Çocuklarımıza Güvenmede Ölçüler


PSİKOLOG Fatma ÇAKIR ÇALIŞKAN

PSİKOLOG Fatma ÇAKIR ÇALIŞKAN

Okunma 14 Mart 2018, 14:41

Çocuklarımıza Güvenmede Ölçüler
 
Aşırı olmamak kaydıyla çocuklarınıza her zaman güvenin. Çocuğunuz büyük bir hata yapmış olsa dâhi yine de ona  güvendiğinizi hissettirin. Ancak aşırı güvenerek  ona ağır bir yük yüklemeyin. Zira çocuğa aşırı güvenmek, ona hata payı bırakmamak demektir. Bu durumda da çocuk kendini fazla baskılayıp davranışlarını pasifize eder ve hiç umulmadık durumlarda patlamalar yaşanabilir. Örneğin toplum içinde ağır başlı ve sakin olarak bilinen bir çocuk/birey,  ebeveyninin istemediği bir evlilik  ya da ortam tercihi yapabilir. Yahut kendisinden hiç beklenmedik zararlı alışkanlıklara kapılabilir.
 
Çocuğunuz -güvenilir bir kişi olmasa bile- siz ona güvenilir olduğunu hissettirdikten sonra kesinlikle daha samimi ve özverili olmaya çalışacaktır. Uzun süre muhafaza edemese dahi en azından kısa bir süre bu samimi ve özverili hâli devam edecektir. Ancak daha sonra dürtülerine ya da çevresine yenik düşerek sizi hayal kırıklığına uğratması olasıdır. Böyle bir durum ortaya çıktığında, söz konusu olumsuz davranışı neden ve nasıl yaptığını gerçekten anlamaya çalışmalı ve ona bu konuda farkındalık kazandırıp, yardımcı olmaya çalışmalıdır. Çocuğunuza farkındalık kazandırmak için, yaptığı hatadan dolayı onu suçlayıp yargılamak yerine ortaya çıkan sorunu birlikte değerlendirip ele almak gerekir. Yani sorunu araya alıp birbirimize top gibi atmamalı, karşımıza alıp birlikte değerlendirmelidir. Bizim bu davranışımıza rağmen çocuğumuz umursamaz ve kasıtlı bir şekilde olumsuz davranışlara devam ederse bu durumda yapmış olduğu hatalı tercihinin belirli bir bedeli olmalıdır. Yani çocuk sevdiği bir şeylerden mahrum bırakılarak davranışının sorumluluğu ona verilmelidir. Bu durum belirli yaş aralığındaki (5-15) çocuklar için geçelidir.
 
Bir çocuk kasıtlı bir şekilde aileye direnç gösteriyorsa orada ya güvensizlik ya da baskı vardır. Bu yüzden çocukta önce güven oluşturmak daha sonra da disiplinli bir yaklaşımla onda otokontrol geliştirecek şekilde davranmaya çalışmak gerekir. Doğrudan müdahaleci ve kısıtılayıcı bir tavır çocukta direnç geliştirir ve çocuk olumsuz davranışını daha çok tekrarlar.
 
Kendisine aşırı güvenilen çocuk, kendinde hiçbir hata payı bırakmayarak mükemmeliyetçi ve takıntılı bir yapıya bürünür. Dolayısıyla iç dünyasında sürekli kendini suçlu hisseder. Bunun sonucu olarak da daha çok tepkiselleşip her şeye kızmaya başlar ve içine kapanıp pasif bir kişiye dönüşür.
 
Bütün ebeveynler çocukları için ideal bir kimlik geliştirirler ve çocuklarını kendilerinin bir uzantısı olarak görürler. Bu yüzden de çocuklarının her alanda en iyi olmasını isterler ve bu amaca ulaşmak için ellerinden gelen her gayreti gösterirler. Fakat ebeveynler çabaladıkça çocukta durum ters teper ve olumsuz yansıma yaratır.  Bu durumdaki bir çocuğa dışarıdan bakıldığında umursamaz bir tip gibi görülmesi büyük olasılıktır. Ebeveynlerden "Bizi hiç ciddiye almıyor. Söylediklerimiz bir kulağından girip diğerinden çıkıyor." gibi söylemler duyulur. Artık çocuk o sorunla özdeşleşip aile ve çevresinde o sorunla anıldığı için olumsuz davranışını artırarak tekrar eder. Sonuçta,  problem kısırdöngüye dönüşmüştür. Bazı çocuklarda da bu durum aşırı kaygıya sebep olur ve Anksiyete (Kaygı) bozukluğu denilen rahatsızlık su yüzüne çıkar.
 
Unutulmaması gereken şudur ki, çocuğun kendi bilinci ve isteği dışında geliştirdiği hiçbir davranış kalıcı olmaz. Şu halde atabileceğimiz en önemli adım, çocukta önce istek ve ihtiyaç oluşturmaya çalışmaktır. Bunun için, çocuktan beklenen davranışın gerekçeleri anlatılarak çocukta idrak oluşturulmalıdır. Ancak bunu yaparken, çocuğa konferans verir gibi defalarca konuyu anlatmak çözüm değildir. En sağlıklı yaklaşım çocuğu saygıyla dinlemek, onun iç dünyasında neler olup bittiğini anlamaya çalışmak ve bize göre anlamsız ve gereksiz olsa dahi anlattıklarını önemsemektir. Çocuğun sorununa belirli bir mesafeden yaklaşılmalı ve çocuğun olumsuz davranışının sorumluluğu  ona verilmelidir. Ebeveynin bu tutumu, onda farkındalığın oluşması için gereklidir. Aksi halde çocuğu anlamadan ve dinlemeden yargılayarak yaklaşılır ve kısıtlamalar konulursa, çocuk asla sorumluluk sahibi bir birey olamaz ve kendini yönetemez. Dahası sadece sizin gözetiminiz altında kontrollü davranır, bulduğu her fırsatta da aynı hatalı davranışı sergileme eğilimine girer.
 
Sonuç olarak diyebiliriz ki; çocuklarımızla karşılıklı güven ve disiplin çerçevesinde bir iletişim geliştirilmeliyiz. Bu sayede çocuk ebeveyni ne baskıcı bir otorite olarak görsün ne de kendi sınırlarını aşıp kendine ve çevresine zararlı sorumsuz bir birey olsun. Ahlaklı ve erdemli nesiller yetiştirmek dileğiyle..
 
FATMA ÇAKIR ÇALIŞKAN
( PSİKOLOG & PSİKOTERAPİST & AİLE DANIŞMANI )
 
  FACEBOOK: NevsehirPsikolog      İLETİŞİM: 0507 698 49 86
 

 

Yükleniyor...
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.