7 NUMARA GAZ LAMBASI
'' Eve varıyom. Eşşek sıpaları radyodan türkü dinliyorlar. Her dakkası para lan. Elektrikle çalışıyor bu alet. ''
Saçımı kısaltmak için girdiğim kırkıcıda bir Nevşehirli acı acı yakınıyor.
'' Dövdüğüm de oluyor. Biz parayı Meteris'ten toplamıyoh. ''
Adamı dinlerken dalıp gidiyorum.
Nevşehir Elektrik Santralının gücü yetersiz. En yakın köyler Nar'a da, Uçhisar'a da, Göre'ye de elektrik ulaştırılamıyor.
'' Ah, ah ! Göre'de elektrik olsa da, radyo dinlesem hep. Derslerime yardımcı olur. Cumartesi günleri Çocuk Saati programını dinlerim, yararlanırım. ''
Yok. Elektrik olmayınca Macar malı Bonus Gastor marka, sandık büyüklüğündeki radyomuzu iki pille çalıştırıyoruz. Biri dikdörtgen prizması, biri silindirik. Berec marka idi o piller. Ve babam hemen tükenmesin diye yalnız ajans haberlerini dinliyordu. O, bağa, bahçeye gittiği zaman, ben açıp, düğmesiyle oynayarak Ankara Radyosu dışında İstanbul Radyosu'nu, Bakü Radyosu'nu da dinliyordum.
Pil-batarya satışı yoktu. Karaborsadan elde ediliyordu. Olağan ederi 10 TL olan pili 100 TL'ye elde etmek de zordu. Zaten o denli yüksek tutarda para da kimsede yoktu.
Nevşehir'in büyük köylerinden biri olan Göre'de yalnız bizde ve Öğretmen Ahmet Dayımın evinde radyo vardı.
Belediye'nin yaptırdığı Gazhane vardı. Upuzun bir yapı. Depo. Göre yoluna doğru, Nevşehir orada bitiyordu. Kış günlerinde MGO 'da son dersi elektrik aydınlığında yapıyor, sonra ivedi ivedi yola düşüyorduk. Gazhane sonrasında karanlıkta yol alıyorduk. Pek az kamyon, traktör geçiyordu yoldan. Onların lambaları bir süre yolumuzu aydınlatıyordu, o kadar.

Karanlıkta yürürken bağıra bağıra, giderek kalınlaşan sesimizle, gırtlağımızı zorlayarak türkü söylüyorduk. Kimi arkadaşlar müzik öğretmeninin bellettiği bir okul şarkısını söylüyordu.
Mezarlık yolun iki geçesinde...Ürpererek geçiyorduk oradan, dudaklarımızda dualar...
1958 -59 ders yıllında MGO öğrencisi olduk. Durum bu.
Karanlık basmış, eve varıyoruz. Üşümüşüz. Acıkmışız. Anacığım sobayı ateşlemiş. Havada ıhlamur kokusu. Sinide çörek, tarhana çorbası, kekikli ... Getirdiğim gazeteyi babama veriyorum. Çünkü O, artık Göre İlkokulu'nda öğretmen. Nevşehir'de 20 Temmuz İlkokulu'ndan 1 ders yılı önce Göre'ye geçmişti. Babam, yemekten sonra, ıhlamur içerken , 7 numara gaz lambasının asılı olduğu yere yakın sedire oturup gazetesini okumağa başlıyor.
1941- 54 arasında Nevşehir , Gülşehir kazalarının eğitmenli köy okullarını Gezici Başmuallim unvanıyla denetleyen, rehberlik yapan babamın konukları eksik olmazdı. Öyle günler olurdu ki, bir akşam, birdenbire 5, 6,7 konuk gelirdi. O zaman Lüks lambası aydınlatırdı konuk odasını. İsveç malı o lambalar iyi ışık verse de, gömlekleri zor bulunuyordu, küçük bir sarsıntıda akkor durumundaki kısım düşüyordu. Yenisini takmak özen istiyordu, sıkıntılıydı. Sonra pompalaya pompalaya çalıştırıyorduk. Süveyş bunalımı sırasında gazyağı da sıkıntılıydı. Bakkal Abdullah Ağa azar azar, küçük şişelerde gaz dağıtabiliyordu.
14 numara gaz lambası da elbette 7 numaraya göre daha iyi ışık veriyordu.
'' Şimdi Nevşehirli arkadaşlar , ne güzel, elektrikle aydınlanan odalarda ders çalışıyorlar. Hem de bizim gibi 50 dakikalık yolda yürümeden, yorulmadan, üşümeden. Şimdi Yusuf, Gültekin, Mustafa Sezer Nazlı, Salih, Doğan Yüksel, Mustafa Tüzün, Alaaddin Sırakaya, Ayşe Tüzün, Yavuz, Nami Araz , Mustafa Korkut, Şerife Gül, Nevzat, Hayri Ergun , Haluk Bodur , Pınar Çopuroğlu da benim gibi ders çalışıyorlardır. ''
Anacığım bana da bir bardak ıhlamur dolduruyor. Kardeşim İlhan, ilkokul 2 öğrencisi. O da sedire oturmuş, ödevini yapmağa çalışıyor. Anlamadığı yerleri babama soruyor.
'' Anacığım !, bu lamba yetersiz. Daha çok aydınlık olmalı. ''
Masaya koyduğum çantamı açıp içinden atlası, harita metod defterini çıkarıyorum. Ödevleri yapmağa başlıyorum.
Babam gazetesini bırakıp, ertesi günün ders planını deftere işliyor. Konu PTT. Bir postacı resmi çiziyor. Hayran kalıyoruz. Üniforması tüm güzelliğiyle kendini gösteriyor. Çantası şişkin, mektuplar, kitap paketleri...Beğendiğimizi sevinçle gösterince mutlu oluyor babam.
'' Peki, müfettiş bu sayfayı görse, ne der ? '' diyorum.
Babam gülümsüyor : '' O da beğenir, güzel bir çizim daima takdir edilir. ''
Anacığım ikinci gaz lambasını hazırlıyor. Cam deposunda gaz yeterli, iyi. Şişesini çıkarıp oğa oğa, hohlaya hohlaya temizliyor; arkasında ayna olunca verdiği ışık daha iyi yansıyor.
Lambayı masanın üzerine koyunca mutlu oluyorum.
'' Tamam, artık, '' diyorum. '' Şimdi elektrikten yararlanan arkadaşlarıma imrenmiyorum. ''
Anam bir bakır sinide çerez getiriyor. Kavurga, fındık, fıstık, iğde, leblebi, kuru üzüm, ceviz, pekmez tarhanası, köftür...
'' Bu köftürü Çat'tan Zübeyde aman getirdiydi. İlk şimdi çıkarıyom size, '' diyor.

....................
İlkokul, ortaokul, lise...Kaç yıl...11 yıl...Tümüyle gaz lambası ışığında geçti öğrenciliğimiz. Elektriğe imrene imrene...Fakat ne mutlu ki, elektrik ışığında ders çalışan kentli arkadaşlarımızdan asla geri kalmadık, eğitimimiz düzenle yürüdü, yıl yitirmedik, sınıfta kalmadık...
Göre halkı elektriğe ne zaman kavuştu ?
1965 yılında...Hirfanlı Barajı HES ile Avanos Trafo Merkezi bağlantısı kuruldu da çağdaş aydınlatma- aydınlanma , uygarlık ışığından yararlanmağa başladık . Ben o rarihte Ankara'da DTCF öğrencisiydim. Yarıyıl dinlencesinde Göre'ye geldim ki, evimiz ışık içinde...
Gecikmeli de olsa, bize elektriğin nimetlerini sunan büyüklerimize, devlet adamlarımıza bin saygı, bin şükran...
--------------------------
28 Mart 2026. Nevşehir