Ahıska Türklerinin Dramı


Metin SAKINÇ

Metin SAKINÇ

Okunma 15 Kasım 2018, 19:10

AHISKA TÜRKLERİNİN DRAMI

Ahıska Türkleri, Ahıska diye anılan anavatanlarında yüzyıllar boyu hüküm sürmüştür. “Türklerin Ahıska dediği şehre, Gürcüler , Sa- Mskhe, Akhalsikhe, Sa- Atabago gibi isimler kullanmaktadırlar. Bunlardan, Sa-Mskhe, Meskhi yurdu; Akhalsikhe, yeni kale; Sa-Atabago, Atabek yurdu, anlamına gelmektedir. Bu isimler bile, bölgenin çok eski bir Türk memleketi olduğu konusunda fikir vermeye yeterlidir. Ahıska, Dede Korkut Kitabı’nda Ak-Sıka/Ak-Kale; 481 yılında Akesga adıyla anılan Eski Oğuzlar beldesidir. 2700 yıllık bir Türk yurdudur.”(Taşdemir, 2005: 78). Ahıska Türklerinin dramı ise anavatanlarından sürgün edilmeleriyle başlar.

İkinci Dünya Savaşı’nda kırk bin askerle Rusya için savaşan Ahıska Türkleri, savaşta 25 bin neferini kaybetmenin mükâfatını vatansız kalarak ödemek zorunda bırakıldılar. Almanya-Rusya Savaşı’nda en uzak bölgede olup, savaşın bedelini canlarıyla ödeyen soydaşlarımızın dramı yüreğimizin en derinlerinde en yüce sesle yankılanmaya devam ediyor.

Zamanlar ve coğrafyalar değişse de zulümler hep aynı, acının muhatabı kadın, çocuk, yaşlı… 15 Kasım 1944 tarihinde bölge halkı, bu toprakların düşman işgaline uğrayabileceği ihtimaline karşı –sözde sebep- topyekûn evlerinden çıkartılarak sürgün edildi.Evlerinin önüne getirtilen askeri kamyonlara yiyecek dahi yanlarına alamadan doldurulan soydaşlarımız, tren istasyonlarında soğuk kış şartlarına rağmen üstü açık, korunaksız bir şekilde kadın, çocuk, yaşlı demeden doldurularak uzun bir yolculuğa mecbur bırakıldı. Okuduğumuz hatıratlarda insanların soğuktan, açlıktan ve yoğunluktan öldüğünü; sağ kalanların hastalıkla amansız mücadelesini öğreniyoruz. İnsani ihtiyaçların bile sağlanamadığı kargo vagonları tarihi bir zulmün dilsiz şahitliğine ev sahipliği yapıyordu. Orta Asya’ya uzanan sürgünde insanlar hiçbir tedbir alınmadan yeni coğrafyalarda yaşamaya maruz bırakıldı. Toprak, ev, iş, aile hiçbir şey eskisi gibi değildi. 1956 yılına kadar hiçbir Ahıskalı bulunduğu kampı/yeri terk edemedi. Kırım Türkleri ile Ahıska Türkleri anavatanlarını dahi ziyaret edemiyordu. Bu tarihten sonra defalarca dünya kamuoyunda seslerini duyurmaya çalışan soydaşlarımız her zaman bir engellemeyle karşılaştı.“Nihayet Ahıskalıların Türkiye’ye kabul ve iskânına dair kanun 2 Temmuz 1992’de Bakanlar Kurulundan çıktı ve bir kısım aileler Iğdır’a yerleştirildi.” (Taşdemir, 2005: 148).

Ruslar’ın 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar ile mücadele ederken anavatanları Türkiye’ye ilhak olmak istemelerinden ve Türkiye’nin Kafkas politikasından korkarak başlattığı zulüm, bugün de dram hikâyeleriyle canlıdır. Ermenilerin, Gürcülerin Ahıska bölgesindeki emelleri mazlum insanların kaderini olumsuz etkiledi. Türkiye’nin bir tehdit olarak görülmesi, bölge halkıyla bağlarının koparılmaya çalışılması siyasi emellerinin bir sonucudur.

Atamız bellidir, soyumuz belli; sıkıntı çekeriz belki ama bizler Türkoğlu Türk’üz. Irkçılık değil elbet çabamız, amma velakin adı İslamiyet’le hasrolmuş Türk’üz. 1578’de Osmanlı hâkimiyetiyle tanışan, 250 yıl huzurlu coğrafya olan Ahıska soydaşlarımızın vatanıdır. Artvin, Ardahan, Oltu, Tortum gibi yakın coğrafyamızdaki halkımızla kültürü, dini, dili aynıdır; acımız da birdir. 1944’te Ahıska’nın Uravel köyünden 13 yaşındayken sürülen Ahmet Naymanoğlu, 38 yıl sonra köyünü ziyaret ettiğinde “Aslımı sorsalar, Uravelli’yim./ Ahıska elinden, bağrı tağliyim/ Adım Ahmet bir derbeder oğliyim/ Elim bağli, dili yaman okliyim./ Bindokuzyüzkırkdördüncü senesi/ Elimin elinden kesildi sesi/ Ahıska’nın çıktı ahır nefesi/ Koç ayında kılındi cenazesi/ Gürledi gök, atti şimşek elaman/ Virdi Ahıska’yi yıldırım tamam/ Milletin haline yokimiş yanan/ Mağripten Meşriğe sürülen zaman/ Kopti tufan, düşti ele velvele/ ZabanilersouldiUravel’e/ Aldisüngüsini imansız ele/ Zülminen çöllere sürdiler bele/ Saf safoldi el Mugaret düzine/ Sıralanıp demiryolunun izine/ Lanet olsun fesillerin güzüne/ Hasret koydu Vatanımın yüzüne/ Anamın anasi Ahıska nene/ Nikabın kaldırıp baksana bene/ Yabançi değilim, gelmişim gene/ Sonum bilinmiyor, dua et bene.” (Avşar, Tunçalp, 1995: 63), şiirini dile getirir, gönül yarasını tüm dünyaya ortak acımızı bu şekilde haykırır.

Bizim yayılmacı ya da istilacı bir politikamız tarihin hiçbir döneminde olmamıştır. Bizim fiziki sınırlarımızla gönül coğrafyamız bir değil diye haykırırken politik bir söylemden bahsetmiyoruz. Bölgesinde güçlü Türkiye, dünya mazlumlarının ve özellikle soydaşlarımızın emin kalesidir. Türkiye güçlü oldukça “Dünya, beşten büyüktür.” de der; bizim için Türkiye ne ise Mekke, Medine, Musul, Kerkük, Bakü, Bosna-Hersek için de aynıdır deriz çünkü Türk-İslam geleneğinin soyuyla bütünleşmiş insanlarıyız biz. “Denildi mi bir yerin adına Türk beldesi;/ Gözüm al bayrak arar kulağım ezan sesi.”(N.F. Kısakürek), ne yapsalar boş elbet göklerden gelen bir karar vardır. “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” bizim birleştirici güçlerimizdendir.

Metin SAKINÇ

Eğitimci-Yazar

Kaynakça:

AVŞAR, Dr. B. Zakir; TUNÇALP, Zafer S.,Sürgünde 50. Yıl Ahıska Türkleri, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No:73, Ankara, 1995.

TAŞDEMİR, Tekin, Türkiye’nin Kafkasya Politikasında Ahıska ve Sürgün Halk Ahıskalılar, IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2005.

ÖNAL, Ülkü, Ahıska’dan Sürgün Hatıraları, Matsa Basımevi, Ankara, 2013.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.