Kapadokya markası üzerinden Nevşehir’in hak ettiği yere taşınması, kent bilinci, sürdürülebilir tanıtım ve bütüncül şehir vizyonuyla mümkün. Nevşehir, artık kendi adını Kapadokya ile birlikte dünyaya duyuruyor. Nevşehirli hemşehrimiz Sedat Yücel, Kapadokya markası üzerinden kentin kimliğini, geçmişini ve geleceğini kaleme aldı.

Kapadokya’nın gerçek sahibi kim?

Son günlerde Kapadokya mottosuyla da olsa Nevşehir isminin daha sık öne çıkmasından, herkes gibi ben de büyük bir kıvanç duyuyorum. Nasıl duymayayım ki; yıllarca tanınırlık skalasında adeta bir il değil de, ilçelerinin ardından anılan bir yer gibi algılandı Nevşehir.

Bu noktada ilçelerimizin ellerindeki zenginliği kentli bilinci ve pazarlama hassasiyetiyle değerlendirme çabalarının hakkını teslim etmek gerekir. Her biri ayrı ayrı takdiri hak ediyor.

Nevşehir’i öne çıkarma yönünde geçmişte bazı hamleler yapıldı; ancak bunlar sürdürülebilir bir yapıya kavuşamadı. Hatırlıyorum; benim de okul müdürüm olan, 20 Temmuz İlkokulu’na kaydımı yapan Belediye Başkanı rahmetli Mustafa Parmaksız döneminde düzenlenen Lale Festivali oldukça ilgi görmüştü. Ne var ki, sanırım işin ekonomik boyutu devamını getirmeye engel oldu.

İlçeler Öne Çıktı, Nevşehir Geri Planda Kaldı

Hacıbektaş-ı Veli Anma Etkinlikleri, Ürgüp Bağ Bozumu Festivali, yerli ve yabancı dizi–sinema sektörünün Ürgüp ve Avanos’ta yaptığı çekimler; tanıtım açısından bu güzel ilçelerimizi doğal olarak ön plana çıkardı. Ardından Derinkuyu ve Kaymaklı yer altı şehirleri, kaplıca turizmiyle Kozaklı, yerli ve yabancı ziyaretçilerin gözdesi oldu.

Uçhisar ise kalesinden Kapadokya vadisine uzanan eşsiz manzarasıyla, bir dönem yakaladığı popülerliği sürdürememişti. Ne zaman ki vadiye bakan eski evler butik otellere dönüştü, işte o zaman Uçhisar gerçek anlamda farkındalık kazandı.

Zaten doğanın bahşettiği sayısız zenginliğe sahip Nevşehir, bütüncül bir anlayışla; yükseldikçe parlayan, parladıkça göz kamaştıran bir bölge olma yolunda hızla ilerliyor.

Rasim Arı ve Kent Duyarlılığı

Belediye Başkanı Rasim Arı, çalışkanlığını ve hizmetlerini sosyal medya aracılığıyla dünyaya duyururken, belki de bugüne kadar olmadığı kadar kent duyarlılığıyla Nevşehir’e sahip çıkıyor. İnsanı kucaklayan, şehirle halk arasındaki sinerjiyi ortaya çıkaran bir anlayış sergiliyor.

Kapadokya ismiyle Nevşehir’i özdeşleştiriyor. Bunun bedelini ödemedi mi?
“Kapadokya Kayseri değil, Nevşehir’dir” dediği için hedef gösterilmedi mi?

Ama Nevşehirli, bu delikanlıya sahip çıktı ve onu yeniden bağrına bastı.

Kale ve Kahveci Dağı düzenlemeleri, altyapı–üst yapı yatırımları, sosyal ve kültürel çalışmalarını ben de ilgiyle takip ediyorum. Başkan seçildikten sonra parti rozetini çekmeceye koyup herkese hizmet etmek, bir Şehrül Emin’e yakışan duruş değil midir? Rasim Arı tam olarak bunu yapıyor.

Kaya Kapı Örneği ve Kaçırılan Fırsatlar

Bir dostumun oğlu evlenirken bana şunu söyledi: “Sedat amca, balayına Nevşehir’e gideceğiz. Kaya Kapı diye bir yer varmış, oraya rezervasyon yaptık.”

Kaya Kapı projesi, eski Ürgüp Belediye Başkanı Fahri Yıldız döneminde yap–işlet–devret modeliyle hayata geçirilmiş, muhteşem bir proje. Eski evlerin kapıları, kilitleri korunmuş. Kapıyı, avuca zor sığan o eski anahtarla açıyorsunuz. İçeri girdiğinizde otantik, tarih kokan bir dünya karşılıyor sizi. Türk hamamı, saunası, her detayıyla yaşayan bir tarih…

Evin kapısında, orijinal sahibinin adı yazıyor:
At Arabacı Mehmet Ağa’nın Evi” gibi…

Bunu şunun için anlatıyorum:
Benim doğduğum dedemin evi Nevşehir Kalesi’nin dibinde, Eskili Mahallesi’ndeydi. Eğer o evler yıkılmak yerine Kaya Kapı benzeri projelerle yaşatılsaydı, Nevşehir bugün çok daha farklı bir noktada olurdu. Birçoğunun anıtlar kurulu kapsamında değerlendirilebilecek özelliklere sahip olduğuna inanıyorum.

Gaziantep’te bunun örnekleri var. Bir mahallenin tamamı restore edilerek muhteşem bir turizm değeri yaratılmış.

Umut Var, Gelecek Var

Olan olmuş, artık önümüze bakacağız. Ankara’dan bu yana tanıdığım Başkan Rasim Arı’nın, Nevşehir’in tüm değerlerini ortaya çıkararak şehri hak ettiği cazibe merkezine ulaştıracağına yürekten inanıyorum. Kültür–sanat, siyaset ve bürokrasi dünyasındaki ilişkilerinin Nevşehir’e büyük katkı sağlayacağına da şüphem yok.

Ben Nevşehir’den ayrıldığımda nüfus 19 bindi. Şimdi ise sahip çıkan gençleri, yetişmiş insanları ve sadece tayin için değil hizmet için Ankara’ya giden siyasetçileri var.

Yazımı, Hz. Mevlana’nın o güzel sözüyle bitireyim:

“Kâmil odur ki koya ortaya bir eser;
Eseri olmayanın yerinde yeller eser.”