YALAN DÜNYA BİCİK MAĞARASI
'' Evimi yaptırırken Avni Usta dedi ki, bin traktörüne, git Kızılırmak kıyısından bir vagon temiz kum getir. ''
İki amele bulup gittim. Sorduk soruşturduk, nerden kum alabiliriz ?
Köylüler pek razı olmadılar.
Muhtarlığın izni gerekirmiş. Para yatırmak varmış işin içinde.
Makbuz var mı ? Kim arar, kim sorar.
Bulduk buluşturduk bir miktar ödeme yaptık.
Köylünün suyuna gitmek önemli. Ya değilse kavga gürültü çıkar. Traktörün lastiğini keserler falan. 100 TL ödemeyim derken zararın 1000 TL olur.
Neyse gösterdikleri yerden kumu yükledik.
Çevrede taşocakları var. İyi yapı taşı çıkarıyorlar. Teknik çalışıyorlar.
Öğleni geçmişti. Tahta bir baraka yapmışlar.Baktık, önündeki ocakta bir yemek pişiriliyor. Öyle de acıkmışız ki. Anladılar tabii aç olduğumuzu. Üç kişiyiz de bu yemek yeter mi ?
'' Yumurtamız çok, hele buyurun ! '' dedi taşocağını işleten delikanlı.
Domatesli yumurta pişirmişler. Harika. Şehir somunu da bol. Yedik doyasıya, şükrettik.
Tam kalkacağız ayağa.

O delikanlı bana dedi ki : '' Gelin,size ne göstereceğim, bakın ! '' Eline koca bir şarjlı elektrik lambası almış.
Yürüdük. Bir tepenin arka tarafına dolandık. Dar bir delik açılmış. Belli ki, zamanında kurt, tilki girip çıkmış. Üstümüz başımız toz toprak , girdik içeri.
Lambayı yaktı delikanlı... Aman yahu bu ne ? Biz nereye geldik böyle ? Yalan dünya derlerdi ya yaşlılar . Öyle bir yer...Anlatmak zor...Portakal mı desem, limon mu ? Renkler öyle. Kız memesi biçimleri...Dipdiri...Tavandan sarkıyor. Zırık gibi direk olanlar da var. Hava sıcaktı dışarda, burası serin, gözel. Şaşırdık. Bakakaldık. Ben 42 yaşındayım, ömrümde böyle gözellik görmemişim. Oturup kaldım. Amelelerimiz de öyle.
'' Nasıl, beğendiniz mi ? Neye benzettiniz ? Ben buraya Bicik Mağarası adını verdim. Uygun mu ? ''
Bel güldüm. '' Bizim köyde inek memesine bicik denir. Sütle dolu olduğu zaman diri olur.''
'' Tamam işte, ben de onu düşündüm. Benzetme iyi, değil mi ? ''
Yürüdük içerde.Dallı budaklı.Şipir şipir sular damlıyor. Lambanın ışığında parlıyor o cilalı kayalar. O anda söylemedim, ne olur ne olmaz, bu mağarayı bizim emmoğlu Hüsnü'ye anlatmalıyım diye düşündüm. Hüsnü öğretmen ya, böyle yerleri sever o.
Ayrılmak istemedim. Baka baka yukarılara, boynum tutuldu. Hayran kalmıştım. Böyle bir gözellik nasıl olur ? Nasıl meydana gelir ? Akıl sır ermez.Kim bilir kaç bin yılda ortaya çıktı ?
Vagonu kum yüklü traktörü sürüp köye gelirken gözümün önünde hep o mağara, hep o ''bicik''...
Emmoğlu Hüsnü'ye anlattım. Heyecanlandı. Okulda derslerin bitmesine bir hafta vardı. Getirdiğimiz kum yetmemişti.
O gün geldi. Yeniden aynı yere gitmek için hazırlandık. Hüsnü de fotograf makinasını aldı, not defterini aldı. Traktörde yanıma oturdu.
Yine aynı amelelerle traktöre kum yükledik. Köylüler yine olmazlandı. Ödedik bedelini. Kuzu kuzu. Hüsnü tek başına gitmek istemedi mağaraya. İşimiz bitince yürüdük. Bize mağarayı gösteren delikanlıyı taşocağını işleten çavuşa sordum. Kayseri'ye gitmiş, bir hafta sonra gelecekmiş.

Yürüdük. Mağara girişi darma duman edilmişti. Ortada mağara da yok...
'' Yav ne oldu burdaki mağaraya ? ''
'' Sen bizi saf mı sandın bire köylü ! Kaymakamlık haber alsa bırakır mı, taşocağına izin verirler mi ? Biz ekmeğimizi burdan kazanırık. Bir kepçe getirdik. Girdi içeri yıktı, geçti gitti. ''
Öğretmen Hüsnü oturdu tozun toprağın içine, ağlamağa başladı.
Kızılırmak koyağı akşam karanlığında...Serinlik giderek soğuğa dönüyordu...
------------------------
4 Mart 2026.