Daha Mutlu ve Güçlü Olmak İçin Savaşmak Yerine Kabullenmen Gerekenler

Hayat bize küçük yaşlardan itibaren güçlü olmayı öğretirken, bunun bedelini çoğu zaman ruhsal yorgunlukla ödüyoruz. Güçlü olmak; ağlamamak, kırılmamak, düşmemek gibi algılanıyor. Mutlu olmak ise hep iyi hissetmekle eş tutuluyor. Oysa insan ruhu bu kadar tek boyutlu değil. Sürekli savaşarak güçlü kalmak mümkün olmadığı gibi, her duyguyu bastırarak mutlu olmak da mümkün değil. Çoğu zaman asıl yorgunluğumuz; yaşadıklarımızdan değil, yaşadıklarımızı kabul etmemekte ısrar edişimizden kaynaklanıyor.

· İlk kabullenmemiz gereken belki de en zor gerçek şu: Hayat her zaman adil değildir.

Ne kadar iyi niyetli olursak olalım, ne kadar çok çabalarsak çabalayalım, bazen emeklerimizin karşılığını alamayız. Bu durum bizim yetersiz olduğumuzu ya da yanlış biri olduğumuzu göstermez. Sadece hayatın doğasına işaret eder. Sürekli “Neden benim başıma geliyor?” diye sormak, acıyı azaltmaz; aksine onu kronikleştirir.

· Bir diğer önemli kabulleniş: Herkes bizi sevmek, anlamak ya da onaylamak zorunda değil.

İnsan sosyal bir varlık; anlaşılmak ve görülmek ister. Ancak bu ihtiyaç, bir beklentiye dönüştüğünde kişiyi tüketir. Herkesi memnun etmeye çalışmak, kişinin kendinden uzaklaşmasına neden olur. Bazı insanlar bizi yanlış tanıyacak, niyetimizi görmeyecek ya da hikâyemizi kendi bakış açılarına göre yorumlayacak. Bunu değiştirmek her zaman bizim elimizde değildir. Ama kendimizi sürekli açıklamak zorunda hissetmemek, ruhsal olarak büyük bir özgürlük alanı açar.

· Kabullenilmesi gereken bir başka gerçek ise şu: Acıdan kaçmak, acıyı yok etmez.

Modern yaşam bize sürekli “iyi hisset” mesajı verir. Üzgünsek hemen toparlanmamız, kırıldıysak güçlü durmamız beklenir. Oysa üzüntü, hayal kırıklığı, kaygı ve öfke insan olmanın doğal parçalarıdır. Bu duyguları bastırmak, onları daha derine iter. Kabul edilen duygu ise yavaş yavaş dönüşür. “Şu an zorlanıyorum” diyebilmek, insanın kendine verebileceği en büyük şefkatlerden biridir.

· Kontrol etme ihtiyacı da üzerinde durulması gereken önemli bir başlıktır.

Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabullenmek, çoğu kişi için korkutucudur. Çünkü kontrol, güven duygusu verir. Ancak gerçekte kontrol edemediğimiz şeyler için harcadığımız enerji, zihinsel tükenmişliğe yol açar. İnsan ancak kontrol edebildikleriyle edemediklerini ayırt edebildiğinde rahatlar. Aksi hâlde zihin sürekli tetikte kalır; bu da huzuru imkânsız kılar.

· Bir diğer kabulleniş: Geçmiş değişmez.

Keşkeler, pişmanlıklar ve “şöyle olsaydı”lar zihnimizde dönüp durur. Ancak geçmişi değiştirmeye çalışmak, bugünü kaçırmamıza neden olur. Geçmişi kabullenmek; yapılanları onaylamak değil, olanı olduğu yere koyabilmektir. İnsan ancak geçmişiyle kavga etmeyi bıraktığında bugüne temas edebilir.

Kabullenmek, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Kabullenmek; vazgeçmek değildir. Boyun eğmek ya da çaresiz kalmak hiç değildir. Kabullenmek; gerçeği inkâr etmeden, onunla ne yapacağımıza karar verebilmektir. “Bunu değiştiremiyorum ama bununla nasıl yaşayacağımı seçebilirim” diyebilmektir. Mücadeleyi hayata değil, kendi iyiliğimize yönlendirmektir.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Ben hangi gerçeği kabul etmemekte ısrar ediyorum?

Cevap çoğu zaman acı verir ama aynı zamanda hafifletir. Çünkü bazı yükler taşınmak için değil, fark edilip yere bırakılmak içindir. Mutluluk bazen daha çok çabalamakta değil; biraz durmakta, biraz yumuşamakta ve bazı şeyleri olduğu gibi kabul edebilmekte saklıdır.