Geçmişten Taşıdıklarımız Bugünkü İlişkilerimizi Nasıl Şekillendiriyor?

Hayatımızdaki ilişkilerin çoğu bugünde yaşanıyor gibi görünür. Aynı masada oturur, aynı cümleleri duyar, aynı tartışmaları yaparız. Ancak çoğu zaman fark etmeden, bugünün ilişkilerini geçmişin izleriyle kurarız. Çocukluğumuzdan, ilk bağlarımızdan, yarım kalan duygularımızdan taşıdıklarımız; bugünkü ilişkilerimizin görünmeyen mimarlarıdır.

Birine aşırı bağlanıyor olabiliriz. Ya da tam tersi, yakınlık arttığında içimizde açıklayamadığımız bir kaçma isteği uyanabilir. Bazen “neden böyle hissediyorum?” diye sorduğumuz anlar olur. İşte o sorunun cevabı çoğu zaman bugünde değil, geçmişte saklıdır.

Çocukluk, insanın ilişki haritasının çizildiği ilk yerdir. Sevgiye nasıl ulaştığımız, ihtiyaçlarımızın görülüp görülmediği, duygularımızın nasıl karşılandığı… Tüm bunlar zihnimizde sessiz kurallar oluşturur. “Sevilmek için uslu olmalıyım”, “İhtiyaçlarımı söylersem reddedilirim”, “Yakınlık can acıtır” gibi farkında olmadan benimsediğimiz inançlar, yetişkinlikte kurduğumuz ilişkilerin zeminini oluşturur.

Bugün bir ilişkide aşırı fedakârlık yapıyorsak, sınır koymakta zorlanıyorsak ya da sürekli onay arıyorsak; bu sadece karşımızdaki kişiyle ilgili değildir. Çoğu zaman geçmişte yeterince görülmeyen, duyulmayan ya da korunmayan bir yanımız bugünde kendini ifade etmeye çalışıyordur. Aynı şekilde, duygusal olarak mesafeli duran, derin bağlardan kaçan bir yetişkinin içinde de geçmişte fazlasıyla yorulmuş, incinmiş bir çocuk olabilir.

İlişkilerimizde tekrar eden döngüler tesadüf değildir. Sürekli benzer insanları seçmek, aynı yerden kırılmak ya da aynı noktada uzaklaşmak; içsel bir tanışıklığın sonucudur. Zihin, bildiği şeyi güvenli sanır. Tanıdık olan her zaman sağlıklı olmasa bile, yabancı olana kıyasla daha az tehdit edici gelir. Bu yüzden bazen bizi inciten ilişki biçimlerine bile tutunuruz.

Ancak geçmişin bugünü şekillendirmesi, kaderimizin değişmez olduğu anlamına gelmez. Fark etmek, iyileşmenin ilk adımıdır. “Ben neden böyle hissediyorum?” sorusunu yargılamadan sormaya başladığımızda, ilişkilerimiz de dönüşmeye başlar. Suçlamak yerine anlamaya, kaçmak yerine temas etmeye alan açtığımızda yeni bir ilişki dili mümkündür.

İyileşmek, geçmişi silmek değildir. Geçmişle yeni bir ilişki kurabilmektir. Taşıdığımız yükleri fark etmek, onları bugünün ilişkilerine bilinçsizce bırakmamak demektir. Kendimizi tanıdıkça, ilişkilerimiz de daha gerçek, daha güvenli ve daha şefkatli bir hâl alır.

Belki de en önemli soru şudur:
Bugünkü ilişkilerimde karşımdakine mi tepki veriyorum, yoksa geçmişten kalan bir yaraya mı?

Bu soruya cesaretle bakabildiğimizde, ilişkiler sadece bağ kurduğumuz alanlar değil; aynı zamanda kendimizi iyileştirdiğimiz yerlere dönüşür.