GÖÇLERİN NEDEN VE SONUÇLARI


Bahadır Dedeoğlu

Bahadır Dedeoğlu

Okunma 05 Ekim 2020, 11:50

GÖÇLERİN NEDEN VE SONUÇLARI

Kişinin ya da toplumların hayata daha iyi tutunmak için; Ekonomik, siyasal, ailevi zorunluluklar sonucu yaşadığı toplumu ve mahalli terk etmesi başka yerlerde yaşamasıdır. Göçler bireysel olduğu gibi toplumsalda olabilmektedir.

İlk insanlar avcılık ve toplayıcılıkla yaşama tutunmaya çalışmışlardır. Tarıma ve yerleşik düzene geçilmesiyle yazılı medeniyetler yavaş yavaş başlamış, kurulan bu medeniyetlerin başlarına tiran kralların geçmesiyle de zulümlerden kaçma göçleri de başlamış oldu. Zira bir halk diğer bir halkı yendiğinde yenilen halk genelde yok edilir, köleleştirilir ya da zorla asimile ye tabi tutulurdu. Tarih bunun örnekleriyle dolu olduğu gibi son on yıl içinde dünyada 4 dilin yok olacağı var sayılmaktadır. Ondan da öte, daha yakın tarihlere kadar insanlar pazarlarda alınıp satılıyorlardı.

Sümerler (İ.Ö.4000), Elamlar (İ.Ö.3000) yıllarında Asya’dan göçüp uygarlıklarını Mezopotamya’da kurmuşlardı. Anadolu’ya Frigler (İ.Ö.2000) li yıllarda yine göç yolu ile Balkanlardan gelmişler, Hitit uygarlığını yıkmışlardı. Büyük uygarlıkların yolu açılınca insanların en öncü ihtiyacı hayatta kalabilmek olmuştu. İskender imparatorluğu- Perslerin, Roma’nın da İskender imparatorluğunun mirasına konması bu olaylara en güzel örnekler teşkil etmektedir. Akdeniz ve Karadeniz’i iç deniz haline getirip sömürü düzeni kuran İmparatorluklar diğer yerlerin kazançlarını ve enerjilerini Roma, Persapolis gibi merkezi yerlere taşıması sonucu mağdur olan topluluklar, bu gibi merkezi şehirlerin nüfuslarının artmasına, dolayısıyla sanatın, özgün becerilerin, saf ve ucuz emeğin belli merkezlerde toplanmasına da neden oluyordu. Günümüzde bu şehirler ve kalıntıları tarihi meta ile dolu olurken, diğer yerleşkelerin tarihin karanlıklarında kalması doğal bir sonuçtur.

Kavimler göçünün, dünya tarihinde domino etkisi yaptığı bir gerçektir. Bir ulusun önünden kaçan başka bir ulus, vardığı yerlerdeki ulusları da rahatsız edip, göçe zorlamaktaydılar. Göç etmemenin en kolay yolu asimile ve ya yok olmak=edilmekten birini seçmekti.

Özellikle yaşadığımız coğrafya olan Anadolu, dünyanın hiçbir yerinde rastlamak mümkün olmayan göçlere şahit olmuştur. Anadolu’nun batısı; Limanlarıyla, iklimiyle, maden ve ürünleriyle albenisi fazla olduğu için birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Lidya, Truva, Karya, İyonya gibi uygarlıkların yanında, Dorlar (İ.Ö 1000), Aka’lar (İ.Ö.14.yy.), Traklar, Bitinya’lı lar gibi kavimlerin dalgalar halinde göçüne sahne olmuştur. Orta Anadolu’da Hititler, Frikler, Kapadoklar gibi kavimlerin yerleşmesine ve ev sahipliği yapmışlardır. Doğuda ise; Medlerin, Perslerin, Asurların, Urartuların, Kuzey kesimlerde Kimmerlerin, İskitlerin göçlerine şahit olmuştur. Kavimler göç haritalarına baktığımız zaman Asya ve Avrupa uluslarının zorunlu göç ile ne acılar çektiği apaçık ortaya çıkmaktadır. Örnek olarak Alanlar Karadeniz’in kuzey doğusunda görülürken, tarih atlaslarında ta İspanya’da işaretlenmeleri göç gerçeğini en acı bir şekilde insanların önüne sermektedir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 84. Ayette aynen şöyle yazmaktadır: “ Hani,” Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarından çıkartmayacaksınız” diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz.” Tarihin bu sayfalarının oldukça sabıkalı olduğunun önemli bir vesikası olarak kabul etmek gerekir.

Zorunlu göçler insanların genetiğine işlemiş gibi durmaktadır. Günümüzde de devam etmektedir. Türkiye’ye toplanan ve bir çok yerden gelen mülteciler Avrupa’ya doğru hareket etmeleri tüm Avrupa’nın teyakkuza geçmesine neden olmuştur. Yunanistan tarihindeki kara lekelere yenilerini eklemiş, ülkesinde durmayacağını bildiği halde mültecilere olmadık eza ve cefa çektirmişlerdir. Afganistan’dan göçen mültecilerle konuştuğumuzda da birçoğu zaten İran’da ki, mülteci kamplarında doğduklarını söylemişlerdi. Afganistan’a gidip gelmenin adeta bir macera olduğunu anlatmışlardı. Böylesine büyük riskleri gözüne almaları, Afganistan’da hayatın adeta felce uğradığının bir göstergesi değil mi? 1979 Yılından beridir bu insanlar işgal ile mücadele ediyorlar. Nice hayatlar soluyor. Binlerce göç hikâyesi yazılmıyor, yaşanıyor.

Göçmenlerin maddi zararlarını da hesap etmek gerekir. Suriyeli Ramazan ile sohbet ediyoruz. Babası bütün birikimlerini emeklerini hep Halep’te evlere yatırmış. Çokta evladı varmış. Bir ömür boyunca yapılan yatırımlar uçtu gitti. Bu hayatlarda zarar yaşadılar. Daha nice saymadığımız, sayamadığımız zorunlu göçler insanlığın sabıka kayıtlarına işlenmiş ve işlenmeye devam etmektedir.

Anadolu’da siyasi ve toplu göçlerin son örneklerinden verebileceğimiz örnek 1924 Mübadelesi dir. Mora Yarımadasındaki Müslüman Türk nüfusu Muhacir adı altında yurdumuza getirilirken, Karamanlı diye tanıdığımız Hıristiyan Ortodoks Türkmenlerin Yunanistan’a yerleştirilmesi ile sonuçlanmıştı. Göç antlaşmalar neticesinde olduğu için pek can yanmamıştı. Yörem olduğu için biliyorum-ki çok acılar, hasretler çekilmişti.

Günümüzde terör olayları kitlesel olarak göçlere neden olmaktadır. Yeni yerleşkelerine uyum sağlamak için aileler kim bilir kaç nesillerini heba edeceklerdir. Rusya’nın 2. Dünya Savaşının mağlubu olan bir takım Alman grupları, Asya’da bazı Türk bölgelerine yerleştirildiği görülse de günümüzde Avrupa göç vermeyen, göç alan konumunu korumaktadır. Suların yükseklerden enginlere aktığı gibi insanlar da sorunsuz, adil, imkânları geniş olan yerlere doğru akmaktadır. Yoğun oranda dış göç veren ülkelerin isimlerine bakmak bile bu acı gerçekleri anlamamıza yeterli olacaktır. Bu malum isimler; Afganistan, Pakistan, İran, Sudan, Irak, günümüzde Suriye diye uzar gider… Bu listede Fransa’yı, İngiltere’yi göremeyiz ama Meksika’da kaça bildiği kadar kaçmaktadır. İnsanlar günümüzde de yer değiştirmeye devam etmektedir.

1960’lı yılların başında başlayan Almancı furyası yıllarca devam etmiştir. Yüzlerce, binlerce aile başta Almanya olmak üzere öteki Avrupa ülkelerine de göç etmişlerdir. Köyden kente göçünde başladığı o yıllardan sonra köylerimiz ufalmaya devam etmiştir. Tüm bunların yekûnu olarak; Köyden kasabaya, köyden şehre, şehirden büyük şehre oldukça yüklü göçler olmuştur.

Kalkınmakta olan ülkeler yatırım zincirlerini; Büyük şehir, şehir, büyük kasaba şeklinde kurmaları köylerimizin yalnız başlarına kalmalarına neden olmuştur. Yönetimler de insanın fazla yaşadığı yerlere yatırımlarını ağırlaştırmışlardır. Bu politika göçü tahrik edici bir politika olarak görülmektedir. Köylerimizde uygunsuz ortamlar zaten mevcuttur. Yıllardan beridir toprakların miras yolu gibi nedenlerle bölünüp küçülmesi, bilginin ve sermayenin de az olması verimliliği ortadan kaldırmıştır. Köylünün ürünleri çıktığı dönemlere Döküm zamanı denmesi de zorluklarla ürettikleri ürünlerin para etmediğinin açık bir göstergesidir. Zira aynı üründen, aynı anda onlarca köyden çıkması ürünün piyasa değerini düşüreceği de bir gerçektir.

Almanya, Hollanda, Fransa gibi ülkelerin köyden kente göç oranlarını inceleyecek olursak karşımızı çok enteresan sonuçlar çıkacaktır. Göç yok denecek kadar az olduğu gibi şehirden köylere de göçün olduğu görülmektedir. Bu ülkelerin köylerinin kazanç, gelişmişlik ve refah oranlarının oldukça doyurucu olduğu karşımıza çıkmaktadır. Avrupa ve Amerika’da tarım ve hayvancılık örgütleri yıllar önce kurumsallaşmış, bu kurumsallaşma neticesinde bu konularda eğitim ve koordinasyonlar yıllar önce hazırlanmıştır. Hollanda köylüleri yüz yıldır dünyaya lale satmışlar, Fransa kaparı tarımını geliştirmiş, İsviçre süt ürünlerini daha iyi değerlendirebilmek için Türkiye’den fındık, bilmem nerelerden kakao ithal etmiş, neticede ürettikleri çikilotalarını tüm dünya ya pazarlamayı bilmişlerdir. Bu konular koordinasyon ve örgütlenme ister. Nevşehir ise onlarca yıldır patatese alternatif bir ürün geliştirememiştir.

Köylülerimiz köyden şehre göç ederken evlerini ve köylerini de şehirlere taşımışlardır. Kenar mahallelere, gece kondular a taşınmış, çoğalan nüfuslar plansız şehirleşmeyi doğurmuştur. İşsizlik, ucuz iş gücü, suç oranlarında artış, eğitimde yetersizlik, yaşam standartlarının düşmesine neden olmuştur. İşin önemli yanı bu vebal tüm Türkiye’ye yüklenmiştir. Sadece İstanbul’da yaşayan 300.000 Nevşehirli olduğu tahmin edilmektedir. Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa’da işçilerimizin 3. Nesilleri yetişmektedir.

Köy Enstitülerinin kapatılmasının da olumsuz etkisi olduğunu unutmamak gerekir. Bu eğitim kurumlarının köylerin kalkınması için temelden çalıştıklarını bu gün artık biliyoruz. İç göç nedenlerinden biri de eğitimdir. Nevşehir’e lise 1950’li yıllarda yapılmıştır. Bu tarihlerde aileler ya küçük esnaf ya da kendi geçimini sağlayacak kadar tarımla uğraşıyordu. Kapalı tip ekonomiyi halkımız kabullenmiş gibi görünüyordu. Köylerimizin imkân eşitsizlikleri, ulaşım zorlukları, ürünlerinin para etmemesi her şeye rağmen göçü zorunlu hale getiriyordu. Daha 1970’li yıllarda, liselerde okuyan çocuklara öğrenci evleri kiralamak suretiyle tahsillerini yaptırmaya çalışıyorlardı. Bunun sonucu köylerimizde lise mezunu gençlerimiz de çoğalmıştı. Gayri ataerkil aile sisteminin geliri de, sosyalliği de yeterli gelmiyordu. 1980’li yıllarda yerel siyasetçilerimizin de gayretleriyle memurluk, işçilik furyası da başladı. Devlet daireleri köylerimizin çocuklarıyla dolarken köylerimiz iyice tenhalaşmaya başladı. İşçi göçlerinden sonra başlayan bu olguya iç göç açısından ikinci darbe diyebiliriz.

Ufak da olsa geri dönüşleri göz ardı edemeyiz. Avrupa’da çalışan işçilerimiz tatil ve ya temelli geri dönüşlerinde kullanılmak üzere köylerine güzel evler yaptırmışlardır. Bu yüzden bazı köylerimiz iyice küçülmekten kurtulmuşlardır.

Vilayetimizin istihdamı ve kalkınmayı güçlendirecek motorları da vardır. Derinkuyu, Kaymaklı, Göre ve Çardak Kasabaları Ponza gibi stratejik değer taşıyan madenlerin yanı sıra patates gibi Türkiye’ye pazarlanabilecek ürünler yetiştirdiği için göçlere karşı yerleşkelerinin nüfuslarını koruyabilmektedirler. Avanos-Ürgüp ekseni Hem turizm hem de kaya ambarlarıyla ön plana çıkmaktadır.

Köyden kente göç olayı Türkiye’yi olumsuz etkilemektedir. Bu yüzden imkân genişliğine rağmen şehirlerimiz de rahat değildir. Şehir köye varamadığı için köyler şehre gelmişlerdir. Şehirler ise inşaat sektörünün de hızıyla başka başka mahallelere taşınmakta, köyler geldikçe şehir adeta kaçmaktadır. Kalkınmanın samimi bir şekilde köyden başlaması birçok problemi çözecek gibi görünmektedir. Türkiye bu olayı milli bir politika olarak görmesi gerekmektedir. Organize sanayi bölgeleri bile şehirlerimizi çevirmişlerdir. Köylerimizde organize tarım bölgeleri, organize hayvancılık bölgeleri kurabiliriz. Her ilde kurulan Üniversitelerin gerekli dalları köylerde araştırma, uygulama alanları açıp halkla paylaşabilirler. Köylerde yaşam imkânları şehirlerdeki gibi olursa belki şehirden köye göç bile başlayabilir. İşsiz bir insanımız kullanılmayan ve boşa giden bir enerji olduğunu unutmamak gerekir. Sağlık, huzur ve mutlulukla kalın.

Bahadır DEDEOĞLU.

KAYNAKLAR:

  1. Tarih atlası Faik Reşit UNAT Kanaat yayınları 1988-İstanbul.

  1. Yurt Ansiklopedisi. 8. Cilt

  1. Modern Türkiye Tarihi Carter V. Findley. Timaş Yayınları. İst.2011

  1. Kur’an-ı Kerim meali. Diyanet işleri Başk. 2010 Ankara.

  1. İsa İNAN 1945 Nevşehir doğumlu. Almanya’da işçi.

Yöremizde yapılan festivallerin istihdamı destekleyen yönleri vardır. Göreme yemek festivali

Avanos’ta akşam.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.