AZERBAYCAN'DAN GELEN KONUKLARIMIZ
Avanos Belediye Başkanı Seyhan Duru beni bir toplantıya davet ediyor. Kibar insan.
'' Hocam, bölgemizle ilgili yaptığınız araştırmaları biliyoruz. Takdir ediyoruz. Yalnız Ürgüp ile ilgili değil, Avanos konulu yazılarıız da dergilerde yayımlandıkça bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Bugün Avanos Uluslararası Turizm, Folklor, El Sanatları Festivali ile ilgili toplantımız var, gelmek istersiniz diye düşündüm, buyurun. ''
1987 Yaz dinlencesi...Vaktimiz var. Var derken, ancak bir ay süreyle...
Avanos'a gidip, Belediye Başkanı Seyhan Bey ile buluşuyorum.
Önce telefonla, Avanos'un en nitelikli aşevinden kebaplar istiyor. Harika . Söyleşerek yiyoruz.
Toplantı salonunda yuvarlak masa çevresine oturuyoruz. Kaymakamlıktan memurlar, bir gazeteci, esnaftan üç kişi, liseden iki öğretmen var.
Seyhan Duru'nun yanına oturuyorum.

Herkes birbirini tanıyor, banaa bakıyorlar. '' Kim bu kel adam ? ''
Seyhan Bey açıklıyor.

'' Emrullah Bey , Nevşehir Göreli. Bir iki yıldır tanıyorum. Dicle Üniversitesi'nde doçent. Rica ettim, toplantımıza katılması için. ''
Mal müdürü olduğunu sonradan öğrendiğim bir memur, yüzünde bir tiksinti ifadesi, konuştu.
'' Efendim, Avanoslu olmayanların ne işi var toplantımızda ? ''

Seyhan Duru üzüldü, anladım. Yanıt vermeğe hazırlanıyordu ki, ben önce davrandım.
'' Ben buraya Sayın Belediye Başkanınızın ricasıyla geldim. İstenmediğim yerde durmam, çıkıyorum.''
Ayakta söyledim bunu. Sandalyeyi itip gitmeye davrandım.
Seyhan Duru omuzumdan yakaladı beni.
'' Hocam, sayın müdürüm bilmiyor durumu. Görüş alışverişi için sizi özel olarak ben davet ettim. Lütfen gitmeyin ! Buyrun, oturun. ''
Nemrut suratlı mal müdürü bozum oldu.

O sırada çaylar geldi.
Festival programını açıkladı Seyhan Bey. Yer yer itirazlar oldu. Şarkıcılara verilecek para konusunda tartışma çıktı. Herkes istiyor k, Avanos'a gelen sanatçının otel, yeme içme masrafını biz karşılayalım. Fakat ayrıca ödeme yapmak bizi zorlar. Belediyemizin olanakları sınırlı.

'' Arkadaşlar, sayın baylar, Avanoslunun kara kaşına, kara gözüne hayran oldukları için konser vermeyecek bu sanatçılar. Zaten iki kişi. Yapacağımıız ödemeyle belki iki, üç ay yaşayacak bu insanlar. Kimse bu sıcaklarda gelip de bedava ter dökmez. Her şeyin bir karşılığı var. ''
O anda, dosyada bir ok işareti dikkatimi çekti. Ülke dışından gelecek konuk çizelgesi...
''Azerbaycan Heyeti...Sarp Sınır Kapısı'nda beklenecek, alınıp getirilecek '' yazısını okudum.
Seyhan Duru'ya sordum.

'' Belli oldu mu, kim karşılayacak Azerbaycan'dan gelecek konukları ? ''
'' Yok'', dedi. '' Zor iş. Kimse üstlenmedi. Cesaret edemiyorlar Tehlikeliymiş. SSCB içinde ya. Kara listeye alınmaktan çekiniyorlar. ''
'' Peki, ben talibim bu göreve. ''
Birden sevinçle ayağa kalktı.
'' Aman Hocam, duyduklarım doğru mu ? Bize büyük iyilik edersiniz bunu kabul etmekle.''
Salona duyurdu..
'' Arkadaşlar, Emrullah Bey, gidip Sarp Sınır Kapısı'nda Azerbaycan'dan gelecek konuklarımızı karşılayacak, otobüsle alıp getirecek Avanos'a. Burada, sizlerin önünde Hocamı kutluyorum.''
Kucaklaşıyoruz.

Adının İbrahim olduğunu öğrendiğim bir öğretmen, aynı Mal Müdürü gibi olumsuz.
'' Avanoslu da değil. Böyle bir görev verilir mi ? ''
Seyhan Duru döndü ona, sert konuştu.
'' Dün, bu görevi kabul edip etmeyeceğini sana sordum. Reddettin İbrahim. Şimdi sırası mı bu itirazın. ''
Toplantı bitiyor.
Festivalin başlamasına 3 gün var. Zamanla yarış...
Önceden planlanmış...Çankaya Belediye Başkanlığı bir otobüs verecek, iki sürücülü...Sonra Sarp'ta konuklarımızı bekleyeceğiz. Görele Belediye Başkanlığı'na bilgi verilmiş. Konuklarımııza yemek verilecek. Tamam...
Opel Rekord otomobilime binip Ürgüp'e dönüyorum. Ertesi sabah için Ankara'ya otobüs bileti alıyorum. Saat 13.30'da Çankaya Belediye Başkanlığı'na görevli olduğuma dair belgeyi veriyorum. İşlemler uzun sürüyor. Bürokrasi. Sonra otobüsle yola çıkyoruz. Kırıkkale, Çorum, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Sarp...Yollardan '' ördek'' topluyor sürücülerimiz. O kadar olsun, harçlıkları çıksın. Ne verirlerse artık.
Konuklarımızı bekliyoruz Sarp'ta. Burası cennet. İç Anadolu'nun göz kamaştıran, insanın uykusunu getiren kıraç tepelerinden sonra Rize, Artvin doğası gökçe gövertili, bambaşka güzellikte.
Konuklarımızı temiz karşılamalıyız. Üçümüz de traş oluyoruz. Bavullarımızda temiz gömlek, pantolon var. Otobüsün dışı, içi yıkanıyor.
Ve uzaktan görüyorum konuklarımızı. Sevinç içinde oldukları belli. İşlemler uzun sürüyor. Sonra buluşuyoruz. Yıllardır tanışıyormuşuz gibi, mutlulukla...Genç kızlar, erkek sanatçılar...Sevinçle kucaklıyorlar bizi. Ağlayanlar var...Kafilenin başkanı Şirzad Efendiyev son derece zarif bir genç aydın insan. En çok onunla '' muhatap '' oluyoruz.
Beklemenin sonunda herkes mutlu...Yola düşüyoruz. Ses sanatçıları , muganniler var kafilede. Ardarda Azerbaycan mahnıları...Geçtiğimiz yerleri anlatıyorum. İnce ince beni sorguya çekiyorlar. '' Azerbaycan'ı biliyor muyum ? '' Kiril elifbasıyla kitaplar okumanın yararını görüyorum. Baku, Gence, Lenkeran, Nahcivan, Ordubad, Astara, Şuşa, Hankendi...Mutlu oluyorlar, harita üzerinde incelediğim yerleri anlattıkça.
Fındık toplama zamanı. Yol kenarlarında boşluklara sermişler fındıkları, kurutuyorlar. Sürücümüze otobüsü durdurmasını söylüyorum. Herkes iniyor. Fındık onlar için yabancı bir meyve değil. Azerbaycan fındığı da ünlü. Harmanlarda çalışanlar sevgiyle davranıyorlar. İkram ediyorlar. Çevredeki evlerden merak edip geelenler oluyor. '' Cebinize, çantanıza koyun, '' diyorlar. Vakit bol değil. Söyleşmek, doyasıya konuşmak istiyorlar... Kucaklayarak uğurluyorlar konukları. Yolcu yolunda gerek.
Görele Belediye Başkanı Nazım Dede hazırlığını yapmış. Seyhan Duru'nun verdiği bilgiyle güzel bir akşam yemeği ikram ediliyor konuklarımıza. Karadeniz pideleri. İsteyen kıymalı, isteyen peynirli...Demli çaylar, Yanında bol salata. Hepimiz doyuyoruz. Belediye Başkanımıza bin saygı, bin şükran.
Tüm gece boyunca yol alıyoruz. Uyuyanlar var, uyumayıp geçtiğimiz yerleri hiç kaçırmadan görmek , tanımak isteyenler var. Hazar Denizi kıyılarında sonra Karadeniz sahilleri ne denli değişik, güzel.
Sabah gün doğarken Havza'dayız. Hamamlardan buharlar çıkıyor. '' Yıkanmak isteyen varsa buyursun, ücretini ben ödeyeceğim, '' diyorum. Kimse, sanırım masraf olmasın diye, istemiyor. Gece boyunca yol gelmişiz. Sabah bir kahvaltı gerekir. Ödeneğimiz sınırlı. Ne yapmalı ? Belediye'ye gidiyorum. Erken. Başkan gelmemiş daha. Nizamiye'den telefon ediyorum. Anlatıyorum. ''Azerbaycan'dan konukllarımız var, onlara Belediyeniz bir kahvaltı verebilir mi ? '' Hemen geliyorum, '' diyor. 10 dakika sonra otomobilinden iniyor. Tığ gibi bir Kafkasyalı delikanlı. Sanki 40 yıldır tanışıyormuşuz gibi kucaklaşıyoruz. Şirzad Beg'i de kucaklayıp öpüyor. Güzel sözler söylüyor. Hep birlikte otobüse binip Havza dışında bir kır lokantasına gidiyoruz. Çay, kahve, güzel bir kahvaltı ballı, tereyağlı, reçelli...Herkes doyuyor.
Belediye Başkanı Emir Ali Demiralp'e tesekkür edip yine yola koyuluyoruz.
Amasya'dan geçerken büyük bir kutuyla elma satın alıyorum. Herkese ikişer, üçer dağıtıyorum. Amasya adı değişik duygular uyandırıyor yolcularımızda.
Yine türkülerle, mahnılarla Tokat, Sıvas, Sorgun, Boğazlıyan...
Ve Avanos...Konuklarımız için Venessa Oteli'nde yer ayrılmış. Resepsiyondan Seyhan Duru'ya telefon edip geldiğimizi bildiriyorum. Sevincini, mutluluğunu görür gibiyim.
Herkes otelde yerini alıyor. Arif Sağ da burada. Müziğe aşina Azerbaycan halkı tanıyor onu.
Ertesi gün festival başlıyor. Herkesin bir katılım süresi var. Konserler, gösteriler...
Azerbaycan topluluğu dışında Macaristan, Romanya, Bulgarista'dan gelenler de var.
Avanos halkı, çevre il ve ilçelerden gelenler en çok Azerbaycanlı sanatçıları dinlemek istiyorlar. Çünkü aynı dili konuşuyoruz.
Ertesi gün sabah otomobilimle Avanos'a geliyoruz. Eşimi, oğlumu tanıştırıyorum Şirzad Efendiyev'in hanımı Afak Hanıma. Birlkte pek güzel anlaşıyorlar.
Ekipte İlgar Aliyef var. Mimar. O da oğlum Mutlu ile iyi diyalog kuruyor.
Hep birlikte , festival kapsamında gösteriler bittikten sonra Ürgüp'e gidiyoruz. Yol boyunca derin bir ilgiyle çevreyi seyrediyorlar. Sık sık sevinç çığlıkları yükseliyor. Geçtikleri yerleri Gobustan Gayalıgları'na benzetiyorlar.
Otobüs 4 tekerli bir kültür kurumu. Ben onlara soruyorum; Azerbaycan bağımsız olacak mı ? Birbirlerine bakıp gülümsüyorlar. Soru tedirgin ediyor konuklarımızı.
Onlar bana soruyorlar. ‘’ Şairlerimizden kimleri bilirsin, okumuşsun ?
Yanıt veriyorum. Genceli Nizami…Han Gızı Hurşidbanu Natevan Hanım,
Efsus ki yarim gece geldi, gece getdi
Heç bilmirem ömrüm nece geldi nece getdi.
Gözleri yaşarıyor konuklarımızın, duygulanıyorlar.
Sonra Molla Penah Vagif, Sabir, Semed Vurgun, Behtiyar Vahabzade, Resul Rıza…’’
Yazıcılardan kimi tanırsın ? Anar’ı.
Bana, eşime, oğluma Azerbaycan’da yayımlanmış kendi kitaplarını, dergileri ( magazine ), atlasları armağan ediyorlar.
Ürgüp'te oğlum Umut,, ismet Aksoy'un halı mağazasında rehberlik yapıyor. Şirzad Beyle Afak hanımı tanıştırıyorum. İlgiyle izliyorlar Umut'u, mağazayı. Umut o gün Tolstoy'un Hacı Murat kitabını okuyormuş. Şirzad Bey baktı. '' Men de ohumuşam, yahşi romandır, Dağıstan pastoralı, '' dedi.
Festival boyunca her gün biraraya geldik. Zelve'de bir konser de izledik. Yıllardır görmediğim Fransızca Öğretmeni Ali İnce'yi de o gece buldum. Meğer İsviçre'de öğrenci müfettişi olarak görev yapıyormuş.
Konuklarımızın mihmandarlığından pek mutluydum. Hemen herkes bize kitaplar armağan etmişti. Nitelikli prestij-evladiyelik kitaplar. Azerbaycan Halı Sanatı, Minyatürler. Genceli Nizami, El Sanatları...Azerbaycan 'ı tanıtan haritalı kitaplar, romanlar, öyküler, şiirler ...ve plaklar…Uzunçalar plaklarda gözel mahnılar…
Konuklarımızın en çok görmek istediği yer Kayseri idi. Uzak değil; 60-70 km doğuda. Gerçekten iyi olurdu ziyaret. Fakat vakit bulamadık.
Festival sona erdi.
Otomobilimize bindik, Ürgüp’ten Avanos’a geçtik. Eşim Hatice Hanım, oğlum Mutlu da yanımda. Konuklar içinde en üzgün olan Afak Hanım, eşimi kucaklıyor, öpüyor, ayrılmak istemiyor. Herkes otobüste yerini aldı. Sürücü korna çalıyor…Ağlaya ağlaya biniyor otobüse o da. Gözden yitene değin el sallıyor herkes bize. Biz de onlara…
Sabah serinliğinde Venessa Oteli önünden konuklarımızı İstanbul'a uğurladık.
Hepsi de '' İbrahim Tatlıses'i '' görmek, bir konserinde hazır bulunmak istiyorlardı.
Azerbaycan Ekibinin herbir üyesiyle tek tek kucaklaştık. Yılların özlemi. Gözler nemli, hiç çekinmeden ağlayanlar da vardı kucaklaşırken. En çok söyledikleri şuydu :
'' Azerbaycan'a gelin. Konağımız olarsız. Maşınla gelin. Bizde baha değil neft. ''
Bir mihmandarlığı da kazasız belasız, büyük mutluluklarla, sevinçlerle sonlandırmanın gönül rahatlığını yaşadık. Hiç üzücü bir durum ortaya çıkmadı. Avanos halkı konuklarımızı sevgileriyle sarıp sarmaladılar, kuşattılar. Dost elinden gelen turna. Elbet, Belediye Başkanımız Seyhan Duru’nun hiç bitmeyen ilgisi de bizi yüreklendirdi. Otobüsümüz hiç arıza vermedi. Sürücülerimiz de uyumluydu. İstediğimiz her yere götürdüler bizi.
Konuklarımızı İstanbul'da Şişli Belediye Başkanı sinema sanatçısı Fatma Girik Hanım'a uğurladık.
Bu konu bitti mi ? Ürgüp'te, Diyarbakır'da evde, fakültede, yarenliklerde en çok dillendirdiğimiz olay oldu.
Ve asla unutulmayacak...Adresimizi aldıkları için bir ay, iki ay sonra yoğun olarak her türden kitap, tümü de Kiril elifbalı, yüzlercesi kitaplığımızı varsıl kılıyor.
Biz Azerbaycan'dan gelen konuklarımızı unutmadık. Şirzad Efendiyev’I, Afak Hanımı, Günay Hanımı, Yunus’u, İlgar Aliyev’I, herkesi…
Onlar da bizi hatırlar mı acaba ? Ümid ederiz.
------------------------
Ürgüp. 1990.