AFGANİSTAN'DA ALAYLI TABİP NAMZETLERİ

Kunduz'da ( Türkmenler Gündüz derler ) bir işhanı.

Kentin Ticaret ve Sanayi Odası Reisi Şeyh Zahir'e ait.

İçinde geniş bir salon var. Üst katta. Talebe sıraları dizilmiş. Bir de yazı tahtası. Bir de insan iskeleti dinelip duruyor.Kalın bir perde bölüyor salonu. Koyu renkli...

En üst kata iki merdivenle ulaşılıyor. Kızlar ayrı, erkekler ayrı çıkıyorlar oraya.

Burada geleceğin hekimleri ders görüyor.

Kızlar hekim olacak , yalnız kadınları muayene etsin.

Erkek hekimler de yalnız erkeklere bakıp ilaç yazsın, iyileştirsin.

Afganistan payitahtı Kabil'de Darülfünun yok mu? Tıp tahsili veren fakülte yok mu ?

Var da, ülkenin her yanındaki gençler oraya ulaşamıyor. Yollarda binbir barikat, engel...

Öyleyse her şehir kendi göbeğini kendi kesecek.

Adı Tıp Medresesi...

Kimler ders veriyor hekim namzetlerine.

Azerbaycan'dan ayda bir hafta için gelen bir hekim...Nöbetleşe. Derslerini verip gidiyor, yerine bir başka müderris geliyor.

Dr Oruçov nereden mezun olmuş ? Harkov Tıp Üniversitesi'nden.

Dr Qurbanov nerde yapmış tıp öğrenimini ? Astrahan Üniversitesi'nde.

Kunduz KB Afanistan'da bir kent. Tükmenler, Özbekler buraya Cenubi Türkistan diyorlar. Bu coğrafi tanımı Afganistan resmen kabul etmiyor. Sakıncalı buluyor. Kunduz kentinde Türkçenin birçok şivesi konuşuluyor. Farslar, Peştunlar, Beluciler, Uygurlar, Tacikler de kendi dillerini konuşuyorlar.

Azerbaycanlı tıp adamları buraya nasıl ulaşıyorlar?

Zorlukla...Uçak yolculuğu ile olanaksız. Aşkabat'a Baku üzerinden feribotla geliyorlar. Sonra trenle, hiç dakik olmayan yollarla doğuya doğru saatler süren yolculuk...Son istasyonda bekleyen Kunduz Ticaret ve Sanayi Odası'nın kamyoneti, sürücüsü orada hazır. Tıp müderrisini alıp getiriyor Kunduz'a.

Dersler tam bir kaos içinde...Talebeler binbir değişik yöreden, binbir değişik yöntemle mekteplerde okumuş gençler. Dil birliği de yok. Azeri müderrislerin dilini anlamış görünüyorlar. Not tutuyorlar. Fakat hocalar Kiril elifbası-Latin grafikası yazıyorlar tahtaya. Günah. Gavur yazısı. Talebeler bunları Arap elifbasıyla geçiriyorlar defterlerine.

Ezan okunuyor binanın içinde, talebelerin çoğu dersliğin arkasında namaza duruyor. Müderrislerin yapacağı bir şey yok. Bekliyorlar. Ders dinlerken tesbih şıkırtıları olağan düzene uygun .

Perdenin arkasında burka içindeki genç kızlardan hiç ses seda çıkmıyor.Kolonya, parfüm ülke genelinde yasak olsa da, pek hafif gülsuyu kokusu havaya yayılıyor. Genç erkekler gülümseyerek , birbirlerine göz kırparak bu kokuyu içlerine çekiyorlar.

Bir erkek Azerbaycanlı müderrisin ders anlatırken kullandığı, tahtaya yazdığı anatomi terimlerine itiraz ediyor.

'' Müderris efendi, siz tahsil terbiyenize göre Rus lügatinde tıp terimleri kullanıyorsunuz. Bizim babalarımız, dedelerimiz Ruslarla yıllarca gerilla muharebeleri yaptılar. Kunduz'da ve diğer şehirlerimizde kabristanlar neden bu kadar büyük, neden eli, kolu, bacağı kesik, gözleri, kulakları olmayan bu kadar çok adam var. Rus terimleri yerine Arapça karşılıklarını kullanın, biz daha kolay öğreniriz. ''

İtiraz yok. Azerbaycanlı hekim hocalar için burası ekmek kapısı...Bırakıp gitseler onlar, buraya gelecek o denli çok dosent, profesör akademik var ki Baku'da, Gence'de, Nahcivan'da, Mahaçkala'da...

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

'' Olmaz efendim olamaz. Biz bunu kabul edemeyiz. Hangi devirdeyiz ? İptidai mektep talebesi sadece okuma yazma öğrenir. Arap elifbasıyla . Doğru dürüst Peştu, Dari diliyle yazamaz bile. Sonra uyduruk bir kursla hekim unvanı alacak ve biz onu tayin edeceğiz, öyle mi ? Mümkün değil. Kabul edilemez bir vaziyettir bu. ''

Kabil'de birkaç sağlam kalmış, eli yüzü onarılmış binalardan biri Sıhhat İçtimai ve Muavenet Nezareti... Nazır Şeyh Hamidullah, ihbarlar üzerine müfettiş gönderip Kunduz şeherindeki Tıp Kursunu inceletmiş...İlk Çağda, Orta Çağda, Yeni Çağda, Yakın Çağda benzeri olmayan bir tahsil terbiye düzeni...Kabul etmiyor...

Duyuluyor Nezaret'in kararı. Bir hafta sonra Kabil'e baskına geliyorlar kurs talebelerinin babaları, emmileri, dayıları, tarikatlarının şeyhleri...Kunduz seçim bölgesinin mebusu önlerine düşüyor. Nezareti basıyorlar. Şeyh Hamidullah namaza duruyor alelacele...Baskıncılar entarilerinin altına gizledikleri keleşleri nazırın masası üzerine yanyana koyuyorlar.

'' Demek öyle ! Bundan sonra silahlar konuşacak. ''

Nazır eliyle yüreğinin üstüne bastırıyor. Bir ter, bir ter...Ipıslak oluyor bedeni bir anda. Konuklar önceden hazırlamışlar vesikayı. Mührünü basıyor. Kabul etmiş oluyor. Kurs geçerli. Mezunlar hekim, tabib, cerrah, loğman, doktor unvanıyla ülkenin her yerine gönderilecekler. Hekimeler de aynı haklardan yararlanacak.

Burası Afganistan...Sancılı topraklar... Rus Çarlığı ile Britanya sömürgesi Hind Yarıkıtasının arasında tampon devletçik. Olsa ne olur, olmasa ne olur ? Ne İngilizlere yaramış ne Ruslara. İran şahları gözlerini doğuya çevirmişler zaman zaman. İşgal etmişler. Türk Mogul İmparatorluğu da egemen olmuş yüzyıllar boyu. Babür şah, Ekber ve Cihangir...Gelmiş, geçmiş. Hiçbirinin izi kalmamış...Krallık devriliyor. Eğitimsiz halkla demokrasi yürür mü ? Moskova yanlısı hükümet...Rus işgali...Ardından Taliban...ABD işgali... Ardından yine Taliban...

.............................

Nazır Şeyh Hamidullah konuklarını (!) uğurladıktan (!) sonra yan odaya geçti. Teri soğuyunca rahatlamıştı. İki bardak nar suyu içti. Enfiye çekti burnuna. Avrupa'dan, Türkiye'den ( TİKA ) modern ders araç gereçleri gelmişti. Şeyh hazretleri Maarif Nezaretine de vekalet ettiği için buraya getirilmişti o materyal. Rulo halinde bir duvar haritası dikkatini çekti. Açıp baktı, duvardaki çiviye astı.

Türkiye...Güneydoğuda barajlar görülüyor Tigris ve Eufrates ırmakları üzerinde. Ne zaman oluşmuş bu deryacalar ? Aferin Türkiye'ye ; boş durmamışlar. Dikkatle inceledi. Nusaybin adlı bir kente parmağını bastı.

'' Şimdi orada olsaydım. Kim bilir hiç dertleri yoktur. Ne uyduruk tıp kursu, ne tabib namzetlerini yetiştirme saçmalığı ! Her şey güllük gülistan olmalı orada. Aaah ah ! ''

------------------------------

20 Şubat 26.