PSİKOLOJİK GÖZLEM
En yakındaki AVM bize 40 dakika kadar uzakta.
Durakta otobüs bekledim. Hava soğuk. Sanırım sıfır altı 15 gibi.
İki otobüs geldi geçti. Durakta yaşlılar varsa durmak yok. İzliyorum, yüzlerinde sinsi bir gülüş, önemsemez tavırlı sürücüler...Sanki onlar yaşlanmayacaklar.
Otobüs kartımı yukarda tutup, kaldırımdan yola inerek bir otobüsü durdurmayı başardım. Benle birlikte üç yaşlı daha bindi. Soğukta beklemek zor.
Otobüste oturacak yerler var. Bu iyi. Yüksekçe bir koltuğa oturdum. Yolcuları izliyorum. Gülümseyen, söyleşen tek bir insan yok. Ne erkek, ne kadın, ne çocuk.Genç yok.
Herkes düşünceli, asık suratlı, kaşlar çatık. Bir soru sorsan, eminim, ters bir yanıt verirler.
Telefonlarıyla ilgilenenler var. Kimse pencereden dışarıya bakmıyor. Zaten, otobüsün camları kaç gündür temizlenmemiş ki, dışarısı bulanık görülüyor, insanın gözü ağrıyor.
İnsanlar neden bu durumda ?
Yanıt hazır...Kimse rahat yaşayamıyor. Geçim zor... İyi beslenemeyen insan nasıl mutlu olsun ? Gıda maddeleri olağanüstü pahalı. Bugün aldığın bir madde düne göre pahalı; yarına göre ucuz. Nüfus artıyor. İnsanlar sağlıklı konutlarda yaşayamıyor. Kimse geleceğini güvencede görmüyor. Kırlarda köylü kalmıyor; üretim azlığı da pahalılığın bir nedeni.
Karikatürcüleri izleyenler bilir. Bu sıkıntılı, zor yaşayan insanları en iyi Zeki Beyner, Mıstık, Nehar Tüblek gibi çizgi ustası sanatçılar sergilerdi dergilerde, gazetelerde.
Ürpertici bir sözcük ama, insan yüzleri ''ölük''...
Yirmili yaşın başında olmalı, bir hatun, belki iki, üç aylık erkek bebeğini öpüyor, seviyor, göğsüne bastırıyor,kokluyor, havaya kaldırıyor. Otobüsün tek mutlu insanı o şu anda. Bebek uyumak üzere olsa da, gülümsemeyi beceriyor. Zaman zaman gözlerini açıp anasını daha da mutlu ediyor.
Yanındaki adam kocası olmalı.Ne kadınla ilgileniyor, ne bebekle...
İkisinin arasında 5-6 yaşlarında bir kız çocuğu var. Babasına soru soruyor, adam ters ters bakıyor. Anasına soru soruyor, o da yeni doğmuş bebeğini sevmekle meşgul.
Çocuk anasının babasının dikkatini çekmek için çizmeli ayağıyla onların bacaklarına vurmağa başlıyor. Yine aldırmıyorlar. Çocuk ağlıyor. Otobüsün içinde yalnız onun ağlama sesi var. Ana baba susturmağa bile çalışmıyorlar çocuklarını.
Kız çocuğunun duygularını anlıyorum bakarken : '' Kardeşim oğlan ya. Benim hiç önemim kalmadı. Artık beni sevmiyorsunuz. ''
Çocuk, dayamamadı bebeğin suratına da vurdu. İşte o anda hem anne, hem baba çocuğu aralarına alıp yumruklamağa başladılar. Çocuk ağlamasına bebeğin ince, tiz sesi de karışıyor şimdi.
Kimse karışmıyor. Önlemeğe çalışan yok. Ana, baba hırslarını aldılar. Nefes nefese kaldılar. Alı al, moru mor. Çocuk burnunu çeke çeke ağlamasını sürdürüyor.
Biliyorum, '' Yahu, ayıp olmuyor mu, küçücük çocuğa bu ne şiddet ! '' deseniz. Yanıt '' Sana ne ! '' olur.
Gözlerim yaşardı. Çocuğun mutsuzluğu içimi acıttı. Ne yapılabilir ?
İlk çocuk olmak mutluluktur. Ailenin ilk gözağrısı. Hem de mutsuzluktur. İkinci çocuk doğunca birçok ailede ilgi ikincide yoğunlaşır. Gerekçe hazır : '' İlk çocuk kurtardı kendini, yeni doğan ise ilgi bekler. ''
Nasıl kurtardı kendini ! Onun gereksinimi yok mu sevilmeğe, ilgiye...Bir iki güzel söz, bir kucaklama, bir öpüş. Küçük bir armağan...O denli zor mu ?
Otobüste izlediğim o ana babanın eğitim durumunu az çok tahmin edebiliyorum. Belki Silvan'dan göçüp geldiler, belki Bismil'den. İyi biliyorum, kadına, ilkokul eğitimi bile verememişiz. Okuma yazma öğretmemişiz. Baba da sanayi sitesinde usta olmalı. O ilkokulu bitirmiş olabilir. 5 yıl okumuş olsa, nedir ki ? Toplasan köy okulunda 5 yılı, toplam 2 yıl etmez.
Otobüs AVM önünde durdu. Gazetemi almak için indim. Yüreğimde bir sızı, sıkıntı...
Dört kişilik aile geçti gitti...
.......................................
31 Ocak 1968 günü televizyon yayını başlamıştı. Ankara'da birkaç pastane tv aygıtı-alıcısı sahibiydi. Yayın başlamadan bir saat önce gidip oturmuştuk arkadaşlarla. Ne denli iyimserdik. Tv sayesinde okuma yazma öğretemediğimiz kırsal bölgelerimizin insanları da eğitim olanaklarına kavuşacaklar...Herkes tv'den bir meslek öğrenip para kazanabilecek. İnsanlar arasında dayanışma güçlenecek, kavgalar olmayacak. Herkes iyi geçinecek. Tv'den öğrendiklerini uygulayan halkımız iyi beslenecek, hijyenin önemini anlayacak, salgın hastalıklar yayılmayacak...En etkili kimseler, bilim adamları her konuda konuşmalarla halkı aydınlatacaklar...Özellikle davranış bilimlerinin popüler anlatımıyla herkes '' alaylı ruhbilimci'' olabilecek.
57 yıl geçmiş...Otobüsteki ana baba , sanıyorum, evlerinde bir tv alıcısına sahiptir. Ne öğreniyorlar? Dizileri mi izliyorlar ? En çok müzik programlarını mı seyrediyorlar ?
Yanıt veremiyorum. Özümü inandıramıyorum. Hava soğuk olsa da, ter basıyor...
-------------------------
31 Ocak 2026, Diyarbakır