GANDİ VE MÜCADELESİ
Bu günlerde fikir dünyamızın mümtaz şahsiyetlerinden Nurettin Topçu’yu okuyorum. Dergâh yayınları onun 1939’dan 53 kadar çıkan “HAREKET” dergisinin tıpkıbasımını yapmış. Çokta güzel yapmışlar. Derginin ilk sayısını okurken Gandi’yle ilgili güzel bir yazı beni celbetti. O yazıdan özetleyerek aşağıdaki satırları sizlerle paylaşmak istedim.
Gandi maddi hayatı yabancı köleliğinden kurtarmak büyük bir şey değil; asıl ruhu kurtarmak lazımdır. Diyerek önce ruhi inkılabı gerçekleştirmeye çalışmıştır.
Ülkesini ihya ve inşa etmeye çalışan Gandi, bütün halkına seslenerek; işsizler, kadınlar, çocuklar, rençberliğin (ekim-dikim) edilmediği aylarda çiftçiler, nihayet boş saatlerinde bütün Hintliler eğirmeli ve dokumalıdırlar. Demek ki parola:
1-      Yabancı mallara boykot,
2-      Eğirme ve dokuma sanayiini diriltme ve herkese öğretme,
3-      Bundan böyle yalnız yerli malı giymeğe söz vermek,
İngiliz kumaşlarını giymek günahtır. Çünkü bu cânî kumaşlar yüzünden milyonlarca Hintli battı, çoğu paryalığa (Hindistan’da toplumsal sınıfların dışında kalanlar/herkes tarafından hor görülen ve aşağılanan kimse, ayak takımı) veya ücretli asker mertebesine ve karıları o… düştü. Bu kirli kumaşları sakın fakirlere vermeyiniz, çünkü fakir adamın da bir şerefi vardır; bu kumaşlar, duyduğumuz acının eşya üzerinde tecellisi olmak üzere, yakılmalıdır!
 “Kara çağ, karanlıklar çağı, şeytani medeniyet” diye belirlediği Avrupa’nın tepeden bakan, mütekebbir tavırlarını alabildiğine eleştiren Gandi, inşa etmek istediği Hindistan ve Hindistanlıları erdemli olmaya davet etmektedir.
Avrupa’nın tamamen ihmal ettiği/etmemizi de istediği kalp terbiyesini ülkemizde yeniden inşa etmeliyiz. Bunun için önce terbiyeciler/öğütçüler yetiştirmek durumundayız. Bunu uygulamaya koymaya çalışan Gandi, Ahmetabad’da kurduğu disiplin yuvasında yetirilecek terbiyecilerin tabi olduğu/olması gerektiği prensipleri şöyle sıralamaktadır.
1-      Gerçeklik yemini: Memleketin iyiliği için de olsa yalan söylenemez; gerçeklik için ana babaya ve büyüklere muhalefet edilebilir.
2-      Öldürmemek yemini: Haksız ve zalim bir kimseyi öldürmek, yaralamak yasaktır. Ona kızmamalı, onu sevmelidir. Zulme karşı gelmeli, fakat zalime kötülük etmemeli onu aşk ile yenmelidir. Zalime, icabında ölümü göze alarak, sonuna kadar, itaatten çekinmelidir.
3-      Şehevî arzuların kontrolü: Yalnız şehevî hazlardan kaçınmak yetmez, hayvanî hisleri müfekkiremizde de kontrol etmelidir. Evli olanlar kadınlarında bir hayat eşi görmeli, onunla münasebetlerini en temiz bir şekildeidame etmelidir.
4-      Gıdanın kontrolü: Gıda rejimi tanzim edilmelidir; ağır hararet verenşeyler listeden çıkarılmalı; faydası olmayan gıdaları yavaş yavaş bırakmalıdır.
5-      Hırsızlık etmemek: Hırsızlık, yalnız başkasının malını almak değildir; hakikatte kendilerine ihtiyacımız olmayan şeyleri kullanmak da bir hırsızlıktır.
6-      Zengin olmaktan çekinmek: Bedenî ihtiyaçlarımız için mutlak surette elzem olan şeylerden fazlasını elde etmekten çekinmeli, hayatı sadeleştirmelidir.
7-      Hiç kimseden korkmamak: Çünkü korkan kimse yukarda sayılan kaidelere riayet edemez. Hükümdardan, halktan, aileden, insanlardan, yırtıcı hayvanlardan korkmamalı, ölüm korkusundan azade olmalıdır. Korkusuz adam kendini “hakikat kuvveti”veya “ruh kuvveti”ile müdafaa eder.
Görüldüğü gibi Gandi, Avrupa ihtilalcileri gibi kanun ve nizamnameler yapmıyor, yeni bir insaniyet kanunu yoğurmakla işe başlıyor.
Onun bu kararlı, azimli ve istikrarlı mücadelesi ülkesini İngiliz sömürgeciliğinden kurtardı. Bir insanın hali ile gali aynı olursa başarmaması/başarılı olmaması mümkün değil. Tarih bunun örnekleriyle dopdolu. Örneği Allah’ın terbiyesiyle terbiyelenen Peygamberlerden değil, hatta Müslüman bile olmayan ama azimli bir insan olan Gandi’den verdim. Yeter ki, halk liderini kendinden bilsin, yabancı hissetmesin, samimi görsün, gerisi kendiliğinden gelir.
Her türlü kara propagandaya rağmen ülkemizde yaşadığımız da böyle değil mi?
Ahmet BELADA