Bir düşünür; Yeryüzünde iki çeşit insan vardır;

 “ Birlikte yaşadıkları insanlara hayatı hoş edenler,
 Birlikte yaşadıkları insanlara hayatı zehir edenler.”                    
Peygamberimiz: “Sevdiğini ölçülü sev zira bir gün onunla bozuşabilir; buğzettiğine ölçülü buğzet, bir gün onunla dost olabilirsin” Buyurarak insanlık için mükemmel bir ölçü ortaya koymakta.
Çok sevdiğim bir büyüğüm: “Bir insanı ne kadar tanırsan tanı ancak % 85-90 ‘anını tanıyabilirsin” derdi. Çünkü insanın azda olsa bilemediğin bir yönü/yönleri vardır. Eskiler ‘insanın alacası içinde olur’ derler
İnsan zor ve “meçhul” bir varlık.
Abbasilerin Bilge yöneticilerden Halife Me’mun,  insanları kategorize ederken şöyle der.
İnsanların bir kısmı,           “DERT”
Bir kısmı,                            “İLAÇ”
Bir kısmı da,                       “GIDA” gibidir der.
Bu tanımlamanın izahı ise şöyle; dert gibi insanlar muzır yapılarıyla, acıtıcı, kırıcı, inciticidir. Bu yönleriyle insanlar kendilerinden uzaklaşmak isterler. Onların bulunduğu yerde kasvet ve huzursuzluk olur. Bu insanlar tehlikelidir. Bunlar içten pazarlıklı olduğundan herkese ve her şeye şüpheyle bakarlar. Konuşulan her meseleyi kendi aleyhine sanırlar. Ayrıca bu insanlar haklı ile haksızı ayırt etmeye çalışmaz, yanlışa da evet diyebilirler. Mühim olan kendi yanında olsun. Giyim – kuşam, hal – hareket ve tavırlarıyla hoşunuza gider; “…oysa onlar duvara yaslı boş kütük gibidir…”.(63/4) Aşırı menfaatçi oldukları gibi, aynı zamanda çokta yalancıdırlar. Yapmadıklarını yapmış; söylemediklerini söylemiş gibi hareket ederler. Yalanlarını da yeminle kuvvetlendirmeye çalışırlar.  Cerbezeyi de severler.
İlaç gibi insanlar ise; ihtiyaç duyulduğunda kendisine müracaat edilen kimselerdir. Bunlar bırakınız her devlet de, her toplumda olmalıdır. Bu tür insanlar, duygusallıktan, hissilikten ve acelecilikten ziyade teenni ile hareket ettiklerinden dolayı, toplumun denge unsurudur. Cemiyetin bütün katmanlarında görüşlerine müracaat edilen kimselerdir. Yol gösterici, yön verici, sıkıntı giderici, rahatlatıcı, yumuşatıcı kişilikleriyle cemiyetin dinamikleridir.
Gıda gibi insanlara gelince;  toplumun ana unsurlarıdır. Hem dert, hem ilaç gibi insanlar sayıları itibariyle fazla sayılmazlar. Toplumun kahir ekseriyetini ise gıda gibi insanlar oluşturur. Toplumda yapılacak işlerin hemen tamamını, çekip çeviren gene onlardır. Bedensel işlerin tamamına yakınını bunlar yapar.
İnsan, toplumdaki sosyal statüsünü kendi belirler. Duruşuyla, insani vasfıyla, yaptıkları ve söyledikleriyle, insanlar o şahsa bir değer biçer. Ümmi firaseti dediğimiz bu değerlendirme biçimi, son derece önemlidir. Kişinin kendini ne sandığı değil, cemiyetin kendisine ne rol biçtiği önemlidir. “Söyle arkadaşını, söyleyeyim kim olduğunu”, “Sen kendini övme el seni övsün”, kelamı kibarında söylendiği gibi.
Bazı insanlar makamı şereflendirirken, bazı insanlarda makamla şereflenmeye çalışır. Bazısına bazı makamlar ağır gelir, tartamaz, kaldıramaz, o insanlar bundan dolayı kibirlenerek büyüklük taslamaya çalışırlar. Makamından dolayı gösterilen ilgi alakayı kendine gösteriliyor sanır. Oysa oradan ayrıldığı zaman bir hiçtir. Yığınla örnekleri mevcuttur.
Bazıları da ne oldum delisi olur. Ne yapacağını şaşırır. Elime geçen bu imkânı iyi değerlendireyim diye sağa sola sataşır, küfürler yağdırır, hiç kimseyi beğenmez. Kendini âlemin akıllısı sanır.
İnsanlardan bazıları da edilgendir. Kendi aklını kullanmaktan ziyade, başkalarının kendisi için biçtiği role göre hareket eder.
Oysa insan mükerrem varlık olarak, Allah’ın kendine verdiği aklını kendisinin kullanmasını ister.
Ne mutlu yaratılış gayesine göre hayatını tanzim edenlere.

Ahmet BELADA