Nevşehir’in tarihi Herikli Camii’nin eski imam hatiplerinden Hafız Durmuş Sağcan, vefatının üzerinden 50 yılı aşkın süre geçmesine rağmen hayatı, hatıraları ve anlattığı hikâyelerle yaşatılmaya devam ediyor. 1901-1974 yılları arasında yaşayan Sağcan’ın hayatı; imamlık, hafızlık, çerçilik, celepçilik ve hikâye anlatıcılığıyla Nevşehir’in yakın tarihine ışık tutuyor.
NEVŞEHİR – Nevşehir’in geçmişine iz bırakan isimlerden biri olan Hafız Durmuş Sağcan, aradan geçen yarım asra rağmen ailesi ve onu tanıyanların aktardığı hatıralarla yaşamaya devam ediyor.
Tarihi Herikli Camii’nin eski imam hatiplerinden olan Durmuş Sağcan, halk arasında “Azizler” olarak bilinen köklü bir aileye mensuptu.
1901 yılında dünyaya gelen Sağcan, hayatının farklı dönemlerinde çerçilik ve celepçilik yaparak geçimini sağladıktan sonra dini eğitim alarak imamlık görevine başladı. Uzun yıllar Herikli Camii’nde imam-hatip olarak görev yapan Sağcan, özellikle Ramazan aylarında teravih namazlarını hatimle kıldırması, dini bilgisi ve güçlü hafızasıyla tanındı.
1974 yılında hayatını kaybeden Hafız Durmuş Sağcan’ın kabri ise vasiyeti üzerine Hasan Emmi Türbesi’nin bahçesinde, Göremeli Hakkı (Sutekin) Paşa’nın yanında bulunuyor.
TORUNUNDAN DEDESİNE DUYGUSAL VEFA
Nevşehir’in tanınmış mimarlarından, Kent Tasarım Restorasyon Mimarlık işletmesinin sahibi Faruk Sağcan, sosyal medya hesabından dedesi Hafız Durmuş Sağcan’a ait fotoğrafları paylaşarak onun hayatına ilişkin önemli bilgileri kamuoyuyla paylaştı.
Faruk Sağcan paylaşımında dedesi için şu ifadeleri kullandı:
“Dedem, Hafız Durmuş Sağcan (1901-1974). Herikli Camii eski imamlarından. Lakapları; Azizler. Kabri, vasiyeti üzere Hasan Emmi Türbesi'nin hemen yakınında Göremeli Hakkı (Sutekin) Paşa'nın yanında. Tüm geçmişlerimize rahmet olsun, mekânları cennet olsun.”
Faruk Sağcan’ın aktardığı geniş kapsamlı bilgilerde, dedesinin yalnızca dini kimliğiyle değil, yaşadığı dönemin sosyal ve ekonomik hayatına ilişkin hatıralarıyla da dikkat çektiği görülüyor.
“DURMUŞ HOCA”NIN NEVŞEHİR’DEKİ HAYATI
Aile anlatımlarına göre Hafız Durmuş Sağcan, Herikli aşiretindendi. Soyadı Kanunu sonrasında ilk soyadının Akyıl olduğu, daha sonra kendi isteğiyle soyadını Sağcan olarak değiştirdiği aktarılıyor.
Mahallede “Azizler” lakabıyla tanınan Sağcan’ın evi, bugün Yalçın Çıkmazı olarak bilinen, eski adıyla “Daracık” denilen sokağın sonunda bulunuyordu.
Aile anlatımında sokağın çevresindeki evler ve mahalle sakinleri de ayrıntılı biçimde aktarılıyor. Sokağın bir tarafında Hafızzetlerin, diğer tarafında ise Bulgur Dingi ve Demir Hafızların evlerinin bulunduğu; çıkmaz sokakta Bezmezler, Güldane Teyze, Ağanın Bekir (Eyileten) ve Hamide Dudu gibi komşuların yaşadığı belirtiliyor.
İKİ EVLİLİKTEN YEDİ ÇOCUK
Hafız Durmuş Sağcan’ın ilk evliliğinden Ömer, Mehmet, Cemal ve Hamiyet isimlerinde dört çocuğu dünyaya geldi.
İlk eşinin vefatının ardından Develi Sendiremeke’den gelen Ayşe Hanım ile ikinci evliliğini yapan Sağcan’ın bu evlilikten de Mustafa, Esat ve Hayriye isimlerinde üç çocuğu oldu.
İMAMLIKTAN ÖNCE ÇERÇİLİK VE CELEPÇİLİK YAPTI
Durmuş Sağcan’ın Herikli Camii’nde imamlık ve hocalık yapmaya başlamadan önce gençlik yıllarında çerçilik ve celepçilik yaptığı aktarılıyor.
Celepçilik işini bir ortağıyla birlikte yapan Sağcan, doğu illerine giderek Erzincan, Erzurum ve Kars havalisinden inek ve tosun gibi hayvanlar satın alıyordu.
Hayvanları trenle Himmetdede’ye kadar getiren ortaklar, buradan hayvanları yayarak Nevşehir’e ulaştırıyor, hayvanları merkezde ve köylerde çoğu zaman senet karşılığında satıyordu. Köylülerin hasatlarını kaldırıp para kazanmalarının ardından da alacaklarını tahsil ediyorlardı.
Çerçilikte ise eşek veya at arabalarıyla çevre köy ve kasabalara giderek dönemin temel ihtiyaçlarını halka ulaştırıyorlardı.
Bakkal ve marketlerin bugünkü kadar yaygın olmadığı o dönemde çay, şeker, un ve tuz gibi temel ihtiyaçlar çerçiler aracılığıyla köylere ulaştırılıyordu.
KIRŞEHİR YOLUNDA EŞKIYALARLA KARŞILAŞTI
Durmuş Sağcan’ın hayatındaki dikkat çekici hatıralardan biri de çerçilik yaptığı yıllarda yaşadığı eşkıya olayıydı.
Aileden aktarılan bilgilere göre 1940’lı yıllarda Kırşehir ve Mucur taraflarına iki at arabasıyla çerçiliğe çıkan Sağcan ve arkadaşlarının önü eşkıyalar tarafından kesildi.
Eşkıyalar at arabalarına ve mallara el koyarken, Sağcan ve arkadaşlarını da bağlayarak olay yerinden uzaklaştı.
Bir süre sonra bağlarını çözmeyi başaran Sağcan ve arkadaşları, at arabalarını uzakta terk edilmiş halde buldu ancak malların tamamının alındığını gördü.
Olayın ardından jandarmaya giderek şikâyette bulunan grup, kısa süre içerisinde eşkıyaların yakalandığı bilgisine ulaştı.
Mahkemede kendilerini soyan kişileri teşhis etmeleri istendiğinde, eşkıyaların başının tehditkâr şekilde “İyi bah lan Nevşeerli” şeklinde seslendiği aktarılıyor.
Ancak korkmadan teşhis yapan Sağcan ve arkadaşı, şüphelilerin yakalanmasını sağladı.
Aile anlatımına göre eşkıyalar daha sonra hapisten kaçırıldı ancak yeniden yakalandıkları ve idam edildikleri haberi Nevşehir’e ulaştı.
ASKERDE ŞOFÖRLÜK EĞİTİMİ ALDI
Durmuş Sağcan’ın hayatındaki bir başka dikkat çekici dönem ise askerlik yıllarıydı.
1937-1938 yıllarında askerlik görevini yaparken şoförlük eğitimi aldığı aktarılan Sağcan, Dersim İsyanı döneminde Niğdeli bir askerle birlikte göreve çağrıldı ve Kayseri’ye gitti.
Ancak yalnızca bir kişinin alınacağının bildirilmesi ve kurada Niğdeli askerin çıkması üzerine yeniden Nevşehir’e döndü.
Dönüş sırasında dönemin şartlarını ve adli uygulamalarını yansıtan bir idam olayına tanık olduğu da aile anlatımında yer alıyor.
DİNİ EĞİTİMİNİN ARDINDAN İMAMLIĞA BAŞLADI
Durmuş Sağcan’ın imamlık görevine tam olarak hangi tarihte başladığı bilinmemekle birlikte, Demir Hafız ve Kıratlı Hocalardan hafızlık ve dini bilgiler eğitimi aldığı aktarılıyor.
Aile anlatımına göre Sağcan, kendisine eğitim veren hocalarını hayatı boyunca hayır ve hürmetle andı.
Muhtemelen 1940’lı yıllarda imamlık görevine başlayan Sağcan, uzun yıllar Herikli Camii’nde imam-hatip olarak görev yaptı.
Okuma yazma bilmesine rağmen Diyanet İşleri Başkanlığının talebi doğrultusunda dışarıdan bitirme sınavlarına girerek ilkokul diploması da aldı.
1967 yılında Nevşehirli diğer din adamlarıyla birlikte Hac vazifesini yerine getiren Sağcan, bilindiği kadarıyla müezzin Halil İbrahim Hoca ile birlikte imamlık görevini son dönemlerine kadar sürdürdü.

SABAH NAMAZI SONRASI METERİS’TE CEMAATLE BULUŞURDU
Durmuş Hoca’nın günlük yaşamına ilişkin anlatılan hatıralar da dönemin Nevşehir’ine ışık tutuyor.
Sabah namazının ardından Türkmen Mahallesi’nin adeta çarşısı konumundaki Meteris’te bulunan bir kahveye giden Sağcan, burada camiden çıkan cemaatle bir süre sohbet ederdi.
Köylerden gelenlerden satın aldığı sebze ve meyvelerin yanı sıra fırından pide alarak evine döndüğü aktarılıyor.
Ancak onu mahallede unutulmaz kılan özelliklerinden biri, masal ve hikâye anlatıcılığıydı.
NEVŞEHİR’İN “HAFIZ AĞA”SI HİKÂYELERİYLE DE TANINIYORDU
Durmuş Sağcan’ın en bilinen özelliklerinden biri, anlattığı uzun masal ve hikâyelerdi.
Kahvede çay içerken çevresindekilerin kendisinden hikâye anlatmasını istediği, onun da çoğu zaman uzun anlatılara başladığı aktarılıyor.
Bazen evlerde, bazen de insanların toplu olarak bulunduğu yerlerde hikâyeler anlatan Sağcan, dinleyenleri adeta anlatının içerisine çekiyordu.
Aile anlatımlarından birine göre kadınlar mahallede birlikte bulgur ve buğday işlerken veya yufka yaparken Durmuş Hoca onlara hikâyeler anlatır, ezan okunduğunda ise hikâyeyi tam en heyecanlı yerinde bırakıp “arkası yarın” diyerek namaza giderdi.
Hikâyenin devamını merak edenler ise ertesi gün yeniden bir araya gelirdi.
PEYGAMBERLERDEN HALİFELERE, HATEM-İ TAİ’DEN YEREL HİKÂYELERE
Durmuş Hoca’nın anlattığı hikâyelerin önemli bölümünü İslam’ın ilk dönemleri, peygamberler ve halifeler tarihi oluşturuyordu.
Hz. Muhammed’in hayatından kesitler, savaşlar, Hz. Musa’nın asası, Hz. Salih’in devesi, Hz. Süleyman, Hz. Hamza’nın şehadeti ve Hz. Ali’nin kahramanlıkları gibi dini ve tarihi anlatılar, onun hikâyeleri arasında yer alıyordu.
Bunun yanında halk arasında kuşaktan kuşağa aktarılan masal ve hikâyeleri de anlatıyordu.
Hatem-i Tai hikâyeleri, Binbir Gece masalları, Yedi Uyurlar, Kırkyalan, İlfat, Kaya’nın orada eşkıyalık yapanlar ve Nevşehir’e özgü çeşitli yerel hikâyeler de Durmuş Hoca’nın anlatı dünyasının parçalarıydı.
Bir süre sonra Hatem-i Tai hikâyelerinin bulunduğu bir kitap edinen Sağcan’ın, kitapta yazılanların daha önce anlattıklarıyla büyük ölçüde örtüşmesinden memnuniyet duyduğu da aktarılıyor.
HİKÂYE ANLATMA GELENEĞİ OĞLUYLA DEVAM EDİYOR
Durmuş Hoca’nın hikâye anlatıcılığı geleneğinin ailesinde de sürdüğü belirtiliyor.
Oğullarından Esat Sağcan’ın, aile ve yakın çevre içerisinde bu geleneği bir anlamda devam ettirdiği ifade ediliyor.
Bu yönüyle Hafız Durmuş Sağcan yalnızca bir din adamı olarak değil, aynı zamanda dönemin sözlü kültürünü taşıyan ve aktaran önemli bir mahalli anlatıcı olarak da hatırlanıyor.
VEFATINDAN ÖNCE TORUNUNA İSİM VERDİ
Hafız Durmuş Sağcan, hayatının son günlerinde de ailesine dair önemli bir hatıraya imza attı.
Vefatından 2-3 gün önce dünyaya gelen torununa “Kamil (Cem Kamil)” adını verdi.
Eylül 1974’te, Yalçın Çıkmazı’ndaki evinde hayatını kaybeden Durmuş Hoca, vasiyeti üzerine Hasan Emmi Türbesi’nin yakınında, Göremeli Hakkı Paşa (Sutekin) ile yan yana defnedildi.

NEVŞEHİR’İN GEÇMİŞİNDEN BUGÜNE KALAN BİR HATIRA
Aradan geçen yarım asırdan fazla zamana rağmen Hafız Durmuş Sağcan, ailesinin aktardığı hatıralar ve eski fotoğraflarıyla Nevşehir’in geçmişinde yaşamaya devam ediyor.
Onun hayatı; bir yandan hafızlık ve imamlık geleneğini, diğer yandan Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki Nevşehir’in sosyal ve ekonomik hayatını, çerçilik ve celepçilik gibi artık büyük ölçüde tarihe karışmış meslekleri ve mahalle kültürünü yansıtıyor.
Kahvelerde, evlerde ve mahalle toplantılarında anlattığı hikâyeler ise dönemin sözlü kültür mirasının önemli bir parçasını oluşturuyor.
Bu kapsamlı hayat hikâyesi, Esat Sağcan’dan büyük ölçüde alıntılanarak derlenip yazıya döken Yüksek Mimar Faruk Sağcan’ın aktarımlarıyla günümüze ulaştı.
1901’de başlayan, 1974’te sona eren bir ömür… Ancak Hafız Durmuş Sağcan’ın hatırası, yetiştirdiği nesiller, anlattığı hikâyeler ve Nevşehir’in hafızasında bıraktığı izlerle yaşamaya devam ediyor.
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
Ruhu için El Fatiha…

Hanımı ve Kızıyla...

Hac vazifesi yolculuğu sırasında.






