Türkiye’nin tanınmış manevi önderlerinden Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, Nevşehir Külliyesi Hacı Süleyman Köybaşı Camisi’nde düzenlenen “Büyük Bir Buluşma ve Hasret Giderme Programı”nda Nevşehirli vatandaşlarla bir araya geldi. Yoğun ilgi gören programda güzel ahlak, edep, kulluk ve tefekkür konuları ele alındı.

Türkiye’nin önde gelen alim ve manevi büyüklerinden Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, Nevşehir’de düzenlenen sohbet programında vatandaşlarla buluştu.

Tasavvuf ve İslami ilimler alanındaki sohbetleriyle tanınan Topbaş Hocaefendi’nin Nevşehir’e geleceğini öğrenen vatandaşlar, il merkezi ve çevre ilçelerden programa yoğun katılım sağladı. Nevşehir Külliyesi Hacı Süleyman Köybaşı Camisi’nde gerçekleştirilen “Büyük Bir Buluşma ve Hasret Giderme Programı”nda cami tamamen doldu.

Şehitler için dua edildi

Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda, başta Çanakkale Zaferi, İstiklal Savaşı, 15 Temmuz ve Afrin olmak üzere vatan uğruna şehit olan tüm kahramanlar için dualar edildi.

Duanın ardından Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, camiyi dolduran kalabalığa hitap ederek güzel ahlak, edep, kulluk, tefekkür ve insanın hayat yolculuğu üzerine sohbet gerçekleştirdi.

“Bir mekteb-i âlemdeyiz”

Konuşmasında insanın dünyadaki hayatını bir imtihan ve eğitim süreci olarak değerlendiren Topbaş Hocaefendi, insanın yaratılış gayesini ve Allah’a kulluk sorumluluğunu anlattı.

Topbaş Hocaefendi, sohbetinde “Bir mekteb-i âlemdeyiz. Bu mekteb-i âlemde Âdem -aleyhisselâm-’dan son insana kadar bu mektep devam edecek.” ifadeleriyle insanın dünya hayatındaki yolculuğuna dikkat çekti.

Kur’an-ı Kerim’in ilk ayetlerinden “Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” emrine de değinen Topbaş Hocaefendi, insanın yalnızca bilgi edinmekle kalmaması, aynı zamanda kâinatı, yaratılışı, ilahi kudret ve sanatı tefekkür etmesi gerektiğini vurguladı.

“Güzel ahlakta seviye katedecek”

Sohbetinde Peygamber Efendimiz’in örnek hayatına ve güzel ahlaka ayrı bir yer veren Topbaş Hocaefendi, insanın Allah Resulü’nün terbiyesine girmesi ve güzel ahlakta ilerlemesi gerektiğini ifade etti.

Topbaş Hocaefendi, konuşmasında insanın bu dünyadaki temel sorumluluklarından birinin Allah’a kulluk etmek olduğunu belirterek, “Kul olmayı okuyacak. Bu mektebin dersi: ‘Liya‘budûn’ Allah’a kul olmak.” ifadelerini kullandı.

İnsanın yaratılışını ve hayatın anlamını sorgulaması gerektiğini de dile getiren Topbaş Hocaefendi, “Geliş niye, gidiş niye, bu akış nereye?” soruları üzerinden tefekkürün önemine dikkat çekti.

“Sıfır sermaye ile geldik”

İnsanın sahip olduğu tüm nimetlerin Allah’ın lütfu olduğunu belirten Topbaş Hocaefendi, şükür ve tevazu içerisinde yaşamanın önemini vurguladı.

Topbaş Hocaefendi, “İlâhî lütufları okuyacak, ‘hiç’liğini okuyacak. Sıfır sermaye ile geldik. Ne kadar meziyetimiz varsa hepsi Cenâb-ı Hakk’a ait. Şükran hissinde olacağız.” dedi.

Sohbetinin sonunda rahmet insanı olabilme temennisinde bulunan Topbaş Hocaefendi, “Cenâb-ı Hak cümlemize rahmet insanı olabilmeyi, lûtfuyla, keremiyle, ikram eylesin.” duasında bulundu.

Nevşehir Külliyesi Hacı Süleyman Köybaşı Camisi’nde gerçekleştirilen program, vatandaşların yoğun ilgisiyle tamamlandı.

OSMAN NURİ TOPBAŞ KİMDİR?

1942 yılında İstanbul Erenköy'de doğdu. Babası Mûsâ Topbaş, annesi de H. Fahri Kiğılı'nın kerîmesi Fatma Feride Hanım'dır. İlk eğitimini Erenköy Zihni Paşa İlkokulu'nda tamamladı. İlkokul yıllarında özel Kur'ân eğitimi aldı. 1953 yılında İstanbul İmam-Hatip Okulu'na girdi. O yıllarda bu okul, Osmanlı'nın ulu çınarlarının bakıyyeleri sayılan M. Celâleddin Ökten, Mâhir İZ gibi üstadların, Nureddin TOPÇU gibi Batı'da eğitim almış mütefekkirlerin hocalık yaptığı önemli bir kurumdu. Amcası ve akrânıÂbidin Topbaş ile bu okulu 1960 yılında tamamladı. İmam-Hatipli yıllarda söz konusu yaşlı hocalardan başka M. Zekâi Konrapa, Yaman Dede (Abdülkadir Keçeoğlu), Ahmet Davutoğlu, Mahmud Bayram, Ali Rızâ Sağman hocalardan ders aldı. İmam-Hatip yıllarında Üstad Necip Fâzıl'ı tanıdı. O'nun yakın çevresinde bulundu, sohbetlerinin müdâvimi, Büyük Doğu dergisinin takipçisi, eserlerinin okuyucusu ve de fikirlerinin maddî ve mânevî destekçisi oldu. İmam-Hatip Lisesi'ni tamamladıktan sonra bir süre ticaret ve sanayi ile meşgul oldu. 1962 yılında askerliğini amcasıyla birlikte Siirt-Tillo'da yedek subay öğretmen olarak yaptı. Görevi sırasında gönlüne öğretmenlik sevdâsı düştü ve insanları eğitmekten ve gençlerle meşgul olmaktan haz alır oldu. Askerlik dönüşü tekrar kendini sanayi ve ticaretin içinde buldu. Ancak o, ilim ve hayır hizmetlerinden hiç kopmadı. İlim Yayma Cemiyeti'nde faal olarak çalıştı. Kendi işyeri âdeta bir hayır kurumu ve vakıf gibiydi; talebelere burs verir, fukaraya yardımcı ve destek olurdu. Âilenin hayır hizmetleri âdeta onun uhdesindeydi. Yazıhânesindeîfâ ettiği bu hizmetleri Hüdâyî Vakfı'nın kuruluşundan sonra bu vakfa taşıdı. Kuruluşuna öncülük ettiği vakfın hizmet ufkunu önce ülkelere sonra kıtalara açtı. Türkî Cumhuriyetler başta olmak üzere bütün kardeş millet ve topluluklardan gelen gençlere maddî ve mânevî destekte bulunarak yetişmelerinde yardımcı oldu. Tarih, edebiyat ve şiire merakı sebebiyle 1990'lı yıllardan sonra yazı hayatına başladı.