Her Şeye Yetişmeye Çalışırken Kendimizi Ne Zaman İhmal Ettik?

Günler çoğu zaman planladığımızdan daha hızlı geçiyor. Yapılacaklar listesi azalmasa da zaman ilerliyor, sorumluluklar birbiri ardına ekleniyor. Akşam olduğunda hissedilen yorgunluk ise yalnızca bedende kalmıyor. Zihin ve duygular da günün yükünü sessizce taşıyor. Günlük hayatın temposu, insanın kendisiyle temas etmesini zorlaştırıyor. Yapılması gerekenler, başkalarının beklentileri ve yetişilmesi gereken roller arasında kişi, fark etmeden kendini geri plana atıyor. Kendine ayırdığı zaman, çoğu zaman günün sonunda kalan kısa bir boşluğa sıkışıyor. Ancak bu boşluk, gerçekten dinlenmeye ve toparlanmaya yetmiyor. Bir noktada bazı sorular kaçınılmaz hâle geliyor.

Bu tempo gerçekten bana iyi geliyor mu?

Hayatımda bu kadar acele etmemi gerektiren ne var?

Kendim için en son ne zaman bilinçli bir şekilde durdum?

Günlük koşuşturmanın içinde kendi ihtiyaçlarımı ne kadar duyabiliyorum?

Yavaşlamak, pek çok insan için zor bir tercih. Çünkü yavaşlamak, kontrolü kaybetmek ya da geri kalmak gibi algılanabiliyor. Oysa çoğu zaman kontrol etmeye çalıştığımız şeyler sandığımız kadar kırılgan değil. Asıl kırılgan olan, insanın kendisiyle kurduğu bağ oluyor. Duygular fark edilmeden geçip gittiğinde, ihtiyaçlar sürekli ertelendiğinde bu bağ giderek zayıflıyor. Yavaşlamak vazgeçmek anlamına gelmiyor. Hayattan kopmak da değil. Aksine, hayatın içinde daha bilinçli bir şekilde var olmayı mümkün kılıyor. Daha az acele edildiğinde, gerçekten neyin önemli olduğu daha net görülebiliyor. Her şeye yetişmeye çalışmak yerine, insan kendisi için anlamlı olanı seçmeyi öğreniyor. Bazen bir daveti geri çevirebilmek, bazen bir işi erteleyebilmek, bazen de sadece kendimizle kalmayı seçebilmek küçük ama etkili adımlar hâline geliyor. Bu küçük duraklar, insanın kendi sınırlarını fark etmesine ve kendisiyle daha sağlıklı bir ilişki kurmasına alan açıyor.

Belki de mesele, her şeye yetişip yetişememek değildir. Asıl mesele, bu hızın içinde kendimize ne kadar yer açabildiğimizdir. Çünkü insan, hayatın temposuna ayak uydurabilir; ancak kendini ihmal ettiğinde yaşadıklarını derinleştiremez.