ROSE MARY
Almanya işçi ihtiyacını karşılamış, tüm bunlara rağmen Almanya ya işçi ve çeşitli nedenlerle göçenler devam ettikleri için işçi alımlarında zorluklar getirilmeye başlanmıştı.. Bildiğiniz gibi işçi alımları 1960 lı yıllarda başlamış, 2. Dünya Savaşında büyük yıkımlara uğramış Almayanın imarında ve sanayinin, tarımın tekrar ayağa kalkmasında emekçi olarak kullanılmıştı. İşçiye doyduğunda ise kapılar tekrar kapanmıştı. Almanya işçi alımlarında oldukça seçici davranmış, ihtiyaçlarını belirlemiş ona göre hareket edilmişti.(2)
Bizimde de sulu tarlalarımız, krizme bağlarımız, okumuş yazmışlarımız, derin bir tarihimiz, akıllara zarar kos koca coğrafyamız vardı. Ha unuttum, işçilerimizde vardı. Genel bakışta, O zamanki Almanya’dan daha avantajlı bir konumda idik. Hatta uçağımızı bile kendimiz yapıyorduk. Büyük savaştan da yara almadan çıkmıştık.
Kaybetmemiz, ülkemizin kalkınma motoru olan “Köy enstitülerini” Amerika istedi diye kapatmamızla başladı. Sonra imal ettiğimiz uçaklarımızı toprağa gömdük. Efendim bu konuları televizyonlardan bile izledik.( 2)
Marşall yardımları dediler,(1) bizimkiler kabul etti. Hani bir atasözümüz vardır. Derki; ”bedava sadece fare kapanında bulunur.” Yaşanan hayatın bile ücreti ölümdür. Bu yanlış politikaların sonuçları günümüzde her kesimce de görünmektedir. Yanlış politikaların savunması ise Rus Tehdidi olarak geçmektedir. Bizler kos koca 2. Dünya Savaşından çeşitli kıvrak politikalarla sıyrılmayı bilmişiz, ebetteki bu günleri de aşa bilirdik. Aşamadık, başımız her geçen gün daha da dara geldi. 70 li yıllarda yurdum siyasi karışıklıklarla, kavgalarla da tanışmıştı. Burada suç işleyenler, illegal örgütler ve cümle kötülükler sözde dost ve müttefiklerimiz olan; Başta Almanya, Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkelerine kaçı veriyorlardı ve orada insan muamelesi görüyorlardı. Tesadüfe bakın, kaçtıkları coğrafyalar işçilerimizin de yoğun olduğu devletlerdi. (3)
Avrupa emperyalist bir dünya görüşüne sahip olduğu için kendi içlerinde de cıfıt kazanını kaynatıyorlardı. Birkaç örnek verelim. İtalya “Kızıl Kimmerler” le uğraşırken, terör suçluları Fransa ya kaçı veriyorlardı. Keza İspanya da Katalanlarla mücadelesinde sığınma yerleri ve destekçileri ne hikmetse yine Fransa idi. İrlanda, İngiltere ile mücadelesinde Avrupa dan yardım alamıyordu. Bu yüzden fazla can yakamamıştı.
Esas tehlikenin büyüğünü yaşayan, her zaman etraflarına kötülükler saçan Fransa olmuştu.(3) Türkiye dahil Fransa’nın diğer dostları nedense bu olayı hiç kaşımadılar. Örneğin Korsika Adası Fransa dan ayrılmak istiyor, Fransa’nın baskıları ile günümüzde adeta terk edilmiş bir görüntü sağlamaktadır. Katalanlar, Fransa’dan ayrılacak olursa, Fransa’nın Akdeniz de hiç kıyısı bile kalmayacaktır. Efendim, yapana yapmak gerekmez mi? Afrika’dan ağrı dört tarafı karıştıran Fransa’ya uğraşacak gerçek sıkıntılarla tanıştırmak gerekir diyeceğim lakin kendisinin de sessiz kaldığı problemlerle uğraşıp durmaktadır.
Dünyada bu olaylar olurken, ben Nevşehir de bir eczanede çalışıyordum. Ülkemde, anarşi ile uğraşıp duruyordu. Makalemin baş tarafında da söylediğim gibi ülkem de kullanılamayan veya kullanılmayan birçok imkâna sahipti. Sene 1976 eczanede çalışmak hayatımda gördüğüm en temiz işlerden biriydi. Çalışmakla kalmıyorsun, şehrin ve hatta vilayetin her tarafından insanlar geliyordu. Bu sayede insan birçok arkadaş ve tanış sahibi olduğu gibi habere bilgiye de vakıf oluyordu.
O günlerde Nevşehir benim için en ilginç olaylardan birini yaşamaktaydı. Irmak bucağı köylerinden bir vatandaşımız, Almanya ya gitmek için uğraşıyordu. Türk Milletinin özelliklerinden biri de duruma göre muhakeme yapıp, basit ve kolay yollar bulmasıydı. Turist olarak oraya gitmiş, komşusu olan bir Alman bayanla tanışmıştı. Kendi durumunu ona anlatmış, çözüm için öneriler veya devlette bir tanıdığı olup olmadığını sormuş. Uğraşmış, sorup soruturmuş en kolay yolu ise bir Almanla evlenmek olduğu sonucuna varmış. Konuyu tanıştığı Alman kadına açmış. Kadına her ay belli bir miktar para yatırmayı taahhüt etmişti. Buradaki eşiyle boşanıp, Almanya’daki o kadınla anlaşmalı evlilik yapacak, belli bir zaman sonra vatandaşlık alacaktı. Anlaştığı kadının adı Rose Mary imiş. Durumu anlatmak, eşiyle boşanmak için Türkiye’ye dönüş yaptığında köyüne uğramadan yol ağzı diye eczaneye uğramıştı. Bizleri Rose Mary ile tanıştırmıştı.
Rose Mary i Nevşehir’e getirmeden onu gıyabında tanıyorduk. Ağabey bu bayanın adı nedir ki, “Rose Mary” deyince gayri ihtiyarı ağzımdan; “ İsmi çok tehlikeli..” kelimeleri çıkmıştı. Almancı; “Allah Allah eşimde aynı şeyi söylemişti. Ben bir tehlike görmüyorum. Eşim o kadını görmeden boşanmam. İsmi Rose Mary se Allah korusun kendisi nasıl bir şey…”
Rose Mary 80-85 yaşlarında, peruk değilse saçları bukleli, oldukça bakımlı, neşeli bir kadıncağızdı. Buyur ettik. Kadın, Titanik filmindeki baş artistin yaşlı versiyonu ile aynı duruyordu. Demek ki, Rose Mary i 2. Dünya Savaşı yıllarında görmek lazımmış. Sohbetin arasında “Benim ismimi tehlikeli bulan genç burada mı?” Diye seslendi. Hemen kalktım ve özür diledim.(5) Şen şakrak, gülmeyi seven bir kadındı. Adamın eşi kadını görünce hemen razı olmuş ve işlemler başlamıştı. Bir daha Almancıyı da görmemiştim. Demek ki ailesini götürmüştü.
Bu yaşanmış olayı şunun için anlattım. Doğru politikalar uygulanabilseydi, Rose Mary gençliğinde Türkiye’ye çalışmaya gelecekti. Biz Almancı kelimesini hiç bilmeyecektik.
(1) Marshll yardımları, ABD Dış işleri Bakanı General George Marhall 1947 de Harvard Üniversitesinde yaptığı konuşmada 2. Dünya savaşında ve sonrasında zarar gören Avrupa ülkelerinin yeniden kalkınmaları için “Avrupa onarım programı” isteyen her Avrupa ülkesine Amerika mali yardımı, malzeme ve makineler vermeyi ön görüyordu. Bu politika ayrıca ABD-SSCB arasındaki rekabette Amerika nın elini de güçlendirecekti. Komünizmin Avrupa’da yaygınlaşmasını da önleyecekti. Türkiye dâhil 16 Avrupa ülkesi bu programı kabul etti. İngiltere, Fransa, Belçika, İtalya, Portekiz, İrlanda, Yunanistan, Hollanda, Lüksemburg, İsviçre, İzlanda, Avusturya, Norveç, Danimarka, İsveç bu projeyi 22 Eylülde Amerika ya sundular. Marshall yardımları sayesinde Avrupa da 3 yıllık bir süre içerisinde; Sanayi % 25, Tarımda ise % 14 lük bir artış gözlenmişti. Sonra bu 16 ülke Avrupa Ekonomik iş birliği (OEEC) örgütünü kurdular. Geçmişten günümüze Türkiye Tarihi. Tolga Uslubaş. İstanbul 2013. Sayfa 115. Görüldüğü gibi Marshall yardımı Avrupa ya yaramış, Türkiye o yıllarda SSCB ile problemli olduğu yıllardı. Rus ya boğazlar hâkimiyeti için problemler çıkartıyordu. SSCB Birleşmiş Milletler temsilcisi Kars ın, Artvin’in, Rusya’ya iadesini isteyen bildiri okumuştu. Ayrıca Türkiye ye sığınan Azeriler konusu vardı. Türkiye bu problemlere dur demek için Kore Savaşına katılmıştı. Nato ya alınmıştı. Günümüzde dahi aynı yola beraber çıktığımız sözde Avrupa ülkeleri ve Batı dünyasının çifte standart uyguladıklarını hep birlikte görüyoruz. Efendim, tüm bunlar için Milli beraberliğe, çalışmaya ve yurdumuzu onurlandırmaya her şeyden baş bizim ihtiyacımız vardır. Halk barışıktır. Siyasi seçtiklerim izinde barışık olması dileklerimle…
(2) Almanya’da çalışabilen vatandaşlarımız neden kendi yurtlarında çalışmadıklarının enine boyuna araştırılması gerekir. Bizimde Kurumlarımız ve kurullarımız vardı. Köylerimiz çocuklarını okuttukları için, ekip diktiği yani emeği hakkıyla karşılayamadığı için şehirlere iç göç başlamıştı. Tarım ve Ticaret Bakanlıkları daha olumlu çalışa bilirlerdi. Hiçbir siyasi partiyi eleştirmiyorum. Zira bu zihniyet meselesidir, liyakat meselesidir. Liyakatsizlik günümüzde torpil olarak tanımlanmaktadır.
Günümüzde var olan işsizliğin üzerine sığınmacılarda tuz biber oldu. Bizim ülkemizde vatandaş olmak bu kadar kolayken neden Almanya’da vatandaş olmak neden zordur. Onlar seçiciyken, iş bize gelince; Sığınmacılar, mülteciler en kolay yoldan öyle bizi seçiyorlar. Allah yardımcımız olsun.
(3) Köy Enstitüleri Türkiye’ye uygun olarak başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Hasan Ali Yücel gibi işinin ehli kimseler kurup hayata geçirmişti. Birde o zaman içinde değerlendirmek gerekirse, okuma yazma bilenlerin oranları yok denecek kadar azdı. Birde ortamda 2. Dünya Savaşı yaşanmaktaydı. Köy Enstitüleri eğitim verirken kendi çocuklarımızla birlikte ekonomimize hatırı sayılır katkılar sunarken okuma ve yazma oranı da akıllara zarar bir şekilde yükseliyordu. Kalkınmanın köylerimizden başlaması gerektiğini ispat ettiler.
Aristo lu Felsefe Okulları, Kıymetli atalarımız Alparslan ve vezir Nizamül Mülk tarafından kurulan Nizamiye Medreseleri, Atatürk ün kurduğu Köy enstitülerini araştıran karşılaştırmalı makalemde en kapsamlı eğitim sisteminin Köy Enstitüleri olduğunu belirlemiştik.
(4) Fransız muhalifler, Fransız ihtilalından önce, kaçıp civar devletlere sığınmışlardı. Tabi bunların arasında Osmanlı Devleti de bulunmaktaydı. Bu sığınmacılar, Mısır dâhil, tüm kuzey Afrika’ya dağılmışlardı. Bu kaçmaları fırsata çeviren Fransızlar, Afrika’da misyoner hareketini başlatmıştı. Misyoner hareketi dünya tarihindeki en kirli sayfalardan birini teşkil eder. Mısırdaki sığınmacılar ise Napolyon un Mısırı işgalinde, casusluklar yapmıştı. Efendim sığınmacı böyle mi olur?
Afgan sığınmacılarla konuşuyorduk. Pek çoğu İran’daki sığınma bölgelerinde doğmuşlar, ne Afganistan’ı tanıyorlar, ne Iranı ne de Türkiye’yi tanıyorlardı. En rahat yerin Türkiye olduğunu da söylemeden geçmiyorlardı. Son İran savaşında mülteci ve sığınmacıların İran a nasıl ihanet ettiği su yüzüne çıkınca kendilerine çeki düzen vermeye çalışmışlardı. Avrupa ülkeleri ve Amerika bunların arasından işine yarayacaklarını adeta cımbızla seçerek alıyorlardı. Tabi arta kalan Türkiye’de… Şatül Arap da yaşayan bir İranlı aileyi aldılar, Güney Azerbaycanlı Türkolog dostumu aldılar, İran televizyonunda yapımcı olan İranlı bir dostumuzda batı dünyasına gitmişti.
(5) Rose Mary aksak da olsa Türkçe biliyordu. Bizim Almancıda, az buçuk Almanca konuşa biliyordu. Rose Mary ile böyle konuşa biliyorduk. Bizler ise, Ortaokullardan beridir yabancı dil eğitimi alıyoruz yine bir şeyler bilemiyoruz. Burada da çözülmesi gereken problem olduğuna inanıyorum. Turizm sektöründe çalışanlar eğitim almasa da az buçuk konuşa biliyorlar. Tüm bu sonuçlar bizi eğitimin hayatın içinde olması gerektiğine götürüyor. Eğitim aldığımız yıllarda, serbest hayatın içinde İngilizcenin hiçbir ağırlığı yoktu. Kendim İngilizce öğrenmek için Limasollu Naci programına çalışırken öğrendiklerimden öte, bir beklentim vardı. O bitince yabancı dilde bitmişti.

Nevşehir 1943

Evlerden sökülen taşların gittiği yerlerden. Göreme

Göreme de taş yığınakları

Tarihi dokuların duvarlarında biten otlar, zaman içinde tarihi dokuya zarar verirler. Kurşunlu Camii duvarı. Dedeoğlu arşıvi

Bir zamanlar okuldu. Camlarını siz kırmayın çocuklar, o camların arkasında nice canların hatıraları vardır. Zalimin attığı taş önemli değil, dostun attığı gül yaralar. Geçen okulumu görme fırsatı olmuştu. Okulum tamamen yıkılmış, yok olmuş da biz halen camın taşlanmaması gerektiğinden bahsediyoruz. İstiklal İlkokulu, namı değer Asmalı çeşme…Dedeoğlu arşivi.

Nevşehir evlerinde, daracık sokaklara örnektir. Beni acıtan bu fotoğrafı yıkılma günlerinde çekmemdir.

Bir zamanlar yaşam alanıydı. Dedeoğlu arşivi.

Bir yıkıntıdan başka bir yıkılmaya devam eden yıkıntıya bakmak. Dedeoğlu arşivi.

Resmin sol tarafında Farukların evi, Karşıda görünen bina Remzi amcaların evi, fotoğrafın sağ tarafında ise İlhamilerin evi vardı .