Sürgün Öğretmen
 
Yıl 1976 sonları. Danıştay bizi haklı buldu.
Danıştay, Eğitim Bakanlığı'nın kararının yanlışlığını ortaya koydu.
Danıştay karar vermesine verdi de, o yüce kurum, demeli Bakanlık bizi Ürgüp Lisesi'ne yeniden atamadı; sakıncalı gördü, '' Mahzurlu muallim'' saydı.
Bir kez daha sürdü.
Böylece sürgünlüğümüz katmerli hale geldi.
Bakanlık baş denetmenlerinden hemşehrimiz Faysal Duruöz, bir değil, iki kez darbe vurdu bize.
Kızılırmak sahilindeki bal diyarı, kışın don, yazın toz...Güzel Zara'dan, dostlardan ayrıldık. Koca koca kamyonların buzlu yollarda kayıp önümüzü kestiği, burnumuzun içinin donduğu soğuk mu soğuk bir günde Ürgüp'e geldik. Çoluk çocuğumuza kavuştuk. İçimiz buruk.
Yeni bir sürgün  diye anlatınca arkadaşlar şaşırıyor.
Madem Danıştay durdurdu kararı. Eğitim Bakanlığı'nın uyması gerekmez mi ? Nif Kasabasının avukatı Ali Naili Erdem bakan; haberi bile yoktur bu atamalardan. Gayri işi gücü yok da bir öğretmenle mi ilgilenecek ? Büyük idealleri  (!)  olan bir hukuk (!) adamı O. Genel müdürlerin de ilgilendiği bir konu değildir. Bir tayin şubesi müdürü ya da şefi çizelgeye yerleştirir, onay için genel müdür beyfendinin masasına konur. O kadar.
Peki Danıştay kararı ? Burası Türkiye...
Ürgüp'te rahat var mı? Kasabanın tek caddesinde yürürken, bizi sürdürenler öbek öbek toplanıp fısır fısır konuşup sırıtıyorlar: '' Biz adamı işte böyle sürdürürüz. Demirel bizi dinler, Onun bakanı da her isteğimizi yerine getirir. Daha duuur, bu ikinci sürgün. Burnun sürtülünceye kadar devam !''
Sağlık sorunu da var 4 aylık oğlumuz Mutlu'nun. Kulaklarından rahatsız. Uyuyamıyor hiç. Nevşehir'de KBB uzmanı Halil Bey birşey göremedi. İlaç da vermedi. Ezgin, bıkık bir hekim. Ürgüp'te Ömer Lütfi Dokuzoğlu iyi bir dost hekim, uzman olmasa da ilgisi yeter.
Kayseri'ye götürdük Mutlu'yu. Mir'at Tunca adlı bir KBB hekimi derhal anladı ve Nevşehir'deki meslekdaşına kızdı. Işıkla baktı kulaktan içeri. Başını sımsıkı tutmamı istedi. Acıyla kıvranıyordu çocukcağız. Çığlık çığlığa. Doktor enjektörle iltihabı çekti aldı. O kadar. Annesi gözyaşlarını tutamadı. Çocuğumuz Ürgüp'e kadar uyudu arabamızda. Biz de rahatladık.
KBB uzmanı Mir'at Tunca'yı hiç unutmadık. Kayseri'den geçerken yolumuz, ziyaretle yarenlik ettik.
Göre'ye gidip olan biteni anlattık. Kar, kış, kıyamet...Abamın verdiği bir çuval patatesi, bir kutuya koyduğu çörekleri, pekmezi, pekmez tarhanasını, çerezleri arabanın yüklüğüne yerleştirdik, vedalaştık, Ürgüp'e döndük.
Yarıyıl dinlencesi sona ermek üzereydi.
Başdenetmen Faysal Duruöz'ün sorguladığı Kaya Mustafa daha yakın bir yere,Yeşilhisar'a sürgüne gönderilmişti. Yeni evliydi . Danıştay Kaya için de benzer karar vermişti. O da dönemiyordu eski okulumuza, Ürgüp Lisesi'ne. Kırşehir'in Savcılı beldesinde ikinci sürgünü yaşayacaktı.
Sürgün...Sürgün...Sonu gelir mi bu işlerin! Oturup Kaya ile ''durum muhakemesi'' yaptık. Acaba istifa edip bir fotograf stüdyosu mu açsak. Var mı sermaye, enek ? Yok. Öyleyse! Nüfusu kışın (turizm mevsimi dışında) 6 bine kadar düşen Ürgüp'te kim fotograf çektirir? Var zaten o işi yapan iki, üç esnaf. Onları da yaz düğünleri, Alamancılar kurtarıyor. Sanat fotografları dersen, var mı Hasselblad kameran, var mı bir Rolleiflex'in ?
Naçar kalmışız.
Mesleğe devam kararı aldık.
Dayanacağız, direneceğiz. Bizi sürdükleri yerler de vatan toprağı. Oralarda da çocuklar öğretmen bekliyor. Ve biz iyi öğretmenleriz. Görevine bağlı aydınlarız. Varsın Bakanlık bizi dışlasın, sürgüne gönderdiğini zannetsin, biz oralarda da, kendi isteğimizle gelmiş gibi çalışırız. Bakan Erdem'e verilecek en iyi yanıt bu olacak...Başdenetmen Faysal Duruöz'e verilecek en iyi yanıt bu olacak...
Sürgün öğretmen psikolojisine girmeyeceğiz.
Yurt çocuklarının suçu, kabahati yok ki ...
Gideceğimiz yer Kadışehri…Yozgat İlinde bir Bucak Merkezi…Oradaki Ortaokul…
.............................................................. 21 Aralık 1977 ..................................................