinin bahçelerine kurdukları sofralarda fakirlere iftar yemeği verme, kentteki 6 külliyenin aşevinde “ben açım” diyenlerin doyurulması geleneği de yerini, belediyelerin verdikleri iftar yemeklerine bırakmış görünüyor.

Bursa’da yaz aylarına denk gelen ramazan aylarında, Uludağ’dan buz ve kar getirerek suları soğutup içme geleneği de “beyaz cennet”te bu mevsimde kar bulmanın imkansız hale gelmesine yenik düştü.

Bursa’da, 20. yüzyılın başlarına kadar ramazanın ilk gününde yapılan, “11 ayın sultanı” olarak kabul edilen kutsal ayın gelişinin geleneksel bir yöntemle tüm kente duyurulmasını amaçlayan “ateş yakılması” geleneği de, günümüzde unutulan ramazan gelenekleri arasında yer alıyor.

Bu gelenekte, “gökyüzünde hilalin görüldüğü an” başladığı kabul edilen ramazan ayından bir hafta önce, Uludağ’da, ayın gökyüzünde en net görüldüğü yer olan Bakacak Tepesi’ne çıkarak çadır kuran dönemin yöneticileri ve vatandaşlar, akşamları izledikleri gökyüzünde ilk hilali görünce duman çıkacak şekilde tepede ateş yakar. Ateşin dumanını gören Tophane Tepesi’ndeki görevliler de top atışıyla ramazan ayının geldiğini tüm kente ilan ederler. Günümüzde bu geleneğin yerine Tophane semtinde her akşam iftarda ramazan topu atılıyor.

KÜTAHYA’DA “KÜPECİK” GELENEĞİ
“Küpecik”, Kütahya’da hala devam eden bir ramazan geleneği. Ramazan ayı akşamlarında aynı mahallede ya da sokakta oturan çocuklar, 5-6 kişilik gruplar oluşturarak kapı kapı dolaşırlar. Evlerin zillerini çalan çocuklar, “küpecik” manisini okuyarak bahşiş isterler. Ev sahipleri de gelen çocuklara ya ikramda bulunur ya da bahşiş olarak para verir. Çocuklar da aralarında topladıkları paralarla mahalle bakkalından yiyecek alarak aralarında paylaşırlar.

Çocukların kapı kapı dolaşarak okudukları “Küpecik” manisi şöyle:

Heey! küpecik, küpecik,
Yağdan, baldan küpecik.
Yağ olmazsa bal olsun,
Ev sahibi sağ olsun.

Ev sahibi, evde misin?
Evde değil dağda mısın?
Dağda yılan kışlasın
Allah çocuğunuzu bağışlasın.

Al yanaklı yenge!
Merdimandan in de gel!
Sarı yirmibeşliği,
Al da gel, al da gel!

YALOVA
Folklor araştırmacısı Nuri Taner, sahur vaktini insanlara haber vermek için sokaklarda davul çalarak gezen gençlerin söyledikleri Yalova’ya ilişkin maniler bulunduğunu söyledi.

Eskiden özellikle köylerde ramazan geceleri topluca gezip davul çalarak, Yalova’ya ve ramazana özgü maniler söyleyen gençlerin bulunduğunu belirten Taner, şu anda bu manilerin çoğunun unutulduğunu kaydetti.

Köy köy, mahalle mahalle gezerek bu manilerin bir kaçına ulaştığını dile getiren Taner’in ulaşabildiği manilerden ikisi şöyle:

Ne uyursun uyursun
Uyku da ne bulursun
Al abdesti kıl namazı
Belki cennetlik olursun.

Sabahtır ezana bak
Kalbini bozana bak
Azrail’in ne suçu var
Defteri yazana bak.

Taner, bir dönem ramazan gecelerinin en yaygın eğlencesi olan tombalanın da asıl amacından uzaklaşarak kumar haline geldiğini savundu.

Tombalanın, geçmiş zamanlarda Yalova’da ramazan gecelerinin en yaygın eğlencesi olduğunu ifade eden Taner, şöyle konuştu:
“İftardan sonra başlayıp sahur vaktine kadar devam edilen tombala çekilişleri vardı. Tombala çekilişinde verilecek değerli hediyeler bulunurdu. Ancak, tombalanın giderek kumara döndüğü son dönemlerde ise hediyelerin boyutları daha da büyümeye başlamıştı. Ve zamanla bu gelenek özünden koptu. Zaman zaman küçük çekilişler halinde düzenlenmeye devam edilse de artık bu eğlenceli gelenek unutuldu diyebiliriz.”

Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.