Yalnızlar, Büyük Kalabalıklar

Yalnızlık dosyasını kapatamıyoruz.
Ne zaman “kapanır” dersek, o zaman daha da sert bir rüzgârla açılıyor; kelimeler mürekkep hızıyla yayılıyor. Yalnızlık her yerde, farklı dillerde anlatılıyor; çağrışımlar getiriyor ve hiç bitmeyen hikâyeler yazıyor. Henüz yalnız olduğunu yeni fark edenler için büyük bir şok hissi yaratıyor; sonrasında yavaş yavaş alışma, derin bir keder ve en sonunda durgunlukla gelen hafif bir neşeye dönüşüyor. Yalnızlığın evreleri bile denilebilir.

Peki yalnızlık kendi içinde nasıl ayrılıyor?

Seçilmiş yalnızlık olgunlaştırıcıdır, içine düşülen yalnızlık ise çürütücüdür.”
Cemal Şakir

Aslında bundan sonra anlatılanların tamamı, Cemal Bey’in söylediklerinin bir özeti. Çevrenizde sizi anlayan, sizi dinleyen insanların olmadığını düşündüğünüzde; sesler gittiğinde ve insanlar kendi formlarında silikleştiğinde, bütün kalabalıkların içinde yitip gidersiniz. Bazen kaybolan onlar gibi görünür, bazen de siz olursunuz. İşte o zaman çocukluk döneminin korkulu kahramanı olan hayaletlerin gerçek olduğunu anlarsınız.

Ve ilk sorulardan biri belirir:
Dünya bu kadar kalabalıksa ben neden yalnızım?

Bu soru ortaya çıktığında yalnızlık sorgulaması başlar ve artık bu sorgulamanın geri dönüşü yoktur. Ya kaçarsınız, ya kovalanırsınız; en sonunda ebelenirsiniz. Göğüs kafesinin hemen altında, sırtınızı bükecek bir ağırlık hissi oluşur; bir yandan da uzay gibi bir boşluk.

Bazı yalnızlıklarda çabayı bırakırsınız. Yavaşça kalabalıktan sıyrılır, bir köşeye çekilir ve dünyayı seyretmeye başlarsınız. Anlamaya çalışırken izlemenin keyfini aldığınızda artık yaşayan değil, izleyen olursunuz. Herkes başrolünde olmaya çalıştığı hayatında sahne alır; siz ise bir köşeden öylece bakarsınız. Bu, filmin sizin filminiz olmadığını söylemez elbette; ama durağan bir filmdir bu. Ya da duran bir insan filmi…
Eninde sonunda yalnızsınızdır; hikâyeler ya da konular ne kadar değişirse değişsin.

Yaralanan ruhlar, acılarını gösteremediklerinde öfkelenirler. Başkalarına bunu nasıl aktaracaklarını bilmedikleri için, dışa patlamalarla ifade ederler; çünkü bildikleri en temel dil budur. Öfke, en evrensel ve en çok tercih edilen dildir. Bir kez olsun anlatması kolaydır.

Fakat yananların yaktığı ilişkilerde, yanmayanların azalması; yanıkların iyileşmemesi, kocaman bir kaosun içinde kalmaya zemin hazırlar. Herkes birer ejderha olabilirdi. Ve yandıkça yanmamak için ejderhaya dönüşmeyi seçtiler: kırmızı pullu, simsiyah gözlü, ateşler saçan ejderhalar…
Ejderhalar çoğu zaman yalnız yaşarlardı; çünkü zarar verebilirlerdi.

Hikâyenin denklemi şudur:
Yalnızlar, yalnız olmayanları yalnızlaştırdı.
Yalnızlık bazen kaçanlar için seçilmişti.
Yalnızlık bazıları için acıyla dönüşmekti.
Yalnızlık insanları üzdü…

Ve üzülenler uzaklaştı.
Kendi diyarlarına doğru yola koyuldular.

Psk. Dan. Rüveyda Gül