GENÇLİK BOZULMUŞ MUDUR?
Tam 51 yıl önce, 1975 yılında Nevşehir’de bir okulda coğrafya öğretmeni büyük bir heyecanla yaptığı konuşmada şu sözleri söylüyordu;
“Bu gün Türk Gençliği dejenere olmuştur!”
O gün dejenere olduğu söylenen ve 16-17 yaş civarında olan, şimdi ise 67-68 yaşında olan bu insanlar da şu andaki gençler için;
“Açık-saçık, kulağı küpeli, göbeği açık gençler bozulmuştur” demektedirler.
Kim bilir bugün bozulmuş olduğu söylenen gençler de 51 sene sonra o zamanın gençliği için “bozulmuştur” yargısına varacaktır.
Pekiyi gerçek nedir? Bu gün gerçekten gençler 51 yıl önceki gibi bozulmuş mudur? 2 000 yıl önce Roma halkı da zamanın gençliği için “ahlaksız, sapkın, bozuk” demişti.
Aslında insanlık tarihinde bu suçlama hep olmuştur, dün olduğu gibi, bu günde, yarında gençler için hep “bozuk” iddiaları devam edecektir. Ne yazık ki bu yargı varlığını hep sürdürecek, zamanın “hâkim olan nesli” kendine benzemeyen gençliği hep suçlayacaktır.
İşin garip yanı da bu suçladığımız gençlerin bizim çocuklarımız değilse bile torunlarımız olduğu gerçeğidir. Yani onları yetiştiren, eğiten, büyüten, bizim çocuklarımızdır. Kendi çocuklarımıza toz kondurmadığımız halde çocuklarımızın çocuklarını “dejenere olmakla” suçlamak ilginç olsa gerek.
Şu gerçek her zaman orta yerde durmaktadır, bizim çocuklarımız da, onların çocukları da bizlerden farklıdır, sosyolojide bu duruma “nesil farklılığı” denmektedir. Bu gerçek bile bu yargımızın doğru olmadığını, yanlış değerlendirdiğimizi bize göstermektedir.
Evet, gençlik farklıdır, saç uzatıyorlar, küpe takıyor, göbeklerini açıkta bırakıyor, burnuna, kaşına göbeğine “piercing” takabiliyorlar, artık döğme sıradan hale gelmiş sanki vücutlarının çoğu bölgelerine döğme yaptırmaktadırlar.
Hatta konuşmaları, ilgi alanları, davranışları da bize hiç benzememektedir. İşte bizi asıl korkutan da bu “benzememek” durumu olsa gerek.
Aslında hayatın gerçeği de bu değil midir? Bilim, teknoloji, yaşam biçimleri değişirken gençlerin aynı kalacağı, bizim gibi olacağını düşünmek ne kadar sağlıklıdır.
Bu gün savunma sanayimizin geldiği noktayı biliyoruz, kimi milletleri hayretten hayrete düşüren, korkutan, panikleten savunma sanayii araçlarını-silahlarını yapan bizim çocuklarımız değil midir?
Kim bilir “bozulmuş, yozlaşmış” diye suçladığımız torunlarımız 10, 20, 25 yıl sonra neler yapacak? Bilebilir miyiz? Onların yaptıklarına tanık olsak, onlar için yaptığımız bu suçlamalardan pişmanlık duyacağız kim bilir.
Bu gün bize düşen sabırlı olmak, acele etmemek, kendi çocuklarımıza ve torunlarımıza güvenmek, onları suçlamadan, kınamadan destek olmayı sürdürmektir. Zaman geçtikçe görülecek ki hiçbir şeyin korktuğumuz gibi olmadığını biraz da hayret ederek anlayacağız belki de…