Çocuklarımız Değişmedi. Dünya Değişti. Peki O Dünyayı Kim Değiştirdi?

Cevabı aslında biliyoruz: Biz.

Çocuklarımız aynı çocuklar. Sevgiye, ilgiye, güvene, anlaşılmaya ve iyi örneklere bugün de ihtiyaç duyuyorlar. Değişen, onların içinde büyüdüğü dünya.

Mahalleler değişti, komşuluklar değişti, aile içindeki iletişim değişti. Okulun ve öğretmenin toplumdaki yeri değişti. Çocukların dünyasına artık yalnızca aile, okul ve mahalle değil, bütün dünya aynı anda giriyor.

Bir telefon ekranı, dünyanın öbür ucunu çocuğumuzun odasına getirebiliyor.

Bu dünyayı çocuklar kurmadı. Biz kurduk.

Bu yüzden eğitimde yaşanan şiddeti yalnızca çocukların davranışları üzerinden değerlendirmek eksik kalıyor. Çünkü şiddet sadece bir yumruk, tokat veya kavga değildir. Bazen bir söz, bir bakış, sürekli yapılan bir kıyaslama, dışlama, küçümseme veya tehdit de şiddetin bir parçasıdır.

Şiddet sadece vurmak değildir

Bir çocuğun kolundaki morluğu görebiliriz. Fakat özgüvenindeki kırılmayı her zaman göremeyiz.

Arkadaşları tarafından dışlanan, sürekli alay edilen veya değersiz hissettirilen bir çocukta fiziksel yara olmayabilir. Ancak yaşadıkları onun kendisine ve başkalarına duyduğu güveni etkileyebilir.

Bu nedenle bir çocuğun davranışına bakarken sadece “Ne yaptı?” diye değil, “Neler gördü, neler yaşadı?” diye de sormalıyız.

Çünkü şiddet bazen bir olay olarak kalmaz; bir döngüye dönüşür.

Çocuklar sadece okuldan öğrenmiyor

Çocuk evde anne babasını, okulda öğretmenini ve arkadaşlarını, sokakta çevresini, telefonda ise dünyanın tamamını izliyor.

Çocuklara “Saygılı ol.” diyoruz. Peki bizi izlediğinde ne görüyor?

Bir problem karşısında konuşuyor muyuz? Farklı düşünene tahammül edebiliyor muyuz? Öfkelendiğimizde kendimizi kontrol edebiliyor muyuz? Hata yapan bir insanı aşağılamadan uyarabiliyor muyuz?

Çocukların en güçlü öğretmenleri bazen söylediklerimiz değil, yaptıklarımızdır.

Eskiden bir mahalle vardı

Geçmişte çocuk sadece ailesinin değil, mahallenin de çocuğuydu. Komşular birbirlerini tanır, çocukların davranışları konusunda kendilerini belli ölçüde sorumlu hissederdi. Bir çocuk yanlış yaptığında onu uyaran, gerektiğinde ailesine haber veren bir çevre vardı.

Elbette geçmişi tamamen idealize etmek doğru değil. Çocukların özel alanına fazla müdahale edilmesi ve ölçüsüz otorite gibi yanlışlar da vardı.

Bugün ihtiyacımız olan geçmişe aynen dönmek değil; o dönemin dayanışma ve ortak sorumluluk duygusunu, çocuk hakları ve mahremiyet anlayışıyla yeniden buluşturmak.

Çocukların üzerinde herkesin sınırsız söz sahibi olduğu bir anlayış değil; onların iyiliği için birbirine destek olan güvenli bir çevre oluşturmalıyız.

Öğretmen ve veli de bu yapının içinde

Öğretmene yönelik fiziksel saldırı, hakaret, tehdit veya itibarsızlaştırma eğitim ortamını doğrudan etkiler. Öğretmenin kendisini güvende hissetmediği bir ortamda öğrencinin güvenli bir eğitim almasını beklemek kolay değildir.

Ancak öğretmenin de sorumluluğu vardır. Otorite ile baskı aynı şey değildir. Öğrencinin davranışı düzeltilebilir; fakat öğrencinin onuru zedelenmemelidir.

Veli de çocuğunun hakkını elbette savunmalıdır. Fakat bunu nasıl yaptığı çocuğun eğitimidir. Bir veli öğretmene bağırdığında veya hakaret ettiğinde çocuk bunu görür ve öğrenir.

Çocuklara saygıyı anlatırken başkasına saygısız davranırsak, çocuk sözümüzden çok davranışımızı örnek alacaktır.

Görünmeyen baskılar da iz bırakıyor

Başarı baskısı da bazen görünmeyen bir şiddete dönüşebilir.

“Arkadaşın senden daha başarılı.”, “Sen neden onun gibi değilsin?” gibi sürekli kıyaslamalar çocuğa şu mesajı verebilir: “Başarılı olursam değerliyim.”

Oysa çocuğun değeri aldığı nottan çok daha büyüktür.

Şiddetin en tehlikeli taraflarından biri de değerleri aşındırmasıdır. Saygıyı, merhameti, empatiyi ve güveni zayıflatabilir; zamanla şiddeti normalleştirebilir.

Dünya küçüldü, etki alanımız büyüdü

Bugün bir çocuğun mahallesi sadece yaşadığı sokak değil. Telefonunu açtığında dünyanın tamamıyla karşı karşıya.

Dünyanın bir ucunda yaşanan olay çok kısa sürede çocuklarımızın ekranına ulaşabiliyor. Bu nedenle onları dünyadan koparmak yerine dünyayı doğru okumayı öğretmeliyiz.

Her gördüğüne inanmamayı, her davranışı normal kabul etmemeyi, öfkesini yönetmeyi ve farklı düşünene saygı göstermeyi öğrenmeliler.

Çünkü artık hepimiz birbirimizi çok daha hızlı etkiliyoruz.

Hepimiz aynı yapının içindeyiz

Öğrenci, öğretmen, veli, aile, okul, mahalle ve toplum birbirinden bağımsız değil.

Bir çocuğa bugün gösterdiğimiz sabır, onun yarın başka bir insana göstereceği sabra dönüşebilir. Verdiğimiz güven, gelecekte kuracağı aileye taşınabilir. Önlediğimiz bir şiddet davranışı, yıllar sonra bir ailenin huzuruna katkı sağlayabilir.

Bu nedenle soru yalnızca “Okullarda şiddeti nasıl önleriz?” değil.

Asıl soru şu: “Nasıl bir insan ve nasıl bir toplum yetiştirmek istiyoruz?”

Çözüm yine bizde

Şiddetle mücadele sadece cezaları artırmakla bitmez. Asıl mücadele şiddet ortaya çıkmadan önce başlamalı.

Çocuklara öfkelerini yönetmeyi, sorunlarını konuşarak çözmeyi ve yardım istemeyi öğretmeliyiz. Öğretmenin saygınlığını ve güvenliğini korumalıyız. Veliyi okulun karşısında değil, yanında konumlandırmalıyız. Okul-aile iletişimini güçlendirmeli, mahallede güven ve dayanışma duygusunu yeniden oluşturmalıyız.

Ve bütün bunların merkezine değerleri koymalıyız.

Çünkü saygı sadece anlatılarak değil, yaşatılarak öğrenilir. Merhamet sadece kitapta okunmaz; görülür. Adalet sadece ders konusu değildir; uygulanır.

Belki de artık kendimize bakmanın zamanı

Çocuklarımız değişmedi.

Onlar hâlâ sevilmek, anlaşılmak ve güvenmek istiyor.

Değişen onların büyüdüğü dünya.

Ve o dünyayı biz değiştirdik.

Şimdi çocuklarımızın bu dünyada nasıl yetişeceğine yine biz karar vereceğiz.

Bugün okulda neyi normalleştirirsek, yarın toplumda onun sonuçlarıyla karşılaşacağız. Çocuklarımızdan saygı bekliyorsak önce biz saygılı olmalıyız. Şiddetsiz bir iletişim istiyorsak önce kendi dilimizi değiştirmeliyiz. İyi insanlar yetiştirmek istiyorsak bunu sadece anlatmamalı, yaşatmalıyız.

Belki de hepimizin kendisine sorması gereken soru şu:

“Ben çocuğumun büyüdüğü dünyanın nasıl bir parçasıyım?”

Çünkü geleceğin toplumunu sadece okullar, öğretmenler veya aileler kurmayacak.

Geleceğin toplumunu hep birlikte kuracağız.

Çocuklarımız değişmedi.

Dünya değişti.

Ve o dünyayı değiştiren biz olduk.