banner177
banner195

Beyaz Hüzün; Kardelen Çiçekleri

Gülşehir Anadolu Lisesi Tarih Yaşam kulübü danışmanı Tayfur Urgenç'in kaleme aldığı Beyaz Hüzün; Kardelen Çiçekleri yazısı

Beyaz Hüzün; Kardelen Çiçekleri

banner143
banner134

 BEYAZ HÜZÜN; KARDELEN ÇİÇEKLERİ

“Eşele bir yerleri örten karı,

Ot değil onlar; dedenin saçları.

Dinle şehit seslerini rüzgarı,

Haydi git evladım uğurlar ola.

Haydi git, evladım açıktır yolun.

Zalimlere karşı  bükülmez kolun.

Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun.

Uğurun açık olsun, uğurlar ola .

Haydi levent asker uğurlar ola.”

              Ey dudakları boyalı, yüzü süslü kız, sırtında milyonluk montu bulunan delikanlı, Sarıkamış sadece bir kayak merkezinin adı değil, Sarıkamış;  Türk tarihinin kahramanlık destanının adıdır. Türk’ün Şehitkalesidir. Kara, buza, soğuğa  karşı bacılarımız, dedelerimiz, ninelerimiz, kızlarımız Rus postalları altında ezilmesin, Ermeni zulmü altında yaşamasın diye kahramanca yapılmış  bir ölümün adıdır.

               Amacımız tarihi yargılamak değildir, aksine yaşananlardan ders çıkarmaktır. Bir takım politik ve siyasi bakış açılarıyla bir fikrin ya da ideolojinin tükenişi değil bilakis gelecek nesillere aktarabileceğimiz bir inanç, toprakla, ülkü ile bütünleşmiş bir ruhun dirilişidir.

               Bu milleti yok etmek isteyenler, Türk vardı yoktu tartışması yapanlar, Türk yurdunu emperyalist, kapitalist, komünist ağalarına peşkeş çekmeye çalışanlar, vatanı bölmek, parçalamak isteyenler, masa başında teslim olanlar; Sarıkamış’ta karı eşelediklerinde yüzbinlerce şehidimizin  bedenini göreceklerdir.

 Memleketin batısındaki Türk’ün geçilmez kalesi, sonkalesi Çanakkale’de  57. Alayda dalgalanan bayrağı ne kadar şanlı ise şehitkalesi Sarıkamış’ta Bayraktepe de dalgalanan bayrağımızda o kadar kutsal ve onurludur.

 20.yy başlarında Osmanlı Devleti’nde Saray-padişah-ordu-münevver arasındaki anlaşmazlık devam ederken,  emperyalist devletler tarafından Osmanlı “hasta adam” olarak nitelendirilmekteydi.  Tedavisi mümkün kılınmayacak bir şekilde özellikle İngiltere tarafından tepsideki  bir hindiye benzetilmekteydi. Bu hindinin parçalarını nasıl paylaşırız hissi ve gayesi  içerisinde bulunuyorlardı.  Osmanlı devletinde padişah ve ıslahatçı devlet adamları,  devletin ömrünü uzatmak için ilaç ve serum tedavisi uygularken, emperyalistler  yatakta hasta yatan imparatorluğu çökertmek için yanlış tedaviler uygulatarak,  topraklarını ele geçirmek için bir takım planlar içerisinde bulunuyorlardı. Yeni ortaya koydukları şark planını uygulamaya koydular. İmparatorluk işgal ediliyor, ancak buna dur diyecek ne ordu var, ne yönetim var ne de bu kötü gidişatın nedenlerini araştıracak istişare edecek ehliyet sahibi kişiler bulunmaktaydı. İşte bu şartlar içerisinde Trablusgarp Savaşı yapılmış, Balkan Savaşı başlamış, Osmanlı Devleti  yedi cephede sömürgeci ülkelere karşı savaş yapmıştır. Bu savaşlar içerisinde bir trajedi olarak Sarıkamış Harekatı karşımıza çıkmaktadır. Enver Paşa, Sarıkamış Harekatını neden başlatmıştır? Enver Paşa’nın bir hedefi var:  Sarıkamış’a  taarruz edilecektir. Kardeşi Nuri Paşa Hazar Denizinin güneyinden, İran’dan, Türkistan’a Pamir Dağları’nın eteklerine ulaşacaktır.  Enver Paşa’da Sarıkamış’tan, Kafkaslardan Hazar Denizi’nin kuzeyinden Türkistan’a Pamir Dağları’nın eteklerine ulaşacaktır. Böylece  “Büyük Turan İmparatorluğu’nu” kuracaktır. Ancak plan ve gidişat hiç de Enver Paşa’nın istediği gibi olmadı. Çünkü bölgedeki Ermenilerle iş birliği yapan Ruslar ikmal yollarını ve devletin lojistik kaynaklarını ortadan kaldırınca,  Almanlardan gelecek kışlık elbiseler, botlar Karadeniz’in derin sularına Ruslar tarafından gömülünce, askerimiz -yemenden dönen askerimiz, Sina Çölü’nden dönen askerimiz- çarapsız, postalsız, elbisesiz, Sarıkamış’a hücum edecektir. Enver Paşa Genelkurmay Başkanı olarak emir vermiştir. “Sarıkamış alınacak.”  Sarıkamış Bölgesi’ni Ruslar 93 harbi (1877-1878 Rus Harbi) olarak belirttiğimiz savaştan  itibaren Erzurum, Kars, Batum  ve Sarıkamış’ı ele geçirmiştir. Türk’ün serhat şehri olan bu kutsal vatan toprakları alınmalı, Enver Paşa “yurt toprağı düşman istilası altında kalamaz” diyor. Yapılan hareket planına göre 9. Kolordu Sarıkamış dağlarının 10. Kolordu ise Allah-u Ekber dağlarını aşarak Rusları Sarıkamış’ta imha edecek Turan İmparatorluğunun kapısı açılacaktı. 22 Aralık 1914’te başlayan taarruz 19 Ocak 1915’te bir ay bile sürmeden ‘Beyaz Hüzün’le sonuçlanacaktır. Türk Milleti tarihte iki önemli  imtihandan geçmiştir; “Çöl ve Sarıkamış.” Çölde suyla, Sarıkamış’ta güneşle, imtihan edilmiştir. Sarıkamış’ta bir güneş ışıltısının hasretiyle, Sina’da bir su damlasının hasretiyle şehit oldular. Silahsız vurulan bu vatan şehitlerinin bizlerden tek bir isteği var: Fatiha.

Bu noktada size 10. Kolordu komutanı İrfanoğlu İsmail Efendi’nin bir anısını hatırlatmak istiyorum; “Harekatın ilk gecesinde yaylanın Kur’an sesi ile inlediğini çok iyi hatırlıyorum herkes ölmek üzere olduğunu biliyordu. Kan kaybından soğuktan öleceklerini biliyordu yani askerimiz henüz şehit olmamış yarı mevcudu Kur’an okuyordu. Mahşer gibi ne var ki gece yarısından sonra Kur’an sesleri kesildi.  Çünkü yaralıların hepsi öldü.  Son ordu şehit oldu. asker ölüyor, sadece Kur’an okunuyor. ağlamak yok, çünkü ağlamak demek bir ümit  beklemektir, bir ışık beklemektir. herkes öleceğini biliyor,  gece yarısından sonra ses kesildi, artık düzlükte karanlıkta yaralanmıştım soğuktan donabilirdim.  Aklıma geldi ki yaralıların arasına gireyim. Şehit olan bazı askerlerin kaputlarını üst üste giyerek sabahı buldum sonra sabah olunca benle birlikte bir kolordunun 10 kişi kaldığını anladık”

Tarihimiz ihtişamlı zaferlerin yanında dramatik bu tip olaylarla da doludur.  On binlerce  yiğidimizi toprağa girmeden karlara gömdük. Bozkırın ortasında   tek kurşun atamadan sönen meşaleler… 2500 metre yükseklikte sarp ve engebeli arazide, askerlerimiz yürüyecekler ancak doğa izin vermiyor, buna rağmen;   4 ay boyunca karlarla kaplı arazide, Soğuk zemheri ya da ayaz diye adlandırılan, soğukta  -40 derecede,  1.5 metreyi bulan karda. Gündüz başlayan yürüyüşte terleyen askerlerin teri sırtlarında donuyor.  Çarıkları yumuşayan askerlerin, asker uyumaya başlayınca çarıkları gece donmaya başlıyordu. Mengene gibi ayaklarını sıkıyordu. İnsan üstü bir çaba sarf eden askerimizin ilerlemesi imkansız hale geliyordu. Askerin uyuması demek ölmesi demekti. Gece yarısı el ve ayakta başlayan donma uykuda askeri yakalıyordu.  Asker kurşunsuz ölüyordu. Şehit düşen Neferler baharda karların erimeye başlamasıyla Beyaz Hüzün’ün ortasında Kardelen Çiçekleri gibi açıyorlardı.

Sarıkamış; Şehit ruhlarının manevileştirdiği kutsal vatan topraklarıdır!

Sadece Türk’ün dayanabileceği buz kesen havaya rağmen yurdunu emperyalist sömürgeci mahlukatlardan kurtarmak için verilen bir mücadelede Türk’ün bile dayanamadığı,  destansı öyküdür; Sarıkamış.

“Bir hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor.” Dizesinde batan güneşe hasret kara gömülen yiğit Anadolu insanının adıdır; Sarıkamış.

Sarıkamış Türk İnsanı’nın sarsılmaz imanın göstergesidir.

Ana ben ölmedim diyen Mehmetçiğin yüreğidir; Sarıkamış.

“ Sahipsiz kalan vatanın  batması haktır.

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır!”  duygusunun yaşanmasıdır; Sarıkamış.

 Binlerce vatan evladının biz bu ülkeyi karşılıksız sevdik demesinin adıdır; Sarıkamış.

Allah-u Ekber dağında bir Allah-u Ekber sedası ile Mehmet’in ölüme yürüyüşüdür; Sarıkamış.

Yaşamaktansa üstünde bir gün istiklalsiz, yatarım altında ebediyen kefensiz diyen Mehmetlerin mezarıdır; Sarıkamış.

Bu ölüm: Ötüken’de Türkçe öten bülbülün, Tuna boylarında Türkçe koşan atın, Sarıkamış’ta Türk için çırpınan gönülün adıdır,

İşte bu yüzden; “her kar yağışında yüreğim sızlar.”

Yine de

“Sen; hayaller kur yeter ki Enver!

Biz yine ölürüz Sarıkamış’ta.”

 

Tayfur URGENÇ

Tarih Öğretmeni


Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.