İSLÂM’DA ADAK

(Adağı gerçekleşip borcunu ödemeden vefat eden kişi, borçlu ve günahkâr olarak gitmiş olur. Ancak adanmış olan adağın, işimizin olmasında aslında hiçbir etkisi yoktur.)

Adak; dinî bir borcu olmadığı hâlde (kurban, akîka gibi), Allah’tan bir yardım talep etmek maksadıyla Allah’a verilen sözdür. Allah’a verilen bir söz olduğu için, kişi üzerine adadığı şeyi yapmak vacip hâle gelir. Yerine getirmeden vefat ederse, o konuda günahkâr olarak vefat etmiş olur.

Adak, sadece İslâm’a özgü bir uygulama değildir. İslâm’dan önce de Yahudilikte, Hristiyanlıkta; hatta Çin’de, Japonya’da kutsal bir varlığa inanan hemen her toplumda adak anlayışı vardır. Çocuğu olmayanlar, hastalığından kurtulmak isteyenler, sıkıntısının giderilmesini umanlar yüzyıllardır adak adamışlardır. Bunların tamamı, tanrıya verilen sözlerdir. “Filanca işim olursa kurban keseceğim”, “Şu iş olursa oruç tutacağım” gibi ifadelerle söylenen sözler adaktır.

Adakta cins belirtilmişse, bu cins değiştirilemez. “Erkek deve keseceğim” denmişse; deve yerine inek, koyun, dişi deve ya da “fakire kömür alayım, Filistin’e göndereyim” gibi başka bir hayra çevrilemez. Söz, söylendiği kelimeyi bağlar. Kesilecek hayvan devedir ve erkektir.

Yaratıcı olan Allah sadece Müslümanların Rabbi değildir. O, bütün insanların Rabbidir:

“Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn.”

(Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.)

Bir kul, bir mesele için adak adadığında ve o iş gerçekleştiğinde, kul âlemlerin Rabbine borcunu ödemekle yükümlü olur. Ancak bu borçlanma, işin gerçekleşmesini etkilememiştir. Kul, Allah adına kendi kendine borçlanmıştır.

Peki bir kulun bir mesele için adak adaması, o işin kolaylaşmasını sağlar mı? Hayır. Asla ve kat’a sağlamaz. Ezeli kaderde bir işin olmaması takdir edilmişse, mülkün sahibi olan Allah’a koyun adadık diye bu takdir değişmez. Böyle bir düşünce, hâşâ, Cenâb-ı Allah’a rüşvet teklif etmeye benzer ki bu ilâhî adalete tamamen aykırıdır.

Madem adanan koyun işi değiştirmemiştir, o hâlde neden kesmek vaciptir? Çünkü kul, Allah’ın yüce ismini kullanmıştır. Allah da, “Madem benim ismimi kullandın ve benim yaratmam senin talebine denk geldi, o hâlde adağını yerine getir” buyurmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.), Allah’a itaat kabilinden olan adakların yerine getirilmesini emretmiş; ancak adağın ilâhî takdiri değiştirmediğine dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:

“Adak hiçbir şeyi değiştirmez; ancak adakla cimrinin malı azaltılmış olur.”

(Buhârî, Eymân, 26–31)

Yani bir insan “Adağım var” diyorsa, aslında fakir fukara adına hayırlı bir iş yapmış olur. Adadığımız için iş olmaz; ama Allah ezeli ilminde o işi takdir etmişse, gerçekleştiğinde Allah’ın adının geçtiği borç ödenir. Bu vesileyle, etini yiyemeyeceği adağından dolayı fakir fukaranın boğazından et geçer.

Bu hadislerden çıkan temel sonuç şudur: Adak, insana bir fayda sağlamaz ve bir zararı da gidermez. İlâhî takdiri değiştirmez. Bu düşünceyle adak adamak, İslâm inancıyla bağdaşmadığı için yasaklanmıştır.

DÖRT MEZHEBİN ADAK HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

Hanefî mezhebi: Adak kişiye fayda da zarar da vermez; ancak adak adamak caizdir, mubahtır.

Mâlikî mezhebi: “Adaklarınızı yerine getirin” emrinden hareketle, faydası olmasa da adakta bulunmak günah değildir, hatta müstehaptır.

Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri: Söz verilmişse yerine getirilmelidir; ancak adak adamak doğru bir davranış değildir. Değişiklik sağlamadığı için mekruhtur.

Resûlullah’ın (s.a.v.) ve önde gelen sahabenin hayatlarında adakta bulunmamış olmaları da, adağın müstehap olmadığına delil kabul edilmiştir. Sonuç olarak; adak İslâm’da genel olarak sevap kazandıran bir davranış sayılmamış, ancak adandıktan sonra yerine getirilmesi hususunda son derece hassas olunması istenmiştir.

ADAĞIN ŞARTLARI

Bir adağın dinen geçerli olabilmesi için bazı şartlar vardır:

Sözle yapılmalıdır. “Filan işim olursa adadım” demek gibi. Şaka da olsa geçerli olur. Hanefîlere göre, yeminde olduğu gibi adakta da şaka ile ciddiyet aynıdır. Şaka dahi dese vacip olur.

Mümkün ve meşru olmalıdır. “Bu işim olursa ömür boyu kimseyle konuşmayacağım” gibi fiilen mümkün olmayan şeyler geçersizdir.

Allah rızasına vesile olacak bir ibadet olmalıdır. Günah olan bir şeyi adamak, bütün âlimlere göre haram ve geçersizdir.

Allah’a isyan içeren adaklar yerine getirilemez. Bu durumda Hanefî ve Hanbelîlere göre yemin kefareti gerekir; diğer mezheplere göre ise hiçbir şey gerekmez.

Türbelerde mum yakmak, bez bağlamak, horoz kesmek, şeker veya halka tatlı dağıtmak gibi halk arasında görülen uygulamaların dinde yeri yoktur.

ADAĞIN ÇEŞİTLERİ

Adaklar genel olarak ikiye ayrılır:

1. Mutlak Adak

Herhangi bir şarta bağlanmadan yapılan adaktır. “Allah için şu kadar gün oruç tutacağım”, “Kurban keseceğim” gibi. Günü belirtilmişse muayyen, belirtilmemişse gayri muayyen adak adını alır.

2. Muallak Adak

Bir şarta bağlanan adaktır. “Şu işim olursa…” şeklinde yapılan adaklar bu kapsamdadır. Peki, işimizin hallolma sürecinde adaktan daha doğru yollar var mıdır? Evet, vardır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) tavsiyeleri nettir. Hastalık, sıkıntı ve bela anlarında şartlı adak yerine şartsız sadaka tavsiye edilmiştir. “Mallarınızı zekâtla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin, belaya da dua hazırlayın.”

(Taberânî, 10196)

Sadaka, hastalık esnasında verilir; “iyileşirse” şartına bağlanmaz. Ayrıca sahih bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

“Kim bir mü’minin dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da kıyamet gününde onun sıkıntılarından birini giderir…”

(Müslim, Zikr, 38)

Fakire yardım etmek, Allah’ın merhametinin üzerimize indiği bir vesiledir. Ancak bu yardım şartlı olmamalıdır. “Şu işim olursa yardım ederim” demek; Allah’a karşı saygısız ve ahlâksız bir tekliftir. Biz kimiz ki Allah’a şart koşuyoruz? O, mülkün sahibidir; dilediği gibi hükmeder. Bir şey adamak yerine, şartsız şekilde fakir fukaraya yardım etmek doğru olandır. Merhametle yardım edelim; O zaten merhametlilerin en merhametlisidir. Eskilerin güzel bir sözü vardır: “Hastalanınca ilaca para vereceğine, hastalanmadan sadaka ver ki sıhhat üzere kalasın.”