KÖY EBESİ TOPAL KEZZİ

Doç. Dr. Faruk GÜÇLÜ

1960’lı yıllara kadar çoğu ilçe ve merkezi ve köylerde ebe bulunmadığından ileri yaşlı ve deneyimli köy kadınları köylerde ebelik görevini üstlenmişlerdir. Bunlardan biri de köy halkı arasında “Topal Kezzi” olarak bilinin Kezzi Nine’dir.

Köyde çoğu köylülerin ,ağabeyimin ve benimde gönüllü ebesi olmuştur. Anlatılanlara göre benim doğum bir hayli zor olmuş ve zorlanan Kezzi Ebe “Neredesiniz topal melekeler yetişin” diye de bağırmıştır.

Rivayet odur ki; ağabeyin ve benim adımı Kezzi nine önermiş, komşumuz berber Ali Osman amca koymuştur.

O yıllarda ilkokula kayıt sırasına kadar çocukların nüfusa kaydedilmesi de zorunlu olmadığından aramamızda sekiz yaş olan ağabeyimle aynı anda nüfusa kaydolmuşuz. Bizi nüfusa kaydeden babanın dalgınlığı ya da nüfus memurun hatası ağabeyin adı olan Faruk benim ismim olarak benim ismim olan Harun ağabeyin ismi olarak nüfusa kaydedilmiş. Köylü beni Harun, ağabeyi Faruk bilir.

1980 li yılların cafcaflı günleri annemin öz dayısı her gün bizim eve gelir gider. Kendisine saygı ve hürmette kusur edilmez. Köyden ortaokula .liseye giden sayısı bir elin parmağını geçmez. Bunlardan iki tanesi de bizim evden. Köylünün önemli bir bölümü bu işi kıskanır. Annemin dayısı her eve geldiğinde kitaplığı inceler, kitaplıktaki kitap sayısı artar. Bu kitaplar hayra alamet değil diye düşünür ve jandarmaya ihbar edilmesinin “hayırlı” olacağına karar verir. Hemen uygun isimlere durumu bildirir.

Evi basan jandarma “İsrail’de Tavukçuluk” isimli bir teknik kitabı ve Atatürkçü yazar Hikmet Çetinkaya’ya ait “Manisa’da Nur Kampları” isimli iki kitabı zararlı bulmuş olacak ki el koyar. Aslında ihbar edilen ben olmama rağmen ismimi köylünün beni Harun bilmesi sebebiyle Ağabey hakkında soruşturma açılır. Sonra bir savcılıktan bir tebliğat hakkınızda “takipsizlik kararı verilmiştir. Gelin kitaplarınızı alın” Tebliğatta Harun yazmasına rağmen tebliğat benim adrese gelir. Kitapları almaya gittiğimde henüz yaşım on sekiz. Kitapları teslim eden savcı; Yozgatlı şair Şükrü Erbaş’ın “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz” isimli şiirini bilip bilmediğimi sorar. Bilmiyorum, okumadım cevabını alınca mutlaka okumamı önerir.

İsim karmaşasının bununla bitmez, başımıza açmadığı iş kalmaz. Birkaç yıl önce ağabey vefat eder. Cenaze henüz köye gelmeden köyün imamı vefat edenin adını anneme sorar o da “Faruk” der. İmam bendenizin vefat haberini köy sela vererek duyurur.

Sonra cenaze ile birlikte köye gelirim cenaze namazından sonra imam baba evinde dua öncesi bana ismimi sorar “Faruk” cevabını alınca biraz durur, şaşırır. Oysa nüfus kaydına göre ölenin ismi Harun’dur. “Yahu biz selayı yanlış okuduk” der. Yeniden sela okumak ister ama köylüler gerek yok deyince vazgeçer.