Sessiz Erdemin Ebedi Kahramanı

Şehit devrem Turgay ŞİMŞEK anısına

İnsan zihni, bazen yıllar sonra yaşanacak büyük bir fırtınanın işaretlerini, durgun bir su birikintisinde görür de fark etmez. Benim için o işaret, Emirdağ Uzman Jandarma Okulu’nun tozlu koridorlarında, bir cumartesi günü saklıydı.

O yıllarda elimden Montaigne’in Denemeler'i düşmezdi. Kitapta Orlando isimli bir karakterden bahsedilir; yaptığı işi gösterişten uzak, kimsenin alkışını beklemeden, sadece doğru olduğu için ve severek yapan bir adam... O yaşlarda bu bana uzak bir ideal gibi gelirdi. Gençlik işte; başarının ancak başkaları tarafından görüldüğünde ve takdir edildiğinde bir değeri olduğuna inanırdım. "Eğer kimse alkışlamayacaksa, neden en iyisini yapalım ki?" diye düşünürdüm.

Bu düşünceler kafamda yankılanırken, ders çalışmak için "kısım" dediğimiz sınıfa girdim. İçeride devrem, Hataylı Turgay Şimşek vardı. Elinde bir fırça, sessizce yerleri süpürüyordu. Oysa o gün temizlik sırası onda değildi; çizelgeyi hepimiz bilirdik. Tozların havalanmasına kızarak, biraz da tepkiyle karışık sordum:

"Devre kolay gelsin, görevli sen misin?"

Turgay istifini bozmadan, o vakur duruşuyla cevap verdi: "Hayır devre, sıra bende değil. Sadece pis gördüm, temizliyorum."

Şaşırmıştım. Kimsenin görmediği, puan vermediği, nöbet defterine yazılmadığı bir anda neden bu yükün altına girmişti? "Niye yapıyorsun bunu?" dediğimde ise o kısa ama sarsıcı cevabı verdi:
"Pis gördüm yapıyorum... Vatan sağ olsun."

O an bu sözün ağırlığını tam kavrayamamıştım. Altı üstü bir sınıf temizliğiydi. Ama Turgay için vatan sevgisi, büyük nutuklarda değil; elindeki fırçada, temizlediği sınıfta, kimsenin görmediği o kuytu köşedeki titizliğinde gizliydi.

O, gerçek hayatın Orlando’suydu.

Okulu bitirdik, kıtaya çıktık. O Şırnak’a, ben Mardin’e... Kader bizi tekrar birleştirecekti; ikimiz de Astsubay okulunu kazanmıştık. Ankara’da yeni bir başlangıç yapmaya hazırlanıyorduk. İşte o on gün kala, zamanın durduğu o haberi aldım: Turgay şehit olmuştu.

Olayın ayrıntılarını öğrendiğimde boğazım düğümlendi. Turgay, yoğun ateş altında, mermilerin havada uçuştuğu bir cehennemin ortasında kalmış bir silah arkadaşını kurtarmak için öne atılmıştı. Kendi hayatını, bir başkası yaşasın diye feda etmişti. O gün o sınıfta kimse görmeden yerleri süpüren o sessiz disiplin, Şırnak’ın dağlarında devleşen bir kahramanlığa dönüşmüştü.

Gözlerim doluyor, yüreğim sızlıyor ama bir yandan da o günü hatırlayınca içimi tarif edilemez bir gurur kaplıyor. Turgay, vatanı sevmenin sadece düşmanla çarpışmak değil, vatanın her karışına bu bir sınıf zemini bile olsa hürmet etmek olduğunu bize gösterdi.

O, gösterişsiz kahramanlığın, sessiz erdemin ve karşılıksız sevginin adıydı. Montaigne’in kitaplarında aradığım o yüce karakter, aslında yanı başımda, elinde bir fırçayla vatan nöbeti tutuyormuş.

Aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyorum devrem. Ruhun şad, mekanın cennet olsun.