Nevşehir'de hasat sonrası kurulan kara kazanlarda kaynatılan hedik, damlarda kurutulup sohularda dövülerek bulgura dönüşürdü. Yıllarca süren bu imece geleneği, bugün eski fotoğraflar, yöresel anlatımlar ve türkülerle yaşatılıyor.
Tahta kaşıkla hedik yiyen çocuklar, dam başında kuruyan buğdaylar, sohu sesleri ve komşuluk dayanışması...
Nevşehir'de yaz mevsimi yalnızca hasat zamanı değil, aynı zamanda imecenin, paylaşmanın ve bereketin de mevsimiydi. Harman kalkar kalkmaz köylerde büyük kara kazanlar kurulur, "hedik" kaynatılır, kışın sofralarını süsleyecek bulgur günler süren emekle hazırlanırdı. Bugün ise bu köklü gelenek, hafızalarda ve eski fotoğraflarda yaşamaya devam ediyor.
Nevşehir'in köylerinde Temmuz sonu ile Eylül ayları arasında başlayan bulgur kaynatma geleneği, yıllarca aileleri ve komşuları aynı kazan etrafında buluşturdu. Buğday önce yıkanır, ardından büyük bakır kazanlarda saatlerce kaynatılırdı. Pişen buğdaya yörede "hedik" denirdi.
Henüz sıcakken çocuklara ve komşulara ikram edilen hedik, daha sonra damlara serilerek güneşte kurutulur, ardından sohu adı verilen taş havanlarda tohmaklarla dövülerek kabuğundan ayrılırdı. Son aşamada el değirmenlerinde çekilen buğday, sofraların vazgeçilmezi olan bulgura dönüşürdü.
1960'lı Yıllardan Bir Nevşehir Ağzı
Prof. Dr. Zeynep Korkmaz'ın 1960 yılında derlediği Nevşehir ve Yöresi Ağızları adlı çalışmada, Nevşehirli Pembiş Dörtkol bulgur kaynatmayı yöresel ağızla şöyle anlatıyor:
"Ne iş görüyon diyene 'bulgur gaynadıyoh' derik... Şah şah gaynıyacah... Damlara sererik, guruyunca sohu da tohmahla döverik... Sonra motora veriyoh, bulgur olur..."
Bu anlatım, sadece bulgurun nasıl yapıldığını değil, Nevşehir'in kendine özgü konuşma dilini ve günlük yaşam kültürünü de günümüze taşıyor.
Dam Başında Beklenen Hedikler
Yüksekli köyünden Hasan Balıkçı da çocukluk yıllarını şu sözlerle anlatıyor:
"Eskiden hedik kaynatır, dam başına serip yanında yatardık. Kuruyunca sohu da tohmahla döverek temizler, el değirmeninde bulgur yapılırdı. İşin sonunda horoz kesilir, mevsim meyveleriyle ikram yapılırdı. Bu iş makineleşince yeni nesil bunların hiçbirini göremedi. Bulgur sohu'su nedir desen bilmez."
Bir Fotoğrafın Anlattıkları...
1967 yılında Alman fotoğrafçı Guenter Reitz tarafından Nevşehir'de çekilen kare ise dönemin yaşamını özetliyor. Evinin eşiğinde, neredeyse kendisi kadar büyük tahta kaşığıyla hedik yiyen küçük bir kız çocuğu... Kapı aralığından yün eğiren iki kadın... O fotoğraf, yalnızca bir anı değil, Nevşehir'in gündelik hayatının sessiz tanığı olarak hafızalarda yerini koruyor.

Türkülere Konu Olan Bulgur
Bulgur, Nevşehir'de yalnızca sofraların değil, türkülerin de konusu oldu.
Yöreye ait "Evlerinin Önü Bulgur Sokusu" türküsünde geçen;
"Evlerinin önü bulgur sokusu..."
"Evlerinin Önü Bulgur Sokusu" Nevşehir Yöresinden Türkü Sözü
Evlerinin önü bulgur sokusu
Karşı yerden geliyor yarin kokusu
Giyinmiş kuşanmış hasların hası
Ceylan gözlerine kurban olduğum
Ela gözlerine hayran olduğum
Sürmeler çekilmiş ela gözüne
Sırma belikleri inmiş dizine
Ağlarım ağlarım bakmaz yüzüme
Ceylan gözlerine kurban olduğum
Ela gözlerine hayran olduğum
Seher yeli esip durmaz coşuyor
Çifte yanağında güller açıyor
İreyhan olmuş da koku saçıyor
Ceylan gözlerine kurban olduğum
Ela gözlerine hayran olduğum
sözleri, bir zamanlar her evin önünde yankılanan tokmak seslerini, imeceyi ve bereketi bugün bile hatırlatıyor.

Bir Yemekten Fazlası
Nevşehir'de bulgur; yalnızca bir gıda değil, paylaşmanın, emeğin ve dayanışmanın simgesiydi. Kazanların başında başlayan yolculuk, damlarda kuruyan hediklerle, sohularda dövülen buğdaylarla ve el değirmenlerinde çekilen bulgurla tamamlanırdı.
Bugün modern makineler işleri kolaylaştırmış olsa da, kara kazanlarda kaynayan hediklerin buğusu, çocukların sıcak hedik için sıraya girdiği günler ve imece ruhu, Nevşehir'in kültürel hafızasında yaşamaya devam ediyor.








