MÜSLÜMANLAR ve SİYONİSTLER
(Ajan: Elin Cohen/Kemal Emin)
Bugünlerde ehli tarafından bilinen önemli bir MOSSAD ajan dizisini izledim. Dizide, -her yerde her zaman olduğu gibi- Yahudilerin nasıl güçlü ve kibirli olduklarını, davaları için nasıl fedakarlıkta bulunduklarını, bunu yaparken de nasıl -suret-i haktan gözüktüklerini- müşahede ettim. Olay Suriye’de geçiyor.
Dizide, ibret hatta örnek alınması gereken örnekler var. Çok tertipli, düzenli bir o kadar da gizemli çalışılmış. Ajan Cohen, 1963’te gerçekleşen Bâs Darbesinde önemli rol oynamış. Verdiği katkıdan dolayı Milli Savunma Bakan Yardımcılığı teklifinde dahi bulunulmuş. Mısırlı bir Yahudi olan Cohen, Şam’daki ajanlık faaliyetlerini yürütürken Kemal Emin ismini kullanmış.
Cohen’in yaptığı en önemli ajanlık faliyeti, 1962-65 yıllarında Suriye ile İsrail arasındaki çarpışmada Golan Tapelerindeki savunma planlarını Yahudilere sızdırmasıdır.
“Tanınan ajan ölü ajandır.” Her şeyin bir sonu olduğu gibi o da MOSSAD merkezine haber geçerken suçüstü yakalandı ve 18 Mayıs 1965’te idam edildi. Cesedi altı gün teşhir edildikten sonra defnedildi. Yahudiler Suriyeli yetkililerden cesedini istemesine rağmen vermediler/alamadılar.
Yahudiler, hedeflerine ulaşmak için her türlü özveride bulunmaktadırlar. Onları yeterince anlamadan onlarla mücadele etmek mümkün değil.
Cevat Rıfat Atlıhan’ın Türk Oğlu Düşmanını Tanı kitabını lise yıllarımda okumuştum. Kitapta, hafızamda kaldığı kadarıyla Yahudilerin, kısa, orta ve uzun vadeli planlarından bahsediyor. O planların neler olduğunu ve nasıl uygulayacaklarını da uzun uzun anlatıyor.
Yahudilerin bugünkü yaptıklarını, Ortadoğu’daki katliam ve soykırımlarını anlamak için Siyonist Theodor Herzl’in I. Dünya Savaşı esnasında Yahudi devletinin kurulması için verdiği mücadele bilinmelidir. Herzl’in II. Abdülhamit’le ilgili Hatıraları ile Boğaziçi Yayınlarında çıkan “Siyonizm’in ve İsrail’in Kurucusu THEODOR HERZL Hatıraları” okunmalıdır.
Yahudiler, tarih boyunca hep itilip kakıldı. Çünkü bunlar, huysuz, arsız ve geçimsiz bir millet. İtilip kakılmalarının, sürgün edilmelerinin ve hatta iki-üç kez toplu katliama maruz kalmaları bundandır.
Buna rağmen gerek azınlık psikolojisinden gerek idealistliklerinden gerek adanmışlıklarından gerek kararlılıklarından ve gerekse sebat ve sabır göstermelerinden dolayı hiçbir zaman pes etmediler.
Bulundukları hemen her yerde edilgen değil etkenler. Hala da öyleler. Tabir caizse yaşadıkları bütün olumsuzluklara rağmen tekrar küllerinden doğmasını bildiler.
Bugün dünyanın hemen her ülkesinde az veya çok Yahudi’ye rastlamak mümkün. Bulundukları ülkelerin hemen tamamında üst düzey yaşam standardına sahipler. Ticaretleriyle, medya kuruluşlarıyla, siyaset kurumunu etkilemeleriyle -fiziken görünmeseler de- hep etkililer.
Yahudiler, tarihte Babil katliamı ve sürgününü, Roma katliamını ve yıkımını, Hitler mezalimini yaşamış olmalarına rağmen varlıklarını sürdürmektedirler. Bu da gösteriyor ki, bir millet yok edilemiyor. Bunu en iyi Siyonist Yahudiler bilir! Bugün Filistinlilere uyguladıkları soykırım ve katliamlarla onları da yok edemeyeceklerini bilmeleri gerektiği gibi.
Onlar bu hale nasıl geldiler?
Nasıl çalıştılar?
Neler yaptılar?
Bütün bunlar detaylı bir şekilde incelenmeli, incelerken de görülecektir ki, işlerini sadece hamasetle (dinle) değil aynı zamanda çok çalışmakla gerçekleştirmişler.
Müslümanlar olarak biz ne durumdayız?
Durumumuzun ne olduğuna bakmadan evvel iki kitaptan bahsetmek istiyorum. Bunlardan birisi Mehmet Hasan Bulut’un İngiliz Derviş kitabı diğeri de ben denizin kaleme aldığı Nereye Kaçsam kitabındaki (…) Brezilya Seyahatnamesi makalesi. İsmi geçen kitap ve makalede Gayr-ı Müslimlerin, İslam’ı ve Müslümanları nasıl yanılttıklarını, bu konuda neler yaptıklarını ve ne tür entrikalar çevirdiklerini göreceksiniz/okuyacaksınız.
Tarih boyunca bunlar hep olmuştur. Olacaktır da. Bu tür olumsuzluklar, çok dikkat ederek daha fazla çalışmamızı gerektirir. Her türlü olumsuzluklara ve engellemelere rağmen Kulluk kitabımız bize çalışmayı emrediyor, biz de onu yapacağız.
Ahmet Güner Sayar, ‘Allah, sütten bahsediyor, sütlü aştan bahsetmiyor.’ derken sütlü aşı bizim yapmamızı, çalışmamızı ve üretmemizi söylüyor. Allah atmamızı, hem de en güzel silahları üretip atmamızı istiyor. Binmemizi hem de en iyi vasıtalara binmemizi istiyor. Bu gerçeklikten hareketle Kur’an öğretisini tekrar tekrar okuyup, anlayıp, uygulamaya çalışmalıyız. Çıkış yolu buradadır. Bu ideal çalışmanın gerçekleşmesi için de üstün bir tempoya ihtiyacımız var. Her alanda nitelikli insanlar yetiştirilmeli. Hiç şüphesiz son yıllarda iftihar edeceğimiz güzel faaliyetlerin olduğunu, vatan millet sevgisiyle dopdolu insanlarımızın yetiştiğini görmek bizleri mutlu ediyor.
Olayları tersyüz etme güç ve kudretine sahip Yüce Yaratıcı, günümüzün zalimlerinin zulmünü durduracak, mazlumları iktidar sahibi yapacaktır. Bunun sinyallerini görmek mümkün. Çünkü yapılan haksızlık ve hukuksuzluklardan dolayı sadece Müslümanlar değil tüm dünya rahatsız.
Dünyanın her tarafında yapılan protestolar ne Yahudilerin zulmünü ve ne de onların hamisi ABD’yi durdurmaya yetmiyor. Bizler protesto ederken onlar, hala mazlum Filistinlilere soykırım uyguluyor.
Anlaşılan o ki, bizlerin sadece kahrolsun Yahudiler, kahrolsun Siyonistler, kahrolsun ABD diye slogan atmamız vazifemizi yaptığımız anlamına gelmiyor. Daha fazlasını yapmalıyız. Yaparken de her türlü esbaba tevessül etmeliyiz. Kolaycılığa kaçmamalıyız.
Zira Cenabı Hak, Sevgili Habibi namaz kılarken üzerine deve işkembesinin konmasına,
Taif’de taşlanarak yara-bere içinde kalmasına,
Uhud’da yaralanmasına ve mübarek yanağına miğferinin tellerinin batmasına,
Hendek’te ailelerinin can güvenliğinin kalmamasına, kendilerinin on bin kişilik düşman askerlerinin karşısında zor anlar yaşamasına,
Hudeybiye’de müşrikler tarafında sıkıştırılmasına ve hatta kendi arkadaşları tarafından zora sokulmasına,
Huneyn’de arkadaşları tarafından adaletsizlikle itham edilmesine rağmen -manevi desteğin dışında- görünürde Peygamberini korumaya yönelik bir şey yapmadı. Nasıl onlar, esbaba tevessül ederek mücadele etmişlerse biz de aynısını yapmak durumundayız.
Unutulmamalıdır ki bizleri, içine düştüğümüz durumdan ne Şia’nın beklediği Mehdi ne Hristiyanların beklediği İsa (as) ve ne de Yahudilerin beklediği Mesih kurtarmayacaktır. Bizi ancak gayretimiz ve birbirimize olan güvenmemiz kurtaracaktır.
Ahmet Belada