ABDULLAH RIZA ERGÜVEN

AVANOSLU ŞAİRİMİZ

Sen misin, sen misin iki büklüm

Ziyaret Dağından aşağı,

Çanak çömlek üstüne bütün yaşamın

Hitit çağından beri

 

Bel bağlama kardeşim

Aşı tutmaz ağaca

 

Sen misin sen misin karın tokluğuna

İnce ağrılar uğrağı

Gökte güneş pırıl pırıl

Toprakta yeşeren filiz

 

Yaslanma iki gözüm

Aşı tutmaz ağaca.

 Cumhuriyet’in  ikinci yılında Kırşehir vilayetinin Avanos kazasında doğar Abdullah. Everekli Seyrani’nin “Kör de bilir Avanos’un yolunu, Çanak çömlek kırığından bellidir”,  dediği güzel beldede, güneşli diyarda.  Babası Gödelerden Rıza Efendi, anası Dedelerden Zeynep Hanım…Ana esmer olduğundan “Kara Hala” olarak tanınırmış.  Baba düzenli mesleği olmayan bir insandır. Sevecen, insancıl, duygulu, temiz, hakyemez…Bu nedenle sık sık iş değiştirir, tutunamaz. Bir süre muallimlik yapar. Sonra süvari mübaşiri olur. Daha sonra nalbant…Tutukevi koruma görevlisi…Aile bağcı, ekincidir. Ancak, toprakları yetersizdir.; birkaç ağaç, küçük bir bağ. Evin kemeraltındaki tezgahta her zaman bir dokunacak bir halı vardır; tamamlanmayı bekleyen.

 Abdullah’ın çocukluğu , Kızılırmak kıyılarında,  güneşli Avanos’ta geçer. Doğa ile iç içe.

 Henüz on yaşımda var yoğ idim

çalı çırpı vurdu ayağımı

türküye durdum söğüt dalından

süsledim al atımı

         atım gitti ben gittim

                    ben gittim atım gitti

 

Bir kartal süzülüp kanadın vurdu

gel kartalım dedim göğün olayım

yıldızlar ışıyıp yoluma durdu

gel ceylanım dedim yolun olayım

süsledim ceylanımı

            ceylanım gitti ben gittim

                     ben gittim ceylanım gitti (ADAA. 16)

 ARE Yaz dinlencelerinde ana babasına yardım eder. Yoksulluğun ne olduğunu anlar. “Yarınları Beklerken” adlı kitabında (1982) o yılları anlatır. Sıkıntı, acı…Ortamektebi Nevşehir’de bütünler. Çünkü Avanos’ta ancak bir ilkmektep vardır. Yatılı öğrenciyken, dersler sona erince Avanos’a döner, ailesine  kavuşur. Çocukluğunda en çok etkilendiği insan, bir halk bilgesi olan “Loğmen”dir (*).  Denebilir ki, okulların veremediğini, anasının,  babasının, öğretmenlerinin öğretemediği bilgiyi   ,  “ alim olmayan, arif olan” insandan almıştır. O, babasının benzetmesiyle Darwin gibi, Platon gibi bir filozoftur. “ Gerçeği şu ki, hayatın kendinde gelen birtakım zorlukları var. Bundan kaçınılmaz !  Nasıl yaşayacağını düşünmemesi değil, temel sorun insanın olaylar karşısında nasıl davranması gerektiğini bilemesidir. Bizi çevreleyen her şey saçma, boş, anlamsız görünse de yaşamak zorundayız. Bunun için de insanoğlu sürekli olarak bir savaşım içindedir. Umutsuzluk hiçbir şeyin ölçüsü olamaz. Kendisinden üç kat büyük saman çöpünü tarlanın bir ucundan öbür ucuna taşıyan karıncadan ibret alalım. En azından bu karıncanın çabasını edinmedikçe insan için kurtuluş yoktur.”( YB. 38 ).

 “ Varlığın gerçek  yüzünü açıklamaya, belirlemeye çalışıyorum şiirlerim, yazılarımla. Ben bir aydınlatıcıyım, aynasıyım olayların, olguların.”

 Tüm sıkıntılarına karşın, toprağı doyurmasa da verdiği ürünle ARE, doğup büyüdüğü diyara vurgundur. Şiirlerinde hep Kızılırmak vardır, güneşli koyaklar vardır. Çocukluğu zorlu geçmiş olsa da,  derin bir özlemle anar o günleri.

 Hititler gelmiş

daha batıya

Lidyalılar, Frigyalılar sonra

Keltler gelmiş gitmiş

Doğum yerim Avanos’a

Çamurlu suyundan içtiğim

Kızılırmak Ovası(n

Ah ! Ne çok tarihim varmış.

Kayseri Lisesi’nden sonra , ARE’in İstanbul yılları da pek sıkıntılıdır. Sırtında döşek, yatacak yer arar. Parası yoktur. Açtır. Medrese yurtlarında barınmak ister, almazlar içeri. O, ısrar eder; sonunda bir geçenekte döşeğini serecek bir yer bulur. Ayakaltı da olsa. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü , binbir zorluğa karşın direnerek 1952’de bitirir ARE. Dört yıl Sayıştay denetmeni olarak çalışır. Bir süre liselerde öğretmenlik yapar: Mithatpaşa Özel Lisesi ve Ankara Kız Lisesi... Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nde çalışır. Sonra Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’na geçer. Avukat Jülide Gülizar ile evlenir ( 1960’ların sonlarında ün kazanan televizyon sunucusu, şaire, yazar) . Başbakanlık Basın Danışmanlığı yapar ( yazar ve sözcü olarak ) ARE. Bir yıl kadar Belçika’da  Halkla İlişkiler alanında öğrenim görür. Anvers, Gend, Namur, Liege gibi kentlerini tanır. İlerde eşi olacak İsveçli Inger ile de Belçika’da, o sırada  tanışır. Türkiye’deki gelişmeleri basından izler ARE. Köy İşleri Bakanlığı yeni kurulmuştur. Koşullar, olanaklar, öneriler sıralar bir yazısında ; Belçika Haberler Enstitüsü’nün yayın organı olan Inerstages adlı dergide bu yazı yayımlanır ( Mayıs 1965 ) Belçika’dan çıkar, Kuzeydoğuya gider, İsveç’in Göteborg kentinde bir ay yaşar. İlerde, ömrünün büyük bölümünü geçireceği İskandinav diyarı ile ilk karşılaşması, ilk tanımasıdır bu. O da biter. Sonra Ankara’daki görevine döner.

 Taşa vurdum kazmayı

yaralarım azmayı

beş dil üzre yazmayı

ha bildim bilemedim

 

Arandım köşe bucak

döküldüm salkım saçak

kırıldı çekiç nacak

ha buldum bulamadım

 

Güle duran dal güzel

yare giden yol güzel

dudakları bal güzel

ha geldim gelemedim

 

Dağlar ulanır gider

yollar belenir gider

yürek dilenir gider

ha öldüm ölemedim ( ATA, 50)

 İsveç gurbetinde bir Avanoslu:

 ARE, Türkiye’de huzursuzdur. Ankara’da bunaltılı, bungundur. Jülide hanımla  evliliği de sona ermiştir. Çürük bir yönetimin, gerici güçlerin , ilkel düşünceli kamu yöneticilerinin baskı, sindirme, yıldırı, susturma ve zorlamaları karşısında kamu görevinden ayrılır ve 15 Temmuz 1967de İsveç’e gider. Yeniden öğrenci olur;  Stockholm Üniversitesi’nde İsveç Dili ve Yazını alanında,  Wennergrens Center’da öğrenim görür (1968-71 ) . Karolinska Enstitüsü Kitaplığı’nda, Göçmen Genel Müdürlüğü’nde çevirmen olarak çalışır.

 ARE, Stockholm Üniversitesi’nde Türkoloji Lektörü ( Türkçe okutmanı, Türkolog, Araştırman ) olarak görev alır. İsveçli  Inger hanımla evlenir.3 yıl 6 ay araştırman olarak çalışır. Temmuz 1990’da emekliye ayrılır.  Kitapları hem anadilinde Türkçe, hem eşinin yardımıyla İsveççe yayımlanır. İsveç Yazarlar Birliği  (Författarförbund) üyesi olur. İsveç Yazarlar Fonu’nun 1980, 82, 84, 89, 90 yıllarında ödüllerini kazanır.

 “ Bugünün yazarı daha çok insandan, toplumdan yana olmak zorundadır. Yaşamımız bir yandan doğanın, çevren; öbür yandan toplumsal koşulların etkisini taşır. İnsan ve onun eylemleridir toplumu yaratan. İnsansız toplum düşünülemez. Alınız yeryüzünden insanı, geriye ne kalır? Düşünce de ortadan kalkar. Bunalımlarımızı, toplumun bunalımlarını, sevinç ve acılarımızı, yoksulu, yoksulluğu anlatmak zorundayız.

 İnsanın usu, gücü,emeği yeryüzüne biçim veren. Kendi usu, bilinci, değerleriyle kendini kurtaramayan insanlığı, artık hiçbir şey kurtaramayacaktır.”

 “ Boşvericiliği değil, direnmeyi yeğlemeliyiz. Yaşamdan kaçmak mı? Bu bir çözüm yolu olmadığı gibi, yaşadığımız topluma karşı da sorumuz bir boşvericilik ! İnsanlar arasındaki eşitliği sağlayacak, haksızlığı ortadan kaldıracak olan doğa değil insanın kendisidir.”

 ARE, dünyanının önemli şairlerinden biri olan Baudelaire’den etkilenmiştir. Okullarda öğrendiği fransızcayı daha da geliştirmiş ve özenli bir çaba ile bu büyük Fransız şairinin Le fleurs  du mal kitabından şiirler çevirmiştir. Şairin eserleri üstüne sevgi ile eğilmesinden doğan çeviri şiir denemeleridir bunlar… Varlık Yayınevi 1961 haziranında Baudelaire’den Şiirler adıyla 80 sayfalık kitabı çıkarır: “Dünyanın en büyük şairlerinden biri sayılan Baudelaire dilimize öteden beri en çok şiiri çevrilmiş şair olsa gerektir. Çeşitli çağlarda çeşitli vezin ve usullerle yapılan bu çeviriler Baudelaire üzerine çalışmaların bittiğini elbette göstermez. Her yeni kuşak Baudelaire’de yeni bir şeyler keşfedecek ve araştırmalar sürüp gidecektir. “

 O can, o canı sevgiliye

Yüreğimi pır pır ışıtan,

Ölmez sevgiliye, o meleğe,

Selam ölümsüzlükle, selam !

 

Bir odur işleyen içime

Tuzlu bir hava gibi tuzlu

Doymak bilmez ruhuma gene

Onun tadı, onun umudu.

 

Bir yastık kokusu yayılan

Yalnızlığımın havasına,

Tütmeyi unutmuş buhurdan

Böyle geceler orasında,

 

Sonsuz bir sevda bu çözülmez,

Bilmem ki nasıl anlatmalı?

O bir mis tanesi, görünmez,

Bütün hayatımca, kapalı.

 

 Güzel, canım sevgiliye

Böyle sevincimi artıran,

Ölmez sevgiliye,  meleğe,

Selam ölümsüzlükle, selam !

 Şiir çevirisi konusunda şunları belirtir ARE: “ Bir dilden başka bir dile çeviri yaparken; ister şiir olsun,ister düzyazı , iki önemli sorun dikilir karşımıza: Dilsel yapıyla yazınsal gelenek. Şöyle diyelim :İki ayrı dilin dilsel yapısı tümden değişik, yazınsal gelenekler de buna koşut olarak ayrımlık gösteriyorsa bir dilden başka dile çeviri  daha kargaşık bir duruma bürünür. Özellikle uyaklı ölçülü şiirlerin çeviri güçlüğü yanıbaşında, bu  şiirlerin kendine özgü ses tonlarını da çeviri şiirde yansıtmak hemen hemen olanaksızdır. Böyle bir oranlamada iki dilin sözcük gömüsünü gözönüne almadık daha! Umudumuzu yitirecek, sonra da çeviriden vaz mı geçeceğiz böyle diye ?  Değil elbette! Yol yürünmek ister. Bu yolu yürümek zorundayız. Daha başka seçeneğimiz yok şimdilik…” (IBA. 126.)

 ARE yazın dünyasında yaygın bir ün kazanmamış olsa da, hemen her alanda yapıt vermiştir. O yalnız bir ozan olarak değil, yazınbilim, araştırma, deneme, çeviri, günlükler de yayımlamıştır.

 Günlükleri:

“ 1937’de küçük bir cep defterim vardı Avanos’ta. Olayları, oluları, duygularımı, anılarımı yazıverecektim. O zaman, Batı’nın journal dediği günlük tutma geleneği yoktu : Yalnız duygusal olgular mı? Başkalarının bilmesine, duymasına gerek olmayan gizlerimi de yazacaktım. Günlük öyle olur sanırdık. Onüç yaşımın duygusallığı belki de beni günlük yazmaya zorlayan ! O yaşımda, bu anlamda günlüğün ne demek olduğunu d bilmiyordum. Bildiğim şey  ; Avanos’ta yaz sonları  harman zamanı, ırgatların tarlalarda günlüğüne çalışmalarıydı. Bunlar, Avanos’un köylerinden ya da daha uzaklardan gelen köylülerdi. Büyükler aralarında konuşuyorlardı : Bu ırgatın günlüğü ne ? Günlüğünü kaça tuttun ?Bir günlük çalışma tutarı. Bu gibi konuşmalar evde, sokakta, her yerde sürüp gidiyordu. İnsan bir şeyi enine  boyuna bilmemiş olsa bile, günlük insan doğasında, yaşamında varolan bir şey. İnsanın özünde olan bir şey! Çünkü her kişi acısı tatlısıyla yaşıyor o günü. Bu yüzden o denli doğal onüç yaşındaki bir çocuğun günlük anılarını yazma isteği. “ ( IBA. 7,9. ).

 Işığa Bir Adım  (1992) ARE’ in günlüğüdür. Adı İsveç Günlüğü alt başlığını taşısa da Avanos, İstanbul, Tire gibi beldeler de vardır anlatılan yerler  arasında.

 Şiir kitapları :

ARE en çok şiir kitabı yayımlayan Türk ozanıdır denilse, yanlış olmaz. 1958’de ilk şiir kitabı Yalnızlar çıkar. Bunu, Acı Sıcak, Seviden Yana, Güne Açılmak, Yanık Topaklar, Buradan Öte, Kırmızı Horoz, Toprak ve İnsan, Denize Karşı, Anamız Ağlamış Bizim, Göçebe Yağmuru, Görünümler, Kiraz Ağacı, Öndeki Adam, Milyonlar Kalkacak Ayağa, Güneşler Uyumaz, Gece Yakılan Türküler, Ayçiçekleri, Anı Dahi Anda Asmışlar, Gelin Dostlar Bir Olalım, Aliyi Veliyi Anlattı Diye, Huriler ve Gılmanlar, İdris Böyle Dedi, Çün Zaman Ermiştir, Şol Cennet Kuşları, Sular sessiz Akmaz, Açlık ve Savaş, Gece Işığa Doğru, Tanrılar Ölüyor, Ağaca Tırmanan Adam, Bir Öğle Üstü, Ben Toplumun Aynasıyım.

 ARE çocuklar için de şiir kitapları da yayımlamıştır : Mağaradaki İnsan, Daha Okumak Vardı, Yaralı Kuş…

 Sanatını, şiirin incelediği şairler hakkındaki araştırma kitapları :

Jacques Prevert, Saint-John Perse, Majakovskij, Yunus Emre…

 Ülkelere, dillere göre şiir incelemeleri :

Başlangıcından Bugüne Fransız Şiiri, Başlangıcından Bugüne İsveç Şiiri.

 ARE ilgi alanı sonsuz olan bir insandır. Yaşamı boyunca sürekli araştırmış, öğrenmiş ve yazmıştır. Astronomi, teoloji, mitoloji, fizik, evrenin oluşumu, kuralları…

 Araştırma eserlerinin sayısı da pek çoktur : Fizik ve Doğu Düşüncesi, Sanat ve Erotizm, İnsan, Tarih Boyunca Gök Nesneleri, Evren ve Yaratı, Başka Dünyalar…

 ARE, düşüncelerini, kuramlarını da kitaplaştırmıştır : Evrenbilim ve Tanrı Kavramı, Varlığın Özü, Sonsuz Değişim I, Sonsuz Değişim II, Üniversa- Kozmik Çorba,

 Özyaşam kitapları :

Yarınları Beklerken, Yaşamak Uğruna adlı kitapları otobiyogafik eserlerdir.

 Denemeleri :

Sanat ve İnsan. Şarabı Tanrılarla Yudumladık, Kuyuya Düşen Ay, Işığa Bir Adım, Huluppu Ağacı, Gece de Güneş Doğar, Sonsuz Değişim.

 Türk Halk Yazını ( 1983 ) , ARE’in üzerinde önemle durduğu bir konudur. “ Halkın acılarını, sevinçlerini, umut ve duygularını bütün içtenliğiyle halk şiiri yansıtır.” Bir Türkçe sevdalısı olarak  bu alanda da çalışmıştır.  Bu kitabında yazarımız ,  XIII.- XX. Yüzyıllar arasında yaşamış halk ozanlarını  incelemiştir. Kitapta, Girişten sonra, Nasreddin Hoca, Yunus Emre, Köroğlu, Pir Sultan Abdal, Karacoğlan, Dertli, Dadaloğlu, Emrah, Seyrani, Aşık Veysel  ele alınmakta; şiirlerinden örnekler verilmektedir : “ Folklor, üzerine eğilmemiz gereken bir kaynak. Sözcük anlamı halk bilimi. Toplumumuzun temeli folklorumuzdadır. Halka eğilmek, onu tanımak, özümüzü kavramak istiyorsak Türk Folklorunu kaynaklarından bir bir araştırmamız gerekir. Yazınımızın, şiirimizin kaynakları folklorumuzda gizlidir. İnsancıl sanatın köklerini orada bulabiliriz.”

 Çeviri tiyatro yapıtı:

ARE, Albert Camus’den Caligula adlı yapıtı Türkçeye kazandırır.

 Şiirlerinin yaymlandığı dergiler :

ARE, öz şiirlerini ve çevirilerini ilk gençlik yıllarından başlayarak pek çok dergide yayımlatmıştır:  Yedigün, Erciyes, Kovan, İnkılapçı Gençlik, Türk Dili, Kültür Dünyası, Tercüme Dergisi (ME Bakanlığı ), Kaynak, Dost, Yelken, Varlık, Yaba, İmece, Dönem, Karşı-Edebiyat, Eylül, Gerçek Sanat…

 Yazar Sami Nabi Özerdim, ARE’i şöyle tanımlamaktadır : “ Ergüven’in şiirlerinde insanı görürüz. Bu basit ve sığ bir insan kavramı değil, dünden bugüne – Yunus’tan Bedrettin’e – Anadolu’nun bütün özelliklerini bünyesinde toplamış  bir insandır. O, insana sevisini sunar her zaman. (Onca) insan yaratandır. Gerçektir. Ergüven, düşünce dünyamızın içinde pırıl pırıl parlayan bir ışıktır.”

 ARE, bezdiri, yıldırı, bıktırı eylemleri ( frenkçesiyle mobbing  ) nedeniyle  anayurdundan ayrılıp İsveç’e gitmişti. Yazdığı kitaplar yüzünden daha sonraları da başı beladan hiç kurtulmadı. Ortaçağ’da Avrupa’nın Hristiyan dünyasında, Endüljans belgesi satarak öbür dünyada cennet dağıtanlara karşı, Reformasyon öncesi bilginler, filozoflar nasıl karşı durmuşlarsa bağnaz hristiyan önderlerine, ozanımız da benzer bir savaşımı kalemiyle sürdürmek  istedi. Anadiliyle yazdığı kitaplar mahkemelerde yargılandı, toplatıldı. Yasak Tümceler adlı romanı bunlardan biridir. İslamı öğrettikleri halde, islamın hoşgörüsünü kazanamamış bilginlerimiz (!) ARE’i  yarkurul üyesi olarak düzenledikleri yazanaklarla suçladılar ve yapıtının yasaklanmasını sağladılar.

 Bir öneri :

Günümüzde, Avanos ile il merkezi arasındaki çökek yerde Nevşehir Hacı Bektaş Veli  Üniversitesi’nin güzel yapıları görülür. Buradaki Edebiyat ya da Eğitim Fakültesi’nde  Türk Dili ve Edebiyatı bölümü de vardır. Kapadokya Araştırmaları Merkezi de aynı alanda bulunmaktadır. Önerimizdir; ARE bir yüksek lisans, doktora tezi olarak araştırılmalı, Türkiye’deki, İsveç’teki yaşamı  öğrenilmeli, tüm yapıtları bilimsel özellikleriyle, dil ve yazın yönünden  incelenmeli  ve hazırlanan çalışma  Rektörlükçe kitaplaştırılmalıdır. Bu, bizim dileğimizdir.

ARE’i  dile getirmeğe çalıştığımız bu iddiasız yazıyı Onun duygulu bir şiiriyle sonlayalım. Şiirde, ozanımızın, Kuzey Avrupa’nın yaz günlerinde bile karanlık, kasvetli havasından bunaldığı , ışıklı Kızılırmak kıyılarına, güzel Avanos’una duyduğu derin özlem sezilmektedir.

 karış  karış bilirim toprağını

ayaklarımda izi

sapan taşlarını

uçan kuşu

kavak ağaçlarını

adımı yazdığım.

solurum kumu, sıcağı, güneşi

ılgınlar boyumdan aşkın

ılgınlar tanır beni

ebegömeci, papatya falı

uy anam :

 “ Kış gidende badem açar çiçeği

   Ağalar takını hançer bıçağı…”

 Ozan Refik Durbaş diyor ki : “ARE, söz ve düşünce özgürlüğünün en geniş anlamda kullanılabildiği bir ülkede yaşamasına rağmen, kendi ülkesinde yasaklarla boğuşmak zorunda kalmışı. 76 yıllık ömrüne şiirler, araştırma kitapları, romanlar, deneme ve çeviriler sığdırmış, bunlardan kimi Türkiye’de ödül de almış, ceza da. Bunun yanında İsveççeye yaptığı çevirilerle Türk edebiyatının bir elçisi olmuştu. Türkiye ile İsveç arasında bir kültür köprüsü kurarak edebiyat alışverişinde aracı olmuştu” (  23 Ekim 2001. Sabah )

 ARE 16 Ağustos 2001’de , güneşli, sıcak Avanos kırlarına, pek sevdiği Kızılırmak’a, ılgınlar bitmiş kumsalına, bağına bostanına, çamı bitmiş, meşesi azalmış Ziyaret Dağı’nın yamaçlarından çıkarak, küçük bir Pamukkale yaratan Diydirçorak’ın  mineral sularından avuç avuç içmeye   özlem duyarak,  gurbet coğrafyasında , İsveç’te bu dünyadan göçtü; sonsuzluğa yürüdü. Mezarı Ankara’dadır. Işıklar içinde uyusun.

 Bu kısa yazı , O’nu tanımak ve hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler için bir başlangıç armağanı olsun.

 Bu dünyadan bir ARE geçti. Tanıyanlar O’un yakışıklı bir insan olduğunu, pek zarif giyindiğini, Türkçenin hakkını vererek  güzel, şiirli konuştuğunu anlatırlar.

 Türkçemize, Türk yazın dünyasına 80’den çok yapıt armağan eden  , değerini hiçbir zaman bilemediğimiz, önemini anlayamadığımız , İskandinav toprağında Türkçemizin ses bayrağını dalgalandıran ozanımız,  yazarımız Abdullah Rıza Ergüven’i, aramızdan ayrılışının 10. yılında saygıyla anıyoruz.

-----------------------------------------------

·          Lokman Hekim, Türk dünyasında efsanevi bir sağaltmandır. Loğman , erkek çocuklara ad olarak verilmektedir. Bazı yerlerde “Löğmen” olarak da görülür.

----------------------------------------------------------------------------

 Kısaltmalar :

 ARE : Abdullah Rıza Ergüven

YB: Yarınları Beklerken,

BŞ : Baudelaire’de Şiirler,

THY: Türk Halk Yazını,

IBA : Işığa Bir Adım,

ATA: Ağaca Tırmanan Adam,

ADAA : Anı Dahi Anda Asmışlar.

                                                         ……………………………………………………….