DAMAT İBRAHİM PAŞA
Avrupa’da sanayi devrimi başladığında Anadolu’da loncaların çalışma sistemlerini gelip araştırmışlar. Bu konuları kıymetli hocamız Sayın Besim Üstünel’in Ekonominin temelleri kitabında çok güzel bir şekilde işlemiştir. Henry Fayollar, Max Weberler yani sanayi devriminin akıl babalarına Anadolu loncaları çok fikirler vermişlerdi. Demek ki, kalkınmanın anahtarları zaten Anadolu’daymış. Osmanlı ise emperyalistlerin türlü oyunlarıyla hem oyalanmış, hem savaşlarla isyanlarla Osmanlı mahvedilmeye çalışılmıştı.
Karlofça Antlaşmasına kadar Osmanlının savaşları hiç bitmemişti. Hem can kaybediyor, hem maddi olarak zararlara uğruyordu. İbrahim Paşa, insanının nefes almasını, dinlenmesini, devletin de kendini toplamasını istiyordu. Osmanlının yapı olarak bir eksiği de yoktu. Sadece fiziki gelişmeler lazımdı. 28 Mehmet Çelebiyi Avrupa’ya göndermiş, gelişmelerin takibini istemişti. Onun zamanında Matbua, cam sanayi gibi halkın birinci derecede ihtiyaçlarını göre bilecek teknoloji ve teknoloji adamlarını Yurdu getirilmesi sağlandı. Anadolu’da örnek teşkil edecek bir yerleşke kurulmasını istemişlerdi. Bu konuda da Muşkara seçildi tam tekmil medresesine varana kadar imar edilip hazırlandı. Üstelik bu yapıların maddi harcamalarının büyük bir kısmını Veziriazam Damat İbrahim Paşa karşılamış.
Cıfıt çarkı dönüyordu. Hamamcı patrona Halil ve avenesi isyan çıkartıp, İbrahim Paşayı öldürdüler. Bu olaya kendi yorumum şudur ki, Emperyalıslerin adamları olan dönmeler ve onların zaten oyuncağı olan yobazlar bu işi götürmüşlerdi. Reşat Ekrem Koçu “Yeniçeriler” kitabında, Hiç dini bilmeyen, yalnız iyi bir savaşçı olan yeniçeriler “Din elden gidiyor” Diye nara atmaları oldukça manidardı.” Demişti. Osmanlı tarihi böyle garip olaylarla doluydu. “Hoşfın yağı kesildi.” Buna örnek teşkil etmektedir.
İbrahim Paşa, Osmanlı tarihinin en kritik dönemlerinde dünyaya gelmişti. Babası asker olsa da, kendisi Nevşehir’de annesinin yanında huzur içerisinde yaşamaktaydı. Evleri Bey Camisinin yanındaki ev kümelerinin içerisinde olduğu söylenir. Evlerinin yakın sağında Kale mahallesine çıkan dik ve uzun bayır bulunurdu. Çarşı kısa bir bayırın altındaydı. Günümüzde de birçok yolun bağlantısı olan bayırlı bir meydan vardı.
İbrahim Paşanın kardeşi olduğuna dair bir bilgi bilinmemektedir. Bunun yanında, yöremizde “Beyler” adıyla tanınan Akmanlar la birlikte üç aileden daha bahsederler. Korkmazlar ve Karabacakların yanında ismini bilmediğim bir aile daha var olduğu söylenir.
İbrahim Paşanın büyüdüğü ev bir şekilde günümüze kadar gelmişti. Vatandaşın biri o evi satın alır, yıktırır yerine sarı taş dan bir ev yaptırır. Yıl 80 li yıllardı. Mahallenin muhtarına gittim. Daha 20 li yaşlardayım. Kendisine o evin yıkılmasına mani olmadın mı? Dedim. Bana evraklar gösterdi. “Gerekli yerlere yazı yazdım.” Dedikten sonra, “Bana bu soruları hangi sıfatla sorduğumu da bilmediğini söylemişti.”
Düşündüm, gerçekten ne yetkiliydim nede etkiliydim. Sade bir vatandaş, biraz da duyarlı… Efendim demek ki vatandaşa biraz da sıfat vermek lazım ki, yöneticilerimiz oto kontrolü daha iyi yapsın. Sanırım bir zamanlar Avrupa halkları böyleymiş, böyle olunca da medeni cesaretleri de varmış. O parti, şu parti değil, genel ahkâm böyle, böyle olunca da halkımız sessiz ve umarsız olur.
Aradan 4-5 yıl geçmişti. Tanıdığım bir şoför ağabeyimle sohbet ederken nasıl oldu bilmem konu geldi yıkılan bu evi konuşuyordum. “O aradığın benim Bahadırım. O ev ben almıştım. Sarı taşlı binayı da ben yaptırmıştım. Sonradan çok pişman oldum lakin böyle durumları bana anlatan olmadı.”
Her zaman savunduğum bir sav vardı. Eğitimin yeri okuldur. Eğitimi daha da kıymetlendirmek için hayatın içine alınması da elzemdir. Öğrencilerimiz, daha ilkokulda böyle bilinçlere ulaşması için gerekirse gezdirilip gösterilmesi lazımdır diye düşünüyorum. Eğitimin en büyük okulu hayatın ta kendisidir. Ben zamanın gazetecileri arasında büyüdüğüm için bu bilgilere zaten vakıftım. Fen fikir adamlar, sanatçılar, din adamları, siyasetçiler, çiftçiler daha neler neler sohbetlerinde bulunmuş birçok konuda bilgiler almaktaydım. Bakın bu da eğitimin başka bir parçası. Okullarda böyle bir etkinlikle karşılaşamadık lakin Eğitim Gönüllülerinde hizmet ettiğim yıllarda böyle çalışmalarımız olmuştu.
Tekrar İbrahim Paşaya dönecek olursak, eğitimli bir aile içerisinde, hayat disiplini içercisinde ve aile terbiyesini mükemmel bir şekilde almış bir çocuk ile karşılaşırız. Develerin bulunduğu yerde bir kese altın bulup, kime vereceğini idrak ede bilmişti. Durum böyle olunca devecilerin başı çocuktaki bu ışığı görmesi hiç de zor olmamış, İstanbul yolu böylece açılmıştı. Babam rahmetli eğitim için; “Temel taşı sağlam olması gerekir.” Derdi. Sağlam binaların ebetteki temel taşları sağlam oluyor. Bu Sayede İbrahim Paşa İstanbul’da eğitimini geliştirdiği yıllarda böyle sağlam temellere bilgilerini onurunu ve iffetini koruyarak kendini geliştirme imkânı bulmuştu. Konu ilgili daha detay bilgiler için, Reşat Ekrem koçu nun ve Oğuz Özdem in “Damat İbrahim Paşa” kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Oğuz Ödemin kitabı eğitimle harmanlanarak verilmesi eserine özellik katmaktadır.

Kamyon seferinde bir irsaliyenin kontrolü.

İstiklal İlk Okulunda Kıymetli hocam Fatma İlbars ve öğrencileri

Bir siyasi büyüğümüzün Nevşehir caddelerinde, Nevşehirlilerle gezisi.

19. Yüzyılda Nevşehir. Fotoğrafı okumak için bu günde sabit olan yapılara bakmamız gerekir. İlk baştan günümüzde olmayan Kurşunlu caminin hemen yanındaki kubbeli yapının ne olduğunu da bilemedim. Külliyenin tabi bir yapısı olduğunu düşünmek gerekir. İbrahim paşa hamamı günümüzde de kullanılan Hamam bayırının hemen sağında yer almaktadır.
Kale mahallesindeki taş evlerin bazılarında eyvanlar görülmektedir. Bazılarında ise evin toplanma yeri ve misafir kabul yeri olarak da kullanılan düven hanenin döşemeli pencereleri görülmektedir. Bu mekânlar Türklerin mekânlarıdır. (Rumların mekânları Kahveci Dağının sırtlarında bulunmaktadır.)
Kurşunlu caminin altındaki beyaz yapı blokları, hamam bayırına kadar uzanması Beylik hanın mütemmim cüzümü yoksa muhtelif gayeli ortaokul mu? Olduğu konusunda insanı kararsız bırakıyor. Hamam bayırı tam görüntü vermesi belediye binasının o gün daha yapılmadığını göstermektedir.
Resimin biraz solunda kalmış bir kaymakamlık binası vardı. Daha sonra burası Orta mektep olarak kullanılmıştı. Daha sonra Yetiştirme yurdu olarak kullanılmıştır. Günümüzde restrasonu beklemektedir.
Özlerin ne kadar yakın olduğu sanırım sizlerin de dikkatini çekmiştir. Eskilerin anlattıklarına göre o zamanlar Nevşehir yeşillikler içindeymiş. Buradan geçen yolun da ismi değişmiş durmuştur. Susa (Kral yolu) Bu kadim yolun adını sanırım bizim kuşaklardan başkası hatırlamayacaktır.
Bizans Kralı Roman Diyodjenin de Karamanni Türkmeni olduğunu unutmamak gerekir. Tam doğum yeri hakkında bir bilgiye ulaşamadık, kim bilir belki de bizim yöremizde doğup büyümüştü. İyi bir savaşçı olduğu söylenir. Tek şansızlığı, savaşçıların efendisi Alp Arslan gazinin karşısına çıkmasıdır. Siz ne diyorsunuz.
Bu yolun bir zamanlar Nevşehir’in en kıymetli yolu olduğunu ve yolun lakabının “Cicili yol” olarak bilindiğini duydunuz mu bilmem.

Tarihi ve mekânı belli olmayan bu fotoğraf bir zamanların öğretmenlerini göstermektedir.

Bir askerlik anısı tarih belli değil.

Bir duvar yazısı, sanırım cevabı da yazının üstüne yazılmış.