HASTAYA NASIL BAKMALI?
Atatürk Kültür Merkezi Yayınlarından çıkan İbn-i Sînâ’nın ‘El-Kanun Fi’t-Tıbb’ kitabında hastalık şöyle tanımlanıyor; normal fonksiyonları rahatsız edilmiş olan insan vücudunun anormal durumudur.
Sebebi şu veya bu, ne olursa olsun insan yaratılışı gereği, içten ve dıştan musallat olan bir takım marazi duruma maruz kalabilir. O marazın başında da hastalık gelmektedir. Hastalık, maddi olabildiği gibi manevi de olabilir. Her kim böyle bir durumla karşılaşırsa meşru yoldan ve ehlinin tavsiyesiyle tedavisine çalışmalıdır.
İslam’dan önce Arabistan’da herhangi bir hastalığa yakalananlar -itibarlı biri değilse- genellikle toplumdan tecrit edilerek kaderine terk ediliyor veya müneccimlerin insafına bırakılıyordu. Müneccimler de hastaların tedavisi için; “nüfre, temime, nüşre, azâim, ta’viz, tevele” gibi isimlerle anılan muskalar yazıyor veya kahinlerin kapısında sıra bekliyorlardı.
İslam’ın gelişiyle hastalık algısında ve hastalara yaklaşımda önemli bir anlayış değişikliği oldu. Şefkat ve merhamet ahlakını geliştirmeyi hedefleyen Hz. Muhammed (as); acizleri, hastaları, kimsesizleri koruyup gözetme sorumluluğunu ailelerin yanı sıra diğer fertlere de taşıdı.
Özellikle Resûl-i Ekrem’in (sav) hastalıkların günahlara kefâret olacağını müjdelemesi, onlara sabrı tavsiye ederek; isyandan uzak durmaları yönünde telkinlerde bulunması, İslam toplumunda hastalıkların tevekkül ve teslimiyet içerisinde karşılanması yönünde güçlü bir bilinç tesis etti.
Hz. Peygamber’in hasta ziyaretinin faziletine dair mesajlar vermesi, bunu müminlerin birbirleri üzerindeki hakları arasında sayması ve “ziyaretçi, ziyaretinden dönünceye kadar cennet hurmalıklarındadır.” şeklinde buyurması, hastaların gözetilerek yoklanmasının sevabına vurgu yapması, İslam toplumunda hastalara yönelik duyarlılığın artmasında oldukça etkili oldu.
Rahmet Peygamberinin hastalara gösterdiği yakın ilgi ve alaka ile yalnızca yaşadığı topluma değil tüm zamanlara güzel bir örneklik bıraktı.
Efendimizin, hasta olan Sad bin Ebî Vakkası, Zeyd bin Erkam’ı, Cabir bin Abdullah’ı bizzat ziyaret etmesi, hasta olan Sad bin Ubede’nin durumunu sorması gibi haller Müslümanlar üzerinde ciddi etki bıraktı.
O (as), sadece ziyaretlerde bulunmadı, aynı zamanda ihtiyaç duydukları ne varsa temine çalıştı. Böylece hasta yakınlarının yükünü hafifletti.
Peygamberimiz, her hasta için duada bulunurdu. Ziyaretinde bulunduğu bir hastanın; “Humma! Allah onu kahretsin” sözü üzerine; ‘Hummaya sövme! Ateşin, demirin kirini, pasını götürdüğü gibi o da insan oğlunun hatalarını götürür.’ buyurdu.
O (as), hasta ziyaretlerini yaşamın önemli bir parçası haline getirdi. “Bir kimse hastayı ziyaret ettiğinde rahmetin içine dalar; onun yanında oturunca da rahmet onun gönlüne yerleşir.” hadisiyle hasta ziyaretine teşvik etmiştir.
Efendimiz, ziyaret esnasında sevdikleri şeylerden hediye götürülmesini tavsiye ederek, onların ihtiyaçlarının gözetilmesinin, arzularının sorulmasının önemine dikkat çekmiştir. Kendileri de buğday ekmeği isteyen birine onu temin etti. “Hastalarınızın canının çektiği şeyleri onlara yedirin.” tavsiyesinde bulundu. Kendileri de ziyaretinde bulunduğu bir hastaya canının ne istediğini sordu, ardından da çörek teklifinde bulundu, istekli yaklaşımda bulununca da çörek gönderdi.
Bu sayede hastalar toplumun kaçınılan değil hatırı gözetilen ve şefkatle muamele edilen kesimi haline geldi.
Hz. Ayşe annemizin rivayetine göre, Resûlü Ekrem, hasta ziyaretinde bulunduğunda veya hasta geldiğinde; “Ey insanların Rabbi! Hastaya şifa ver, bu musibeti ondan gider. Şifa veren ancak sensin. Senden başka şifa verecek yoktur. Öyle bir şifa ver ki o musibetten geriye eser kalmasın.” diye dua ederdi.
Abdullah bin Abbas ’da Hz. Peygamber’in bir hastayı ziyaret ettiği zaman onun başucuna oturarak yedi defa “Azim olan büyük arşın Rabbinden sana şifa vermesini istiyorum.” dediğini nakletmiştir.
Hastaya moral vermenin önemine dikkat çeken Efendimiz; “Ziyaret için hastanın yanına gittiğinizde iyileşeceğini söyleyerek onu ümitlendirip kederini dağıtın. Her ne kadar bu sözün ecelden bir şeyi geri getirmezse de hastaya moral verir.” buyurmuştur.
Efendimiz; hasta yanında olumsuz malayani hususların konuşulmamasına dikkat edilmesini istemiştir. Nitekim Ümmü Seleme’nin Hz. Peygamber’in; “Hastanın yanına girdiğinizde iyi ve hayırlı şeyler söyleyin. Çünkü melekler söylediklerinize âmin derler.” sözlerine dikkat çekmiştir.
Ashab-ı kiram hastaları incitecek davranışlardan sakınırdı. Abdullah bin Mesud’un, birlikte hasta ziyaretine gittiği arkadaşının, eve girer girmez sağa sola bakmaya başlamasına gösterdiği tepki, bu duyarlılığın güzel bir ifadesidir. Abdullah bin Mesud; “Allah’a yemin ederim ki, eğer iki gözün çıkmış olsaydı, bu senin için daha hayırlı olurdu.” sözleriyle hasta insanların evlerinin mahremiyetinin gözetilmesi gerektiği konusunda arkadaşını uyarmıştı.
Müminin mümin üzerindeki beş hakkından biri de hasta ziyaretinde bulunmaktır. Ona dua edilebileceği gibi ondan da dua istenebilir. Nitekim Efendimiz; “Ziyaret için bir hastanın yanına girdiğinde ondan senin için dua etmesini iste! Zira onun duası, meleklerin duası gibidir.” buyurmaktadır.
Diğer taraftan; “Hastayı ziyaret edin, cenazelere katılın, çünkü onlar ahireti hatırlatır.” buyuran Resûl-i Ekrem’in (as) sözleri, bir anlamda ölmek üzere dünyaya gelen insanın yaşarken bu bilinci yüklenmesi gerektiğini hatırlatan bir uyarıdır.
Abdullah bin Mesud’un; “Ya Resûlullah, hummanın hararetinden çok ızdırap çekmektesiniz! Şüphesiz ki onun ızdırabı çok olsa da buna karşılık size iki kat ecir ve mükâfat vardır.” sözleri üzerine Efendimiz; “Evet. Herhangi Müslüman’a bir sıkıntı isabet ederse, muhakkak ağacın yapraklarının düşmesi gibi, Allah da Müslümanlardan günahları düşürür.” şeklindeki mübarek sözleri, ashabına/ümmetine tavsiye ettiği, tevekkül ve teslimiyetin en güzel örneği oldu. (I) Ahmet BELADA
----------------0------------
I- Eşsiz Rehber Hazreti Muhammed ve Asr-ı Saadet -Konulu Siyer- DİB, 3. cilt, s.571-577