NEVŞEHİRDE OLANLAR VE OLMASI GEREKENLER
Hükümet binasının önünden çarşıya doğru Nevşehir’i bir uçtan bir uca geçerek eski ve yeni Nevşehir’i karşılaştırmalı anlatmanın daha detaycı ve sağlıklı olacağına inanıyorum.
Yolun 350 Evler cenahında kısıtlı da olsa evler görülmekteydi. Yolun karşı tarafında da kısıtlı da olsa bağlar vardı. Ana Cadde o zamanlar pekte geniş olmayan bir yoldu. Hasan Emmi türbesi ve karşısındaki Karayolları şehrimizin bayağı dışında idi. Tusan Oteli (Bu günkü ordu evi) şehrimizin batısında sizlere bu tasviri ettiğim yıllarda yapılmıştı.
Belediyenin önünden inen santral bayırı ve devamındaki yol çok ilerlerde ana cadde ile birleşirdi. İnsanlar buradan, Taşlıbel, Çombuz, haflı, Cevizlioğlu, Kızıltepe, çakmaklık gibi mevkilere giderlerdi. Bu yüzden yolda eşek ve at arabası sıklıkla görünürdü.
Bu günkü Endüstri Meslek Lisesinin doğusunda yerleşke olmadığı gibi genelde harap bağ ve tarlalardan oluşurmuş. İçki içenlerin bu mevkii seçmeleri de bu arazilerin değerini azaltıyormuş. İçki özlerde de içilirmiş. Belediye bu işe bir düzen getirmek için Gazhane caddesine “Deli damı” dedikleri bir mekân yapmış ki, hem onlar özgür olsun hem de bu insanları kontrol altında tutma kolaylığını kullanmak istemiş ola bilir.
Borus Çayı Nevşehir’i bir baştan bir başa böler gider. Borus çayının geçtiği yere “Sahil” Denirdi. Çayın etrafları mazgal dökülmüş gibi toprak ve atıklarla kaplıydı. Sel, geleceği vakit çayın üzerinde hışır taneleri görülürdü. Meyil farkı olduğu için çok kum ve çakılda taşırdı. Bu durum bize vadinin nasıl oluştuğu hakkında bilgide sunmaktadır.
Gelelim Borus Çayının adının nereden geldiğine… Eski Kayseri caddesine yakın, iç akarın yanlarında bir değirmen bulunurmuş. Değirmenin sahibinin adı Boris imiş. Boris Bulgarcada Leopar anlamında kullanılırmış. O adama izafeten çayın adı Borus olarak anılır olmuş. Oysa yöremizdeki yabancı isimlerin anlamları için toplantıda düzenlenmişti. Bu toplantıda konu isimler olduğunda mantıksal akıl yürütmenin hiçbir işe yaramadığını gördüm. Çayın Latince adı Morus geçen dut ağacından gelebileceğini söylemiştim. Bu gibi isimlerin günümüzde bazılarının bulunmasının yanında bilinmeyenlerinde olduğunu kabul ederiz.
Borus Çayı üzerinde üç adet köprü bulunmaktaydı. Eski Kayseri Caddesinde, sahilde ve bu günkü Spor İl Müdürlüğü yakınlarındaki köprü… Bu köprüden yukarda da bahsettiğimiz gibi bağlara çalışmaya gidenler ana caddeye çıkmadan bu yoldan giderlerdi. Çayın yukarılarında atlangaçlar bulunurdu. Çay sakinken üzerinden yürüyerek de geçile bilirdi.
Sonradan çay kapalı kanala alındı. Bu konu ile ilgili birkaç makalemde olmuştu. Kanal yapılırken içinde en az küçük bir traktörün çalışa bilecek şekilde yapılması, uygun yerlerde emniyetli havalandırma bacalarının olması, kanalın giriş ve çıkışların emniyet açısından sorunsuz olmasının sağlanması gerektiğini yazmıştım. Kanalda oluşa bilecek risklerden de bahsetmek isterim. Çayın debisinin yüksek olduğunu, selle beraber taş toprak, ağaç gövdesi, moloz gibi cisimleri sürükleyip getirdiğini belirtmek isterim. Sel esnasında bu kanal her an tıkana bilme riski taşımaktadır. Selin potansiyele yakını kanalın önünde birikip tehdit oluşturacaktır. Durumu yerinde görmek için Eski Kayseri caddesinin altından kanala girmiştim. Ağır bir küf kokusu beni karşıladı. Çürüyecek olan malzemelerin hepsi çürümekteydi. Virüs bakteri gibi varlıklara fauna oluşturmakta olduğunu anlamak hiç de zor değildi. Kanalın ilerlerine bakıldığında karşımızda korku tüneli gibi duruyordu. Başka bir risk taşıyan özelliği ise fare gibi zararlıların çok çabuk üreyip memleketin başına bela olması riskiydi. Polisiye suçlar ve muhtemel terörü önlemek için giriş ve çıkışların gözetim altında olmasını da önermiştim. Risk binde bir olsa bile risktir.
Kanal kapatıldıktan sonra o bölge daha da gelişmiştir. Borus Çayının üzerine Necdet Ersan parkı yapıldı, Kız Meslek Lisesi, Spor il müdürlüğü arazileri gelişti. Bölgede yapılaşma sayesinde Şehrimizin en güzel noktalarından biri haline gelmiştir.
Nevşehir’in en ünlü lokantaları sahilde idi. Nevşehir’e ünlü biri geldiğinde mutlaka bu lokantalarda ağırlarlardı. Necip Fazıl Kısakürek i bu lokantada görmüştüm.
Nevşehir dar bir alana sıkışmış kalmıştı. Küçük dağ mevkiine 350 Evler, Bu günkü 2000 Evler mevkiine ise 1500 Evler yapılması için yerel yönetim çalışıyordu. 350 Evler yapılmazdan evvel küçük Dağda iki üç ev vardı. Sonra araç çok azdı. Sanırım bu böyle devam eder diye günlük plan dâhilinde, yolları oldukça dar yapmışlardı. Günümüzde bu yanlışın ceremeleri çekilmektedir.
Aynı sorun Hükümet Caddesinde çekilmişti. Zira her gelen başkanın en büyük baş ağrısı bu yolun darlığı yüzünden olmuştu. Günümüzde bu sorun daha sarmal bir hale gelmesinin nedeni gayrimenkulün her geçen gün ederlerinin artmasıdır. Oysa geçmiş dönemlerde; Keçeciler Caddesi ile Ada Mahalleyi de içine alan yolun genişletmesi belediye meclisinde konu olmuş, muhalefetin; “Uçak mı indireceksiniz.” Tartışmalarından sonra vaz geçilmiş. Burada eski hükümet binasının konumuna bakmak gerekir. Binaları yaparken yoldan daha içeriye çekilmesi ister istemez merkeze bir rahatlık getirmişti. Rahmetli Şükrü Süer başkan, gerçekten ileri görüşlü, fen fikir bir insanmış.
Belediye yolu genişletme hususunda yukarıda bahsettiğimiz çalışmalarını başlatsa idi adı geçen caddede bina bile yok denecek kadar azmış. Efendim, treni getirmeye çalışırlar, karşı çıkılır. Üniversite yapılmaya çalışılır, karşı çıkılır. Nevşehir için hayati önemi olan cadde genişletilmeye çalışılır, karşı çıkılır. Merak ediyorum, şimdiki üniversitemiz yapılırken bazı vatandaşlar çok mu meşguldü de Ankara da biz üniversite istemezüz demediler. Gerçekten merak ediyorum.
Kale mahallesinde evler yıkılırken keşke aynı hassasiyet gösterile bilselerdi. Önce enine boyuna araştırmalar yapılıp daha bilinçli bir şekilde evler yıkılsaydı. Zahir yer altı dokusunu bilen vatandaşlarımız da az değildi. Sonra üzerindeki yapıda korunma imkânına kavuşur, farklı zamanların tarihi dokuları aynı mekânda arzı endam ederdi. Emin olun sonuç şimdikinden daha enteresan olurdu. Bilmem kaç bin yıl aynı mekânda var olma gibi bir yapıya sahipti. Çıkan taşlar telef edilmeseydi, zira tekrar kullanma imkânı vardı. Daha güzel bir Nevşehir için değmezimiydi…
2000 Evler Mahallesi yapılmış, aradan belli bir zaman geçmişti. Parkın hemen yakınında bir evde konuktuk. Ev sahibi bana ana kirişe bir dübel takmam için delik delmemi istemişti. Bende matkabı, elmas uçları, dübeli ve vidayı alıp geleyim işim 5 dakika sürmez demiştim. Birkaç gün sonra o dostum. Matkaba ve uğraşıya gerek kalmadı dedi. Kontrol kalemiyle ana kirişe deliği deldiğini söyledi. Ağabey ciddi misin? Evet, bende şaşırdım. Dedi. Bende o evden hemen çıkılması gerektiğini söylemiştim. Dostumla aynı fikirdeymişiz. Efendim o evlerde yüzlerce can yaşıyor. Hele ki, yöremizde pek deprem olmuyor. Üstelik 2000 Evler Mahallesi toprak kalitesi bakımından en kıymetli bölgelerimizden biri idi. Zira üzüm bağları vardı. Merkez ilçenin toprak kalitesi bakımından en kıymetli bölgesi ise bu gün Güzelyurt Mahallesi dediğimiz bölgedir. Üstüne üstlük bu bölgede su bile var. Nerden biliyorsun diyecekseniz efendim toprağın kalitensin olduğun haritada gördüm. Günümüzde orada yerleşim bölgesidir. Güzelyurt mahallesinin, koca çayın tarihi sürecini de anlatı vereyim. Namı değer “Taşlıbel” olarak anılır. Toprağı latif ve nemli, yarıya yakın arazilerde kavaklıklar hâkimdi. Çocukluğumda bu bölge Nevşehir çöplüğü olarak değerlendirildi. Efendim, 5-6 Metreden su çıkmaktadır. Buraya çöplüğü getiren zihniyet de bunu biliyordu. Demek ki o zaman su kıymetli değilmiş. Yüce yaradan kullarına Lütfi kerem sunduğunda, kullara düşen şükredip, Lütfi keremin kıymetini bilip, sahip çıkıp korumaktır. Yüz çevirirsen o nimeti bir daha çok zor buluyorsun. Taşlıbelde ki suyun kaynağı güneyinde bulunan dağlardan süzülen sular olduğunu anlamak zor değildir. Neyse zamanla çöplük Karatepe mevkiindeki şıkşıkı bayırına taşındı. Hikmeti ilahi orada da taban suyu varmış.
Güzelyurt mahallesinde ilk yerleşimler “Taşlıbel” mezarlığı civarında başladı. Yerleşkenin adı orada ikamet edenlerce İslam Mahallesi, Müslüman Mahallesi olarak anılmaya başlamıştı. Haklı olarak Nevşehir halkından bayağı tepki gördüler. Mahallenin adı günümüzde Güzelyurt Mahallesi ismi bu süreçlerden geçmişti. Taban suyu günümüzde sulama tankerlerine su tedarik için kullanılmaktadır.
Biz yine konumuza dönelim. İş Bankasının olduğu yer zamanında hanmış. Banka binası yenilenirken temelinde hana ait kalıntıları görmüştüm. Biraz dikkatli bakınca şişman, kravatlı ceketli, sinirli bir adam çalışanlara kızdı. Temelde görünen han kalıntıların bezle örttürdü. Döndü bir de bana baktı. Hanları yazdığım araştırma makalemde oradan da bahsetmiştim.
Göreme Oteli ve arkasındaki arazi parçası bir zamanlar pazardı. Pazar olmazdan öncede kabristandı. Hem de eski Pazar yerine kadar uzanmaktaydı. Bir temel kazısı sırasında onlarca insan kafatası çıkmıştı.
Bu meydanın hemen üstündeki bina yıllarca adliye olarak kullanılmıştı. Ondan öncede Halk eviymiş. Tiyatrolar, müzik gösterileri ve dahi başka etkinlikler… Anlatırlar da, insanlarımız bu etkinliklere giderken en güzel urbalarını giyer, eğlendikleri gibi hayatlarına ufak bir renk katarlarmış.
Sosyalleşme bununla kalmaz, Belediyenin yanında kavaklı gazino vardı. Dışarıdan ozanlar geldiğinde, yöresel ozanlara da haberler verilirdi. Koşmalar, güzellemeler ve dahi bütün hünerler sergilenirdi. Dinlemeye gelenler çok güzel akşamlar geçirirdi. Ayrıca yaz akşamlarında; Çiçek balkonları, kamelyalar, teraslar, evlerin düven haneleri sohbetlere doyardı. Bayanların mevzuları ayrı erkeklerin mevzuları ayrı olsa da neşe ve sohbet her yere hâkimdi. Akşamlara ayrı bir neşe katardı. Bazı zamanlar Nevşehir’e sirkler de gelirdi. Günümüzde böyle eğlencelerle karşılaşmak nadirdir. Nadirdir de, komşunla tanışmıyorsan tanışı verirsin olmaz mı? Hayat hızlı diyeceksiniz, bak orada haklısınız. Eski düzen Ecdat komşusu esasına göre olurdu. Yerine göre akraba ile aynı ya da daha kıymetli olduğu söylenirdi.
Caddelerin isimleri üzerinde de duralım. Belediye caddesinden, kasapların oraya çıkan tali caddenin adı Keçeciler caddesidir. Sarraflar çarşısı vardı, ayakkabıcılar çarşısı vardı günümüzde tüm bu çarşılarda muhtelif esnaflar bulunmaktadır. Oto galeriler günümüzde varlığını sürdürmektedir. Aktarlar dükkânlarının sayısı az olsa da hepsi tanınmış esnaflardı. Hacı Memiş Filikçi, Ahmet Özyılmaz ve oğlu Hacı Süleyman Özyılmaz ın Nevşehir’deki en eski işletme olduğunu Üniversitede bir hoca söylemişti. Sonra Kemik kıranlar vardı. Ömer Şayakdiken vardı. Ambarcılık yaptığım için esnafı daha yakından tanıma imkânı olmuştu. Bu esnafların hepsi ehli güven kimselerdi.
Yeri gelmişken emeklilikten, hayat sigortasından, aile istihdamından da kısacık bahsedelim. Aile yapısı ataerkildi, dükkân çalışırdı. Baba çocukları yetiştirir, belli bir yaşa getirirken, kendi de belli bir yaşa geldiğinde dükkâna keyfe keder uğrar, arkadaşlarıyla sohbete, bağa veya eve dönermiş. Örneğin Ata dedem dükkânına eşeği ile gider gelirmiş. Aile nüfusu; Gelinler, kızlar ve çocuklar annenin veya babaannenin önderliğinde ayrı bir işletme gibi çalışırlardı. Bağlara ve özlere bakılırdı. Varsa tarlalar ekilirdi. Bu aile için “Kayıt kaman” demekti. Aynı zamanda aileye gelir demekti. Üzüm ve buğday ailenin en önemli kışlık kayıtlarını karşılardı. Bağlardan gelen odunlar ve çubuklar yakacak demekti. Güz geldiğinde etlik de yaparlardı. Bu ailenin yani başka bir deyişle o kadar horantanın hemen hemen hiç masraf yapmadan yılı geçirmesi demekti. Diğer işleri etkinlik ve ailenin devam eden varlığını korumaktı. Ataerkil ailenin avantajlarından bazıları bunlardı. Ailenin hiçbir ferdi işsizim demezdi. Yalnızım demezdi. Çocuğa bakıcı tutulmazdı. Evim yoktu da demezdi. Para konusu sıkıntılı olsa da hayat bir yolunu bulup en güzel bir şekilde akıyordu. Etrafa saygılı olursan, saygı görürdün ve adın ağa veya efendi olarak anılırdı. Tarihi bir özelliktir ki, erkekleri ağa veya efendi edende eşleriydi. Zira insan o zamanlar gerçekten kıymetliymiş.
2014 YILI SATRANÇ TURNUVASI HATIRA FOTOĞRAFLAR




CİVAR ÇEKİMLERDEN ÖRNEKLER

Cin saçı-Çastuca asalak bir bitkidir. Küçük Dağ mevkii. Bu köksüz bitki musallat olduğu bitkiyi yok eder. Özellikle üzüm bağlarına musallat olursa devamlı temizlenmesi gerekir. Bu bitki boğaların cinselliğini artırmak için boğalara yedirilirmiş.

Zemi Vadisinde bırakılmış bir motosiklet.

Yaşlı bir söğüdün gövdesi

Doğanın kendi işlediği kayalar. En sağdaki kayada oluşan çatlak kaya parçasının yıkılmasının yakın olduğunu söylemektedir. Zira bu çatlakları patlatan unsur kışları oluşan buz kamalarıdır. Çatlağa dolan suyun donup genleşmesiyle oluşur,

Vadiyi beraber gezdiğimiz dostlarmız.