banner177
banner195

Cuma Hutbesinde Haftanın Vaazı (12 Şubat 2016)

Cuma Hutbesinde Haftanın Vaazı: Allah için Sevmek ve Buğzetmek

Cuma Hutbesinde Haftanın Vaazı (12 Şubat 2016)

banner143
banner134
 Sevgi insanoğlunun en temel duygusudur. Kalbi bir duygudur. Sevgi nedir diye soracak olursanız şu ifadelerle sevgiyi anlatabiliriz. sevgi aşktır, sevgi dostluktur, sevgi fedakarlıktır, sevdiğini her şeyden kendinden bile öncelemektir.

Arapçada “Hubb” ve  “Buğz” kelimeleriyle ifade edilen sevgi ve nefret insanın hayatını şekillendiren duygulardır. İnsan birçok şeyi sever ve birçok şeyden nefret eder. Mesela yaşamayı çok severiz.  Buna halel getiren en küçük bir hastalıkta hemen hastaneye koşarız. Can tatlıdır ve biz onu çok severiz. Bir gün o canın bedenden ayrılacağını bildiğimiz halde…

Dünya nimetlerini de çok severiz. Eskimeye, çürümeye, yok olmaya mahkûm olduklarını bildiğimiz halde…

Sevgi duygumuzu hiç yok olmayana, ebedi olana yöneltmek sevgimizi yüceltmektir. Sevdiğimizi Allah için sevmek sevgimizi yüceltmektir. Nefretimizi yüceltmekte Allah için nefret etmektir. Bu imanın da olgunluk sebebidir.

Peygamber efendimiz bir hadis i şerifinde şöyle buyuruyor.

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَنْ أَحَبَّ فِي اللَّهِ وَأَبْغَضَ فِي اللَّهِ وَأَعْطَى لِلَّهِ وَمَنَعَ لِلَّهِ فَقَدِ اسْتَكْمَلَ الإِيمَانَ

“Kim Allah için sever,  Allah için   buğz eder, Allah için verir, Allah için vermezse imanı kemale erdirmiştir.”(Ebu Davud, sünnet, 16)

Başka bir hadis i şerifte efendimiz buyuruyor ki:

إن اللَّه تعالى يقولُ يَوْمَ الْقِيَامةِ : أَيْنَ المُتَحَابُّونَ بِجَلالِي ؟ الْيَوْمَ أُظِلُّهُمْ في ظِلِّي يَومَ لا ظِلَّ إِلاَّ ظِلِّي

“Hiç şüphesiz Allah u Teala kıyamet günü “Nerede benim rızam için birbirini sevenler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bugün onları arşımın gölgesinde gölgelendireceğim”(Müslim Birr 37)

Hadis i şeriflerden de anlaşılıyor ki Allah için sevmek Hakkın ikramına ermenin ve olgun iman sahibi olmanın bir göstergesidir.

Sadece kul mu Allah’ı sever? Allah kulu sevmez mi? Allah “Vedüd” dür. Sever hem de öyle sever ki “Vehhab” ismi şerifiyle yarattıklarına karşılıksız ikramda bulunur. Peygamber göndermiş olması da Allah'ın sevgisinin bir tezahürüdür.

Peygamber efendimiz de Allah’a olan sevgisini O’nun kullarına olan sevgisi ve merhametiyle göstermiştir. Kendisine ve yakınlarına zulmedenlere, kendisini taşlayanlara Allah tan hidayet dilemiştir.

Kul Allah’ı her şeyden fazla sevmeli, O’nun dışındaki sevdiklerini de Allah rızasına ulaşmak için sevmelidir. Yine Allah için O’nun sevmediklerinden nefret etmelidir.

Allah aşkını baş tacı etmiş, Peygamber efendimizin manevi terbiyesiyle yetişmiş nice gönül erleri Allah için sevmenin en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş’ı Veli bunlardan bazılarıdır. Örneğin Mevlana’nın “Yaratılanı sev Yaratandan ötürü” sözü tüm insanlığa ilahi sevgi iksiri olmuştur.

Hz. Ali’nin savaş meydanında savaştığı müşrik yüzüne tükürünce onunla savaşmaktan vazgeçmesi Allah için sevmenin Allah için nefret etmenin en zirve örneğidir.

Seherlerde uykudan vazgeçmek, seccadeyi sevmek, tesbihi sevmek hep Allah için değil midir?

Mekkeli muhacirler yurtlarını niçin terk etti? , Ensar muhacirlere neden kapısını açtı, lokmasını paylaştı?

Müslüman'ın dünya nimetlerine olan mesafesini de Allah’a olan bağlılığı belirleyecektir. Allah en sevilen ise O’nun dışında ki sevgi ve nefret ona göre şekillenmelidir. İslam ahlakı sevgi ve nefretin yüce bir gayeyle anlamlandırılmasını gerektirir. Her şeyi ilahi sevgi temelinde sevmek demek gerektiğinde onları o’nun için terk etmek demektir.

Allah(cc)ile irtibatımızı engelleyen her şey kalbimizi kemiren habis bir ur gibidir. Dünya elbette ki vazgeçilmez bir gerçektir. Ahireti kazanmanın yolu dünyadan geçer. O halde dünya nimetlerini hayatımızdan söküp atamayız. Müslüman'ın manevi hayatında dünyanın yerini en güzel şu gemi su ilişkisi anlatır. Gemi için su şarttır. Su olmazsa gemi olmaz. Fakat gemiyi batıran da sudur. Gemide ki en ufak bir delik içeri su girmesine sebep olur ve felaket gelir. Dünya yürekten seven de dibi delik gemiye benzer. Kalbe giren dünya sevgisi de zamanla kalbi karartır ve kişinin Allah’tan uzaklaşmasına sebep olur.

Şu örneklerle de bunu destekleyebiliriz. Kabe duvarına yüzünü kapatmış ağlayan bir genç düşünün… Şekil itibariyle mükemmel bir durum, niyetinin halis olduğunu düşünürsünüz. Ya dünyalık bir istek için Allah’a yalvarıyorsa!

Tam tersi durum da olabilir. Dükkânında elinde bir tomar para ve iştahla onları sayan bir adam. Aklınızdan ne geçer? İşi gücü fikri niyeti dünyalık olan bir adam zannedersiniz.  Peki o kişinin zihninde Allah düşüncesi kalbinde Allah sevgisi olamaz mı? Elbette olabilir.

Demek ki ne ibadetleri dünyevi gayelere alet etmeliyiz, ne de dünya nimetlerinin bizleri Allah’tan uzaklaştırmasına müsaade etmeliyiz. Allah u Teala ayetinde

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ

“İyilik yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir” (Bakara 2/ 177) derken amellerde asıl olan şekil değil samimi niyet olduğunu ifade ediyor.

Mümin makul ve meşru olan her şeye sevgi muhabbet besleyebilir. Fakat bu sevgi ölçüsüz olmamalıdır. Mümin Rabbini her şeyden fazla sevmelidir. O’nun hoşnutluğunu kazanmak ana gayesi olmalı ve bunun için Allah’ın razı olduğu işlerle meşgul olmalıdır. Müminin Allah’a olan sevgisine O’nun dışında ki hiçbir sevgi ulaşamaz. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyuruyor.

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللّهِ أَندَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبًّا لِّلّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَمِيعاً وَأَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ

“İnsanlar içinde Allah’tan başkasını O’na denk tutan  edinir de Onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri (onlarınkinden) çok daha fazladır.”(Bakara 2/165)

Sevgi bazen nefreti de gerektirir. “Dostumun düşmanı benim de düşmanımdır” mantığı gereği kişi sevdiğine yapılan haksızlığa razı gelmez, ona yapılan eziyeti kendine yapılmış kabul eder. Allah’ı her şeyden fazla seven kişi O’nun düşmanlarına karşı da düşmanlık beslemek durumundadır. Sevgi bedel ister. Sevdiğin için gerektiğinde değerli olan şeylerden vazgeçilebilmelidir. Kendisi için en büyük bedeli ödemeye layık sevgi Allah sevgisidir. Bu konuda ayeti kerime manidardır.

لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءهُمْ أَوْ أَبْنَاءهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ

 “Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiç bir topluluğun,  babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi aşiretleri olsa bile, Allah’a ve Peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin….” (Mücadele 58/22)

Kişinin en fazla sevdiği canıdır. Gerektiğinde Allah için canından da geçebilmelidir. Bunun zirve noktasını sahabe hayatında görüyoruz. Allah’a inandığı için çölün kızgın zeminine yatırılıp üzerine büyük kayalar konarak güneş altında bırakılan Bilal’i Habeşi(Hz), Yine müşriklerle yapılan savaşlarda Peygamber efendimiz zarar görmesin diye O’nun etrafında etten duvar ören canı pahasına efendimizi koruyan nice Sahabe efendilerimiz Allah ve Rasülü için canlarını hiçe saydılar. Yine o savaşlarda babalarına, oğullarına, yakın akrabalarına karşı savaşan Müslümanlar vardı. Onlar Allah’a düşman olan herkese düşmandı. Onlar serden geçmişlerdi, yardan da geçebilirlerdi. Allah’a Peygambere uymayan hayatı ellerinin tersiyle ittiler. Necip Fazıl Kısakürek ne güzel diyor.

    “Efendim, müjdecim, Peygamberim,

    Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim”

Allah’u Teala Hz. Musa’ya

   Ey Musa sırf benim için yaptığın bir amelin var mı?

Ya Rabbi senin için namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim, secde ettim, sana hamdettim kitabını okudum ve seni zikrettim!

Ey Musa namaz senin için kılavuz, oruç sana kalkan, sadaka sana gölgeliktir. Yaptığın tesbihler cennette senin için bir ağaç, kitabımı okuman senin için huri ve saray, beni zikretmen de senin için bir nurdur! Benim için ne yaptın?

     Ya Rabbi! Senin için olan bir ameli göster onu işleyeyim!

     Ey Musa! Bir dostu benim için dost edindin mi? Yine bir düşmanı benim için düşman belledin mi?

     Hz. Musa Allah dostlarını sırf Allah rızası için sevmenin ve düşmanlarına sırf O’nun rızası için buğzetmenin en üstün amel olduğunu anladı.( Gazzali, Mişkatü’l-Kulub,)

Bu örnekten de anlaşıldığı gibi bizler ibadetlerimizi biraz cehennem korkusu biraz da cennet beklentisiyle yapıyoruz. Fakat Allah’ın dostuna dost, düşmanına düşman olmak biraz daha samimi ve içten bir haldir.

Sevgi fedakârlıktır. Sevginin yüceliği fedakârlığın boyutunu artırır. Bu fedakârlık mallarımızdan infak yolu ile de olabilir. Vermek kolay bir şey değildir. Nice zorluklarla elde ettiğimiz kazancımızı bir çırpıda karşılıksız vermek zordur. Bunu daha da zorlaştıran durumlar vardır. Mal sevgisi mülkiyet hırsı gibi şeytanın kurduğu tuzaklar bu yolda birer engeldir. Allah u teala ayeti kerimesinde

لَن تَنَالُواْ الْبِرَّ حَتَّى تُنفِقُواْ مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيْءٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” ( Al-i İmran 3/92)  Buyuruyor. Ayette ki apaçık mesajı alan mümin zor da olsa önünde ki yüce gayeyi daha üstün görür ve bütün zorluklar o yüce gayenin önünde yok olup gider. İşte infak etmek te Allah için sevmenin, Allah’ın sevdiklerini sevindirmenin en güzel örneklerindendir.

Allah için sevmek Allah için buğzetmek kişinin sadece dış dünyasıyla alakalı bir durum değildir. Nefsi mücadelede de ölçü aynıdır. Zaten iç âlemini Allah’ın nizamına uyduran kişi zahiren de farklı bir yaşantıya sahip olamaz. İnsan yalnız başınayken günaha yönelmesi daha kolaydır. Çünkü O’nu ayıplayacak, kınayacak birileri yoktur yanında. Yalnız başınayken de yanında biri varmış gibi kendini hayâsızlıktan koruyabilen nefsini Allah’a teslim etmiş demektir. Çünkü bilir ki Allah her şeyi hakkıyla bilir. Dolayısıyla haramdan sakınması için O’nu insanların ayıplamasına gerek yoktur. Yüreğinde bu aşkı taşıyan insan vaktini Allah rızası için değerlendirmenin gayreti içerisinde olur. Seher vakitlerinde Allah için uykuyu terk eder. Uyumak zevkli bir iştir. Allah için kendini o zevkten mahrum eder.

Ameller onları yapanların samimiyetine göre şekil alır. Zahire bakacak olursak çok ibadet edenlerin manevi derecelerinin herkesten yüksek olması beklenir. Âlimlerin herkesten üstün olduğunu biliriz. Muhakkak ki ilim ve ibadet çok güzel hasletler. Fakat bunlar Allah için yapılmadıkça Allah indinde bir kıymet ifade etmez. Bu sebepleyaptığını Allah için yapmak kurtuluş vesilesidir.

İnsanları amellerinde ki niyetlerine göre abid, zahid, arif diye sınıflandırabiliriz. Dinin zahiri yönüyle ilgilenenler abid ve zahidlerdir. İbadetlerini yaparlar, tıpkı Peygamberimiz gibi dünya nimetlerinden olabildiğince uzak yaşarlar. Böyle yaparak Allah’ın cennetine talip olurlar. Cehenneminden korkarlar. Bu düşüncelerde bir problem yoktur. Riyaya düşmedikleri sürece inşallah muratlarına ererler.

Bir gurup insan da vardır k bunlar sevgi denince cenneti algılamazlar. Bunlar yaptıkları işlerde Allah’tan somut bir karşılık beklemezler. O’nun sevgisiyle yoğrulmak isterler. Başka hiçbir gaye gütmezler. Yunus Emre diyor ya;

      “Cennet cennet dedikleri birkaç köşk birkaç huri

      İsteyene ver anları bana seni gerek seni.”

Allah için sevmek ve Allah için buğzetmenin en güzel örneklerinden biri de Allah yolunda cihattır. Bu riyanın da karışmayacağı bir ameldir. Çünkü insan canı pahasına gösteriş yapamaz. Bir mümin dini, vatanı, canı, namusu, malı için savaşır. Sırf Allah emrettiği için kutsal değerler uğrunda savaşır ve bu uğurda ölümü göze alır.

Sınır boylarında nöbet tutan Mehmetçik vatana namahrem eli değmesin,  vatandaşları huzur içinde yaşasın diye gece uykudan taviz veriyor, cephede canından geçiyor.

Şanlı tarihimiz sevdiğini Allah için seven ve Allah için nefret edenlerin destansı mücadeleleriyle doludur. Çanakkale bunların başında gelir. Sadece Çanakkale mi? Bugün terör belasına karşı güney doğuda canla başla çarpışan askerimiz, polisimiz farklı bir gaye mi güdüyor zannediyorsunuz? İslam’ın kalesi konumunda ki, ülkemizi, vatanımızı korumak için Allah’ın dinini yüceltmek için şehit oluyorlar, gazi oluyorlar. Hepsi de bu yüce değerler uğrunda mücadele etmenin huzuru içerisindeler.

Allah’ın nefret ettiği kâfirleri, müşrikleri sevmemek, onlardan nefret etmekte Allah’a olan sevgimizin samimiyetini gösterir. Rabbimiz şöyle buyuruyor “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudur. İçinizden onları dost tutanlar onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna yol göstermez.” (Maide 51)

Biz Müslümanlar da şahsi hayatımızda, ailevi yaşantımızda, toplumsal münasebetlerimizde bize kasıtlı olarak empoze edilen, çoğu zaman farkında olmadığımız ve imanımıza da aykırı olan fikirlere, kültürel faaliyetlere karşı dikkatli olmalıyız. Bunların başında yılbaşı kutlamaları gelmektedir. Tamamıyla Hristiyan âdeti olmasına rağmen eğlence adı altında toplumumuzda da kutlanmaktadır, Noel baba kıyafetleri giyilmekte ve çam süslenmektedir. Onların dini inançlarını kutlamak onları dost edinmekten başka bir şey değildir.

İnancımıza karşı yapılan başka bir muhalefet şekli de selamlaşma hususundadır. Peygamber efendimizin “Aranızda selamı yayınız” hadisi gereği Müslümanlar selamlaşır ve selam ile arada bir muhabbet ve güven tesis edilir. Selam dinimizin bir gereği olduğu gibi kültürümüze de ter etmiş, vazgeçilmez adetimiz olmuştur. Toplumumuzda selam deyince “selamün aleyküm” sözü akla gelir. Bundan rahatsız olanlar bu güzel adetimizi unutturmak için topyekün bir mücadele içerisine girmişlerdir. Çağdaşlık adı altında sırf “selamün aleyküm” dememek için “selam, merhaba, bay bay” sözlerini selam niyetiyle kullanıp yaymak isteyenler vardır. Bir kısım medya da bunlara destek vermektedir. Yerli sinema ve filmlere bakıyoruz, senaryoda kurgulanan bir saygın kesim vardır ve bunlar “selamün aleyküm” ifadesini kullanmazlar. Fakat meyhane ve sarhoş alemi sahnelerine bakıyoruz Allah’ın selamı alınıp veriliyor. Yakışıksız yerlerde kullanılarak toplumda bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Dinimizin bu güzel vecibesine muhalefet Allah’a muhalefettir, Müslüman da bununla mücadele etmekle mükelleftir.

Bu ve bunun gibi faaliyetler bizden olmayanların bizdenmiş gibi görünerek, bizi dinimizden soğutup, kendi kültürlerini empoze etme gayretleridir. Mümin uyanık olmalıdır. İslam düşmanlarıyla fikri, kültürel mücadele içerisinde olmalıdır. Bu da Allah için nefret etmenin bir gereğidir.

Sevgi Allah’ın insana verdiği en büyük değerdir. Çünkü kulun Allah ile irtibatı ancak sevgi iledir. Kulu Allah’a bağlayan ibadeti değil sevgisidir. Sevgisiz yapılan ibadet maksatsız yapılan hareket gibidir. Merhamet, hoşgörü, diğergamlık, anlayışlı olmak hep sevgi temelli duygulardır. Bunlar toplumların da en fazla ihtiyaç duyduğu hasletlerdir. İşte Allah’ın emirlerine riayet edenler iç huzuru yakalamış kişilerdir. Kendisi huzurlu olan insan da etrafına huzur saçar, mutluluk saçar yaptığı her işi Allah için yapar. Gayesi Allah olanın da her işi abat olur.

Rabbim cümlemizi sevdiği kullar zümresine ilhak etsin. Aramızda sevgi, saygı, hoşgörüyü artırsın. Rabbim Hakkı Hak bilip Hakkı seven, batılı batıl bilip Allah için ondan kaçan kullarından eylesin.

Hazırlayan: Harun BİNİCİ
Yarıca Mahallesi Yeni Cami İmam-Hatibi Hendek / SAKARYA


Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.