SÖMÜRÜ DÜZENİ

Hangi yıldı ?

Türkiye toplam nüfusunun 50 milyon olduğu ...

Basında yer almıştı: 50 milyonun 40 milyonu birbiriyle mahkemelik.

Ol nedenle tüm özel, vakıf üniversiteleri hukuk fakültesi açıyordu.

Dağ taş avukat dolu...

40 yıl önce dava vekillerinin gördüğü işi avukatlar üstlenmiş durumda.

Rekabet var, kıyasıya…

‘’ Ben İstanbul Hukuk mezunuyım. O Erzincan BYÜ Hukuk mezunu. Biz aynı mıyız ? ‘’

Ömür boyu adliye yapılarının önünden içim ürpererek geçmişimdir.

Avukatlarla da bağlantım, ilişkim olmamıştı.

Uyduruk, şaibeli bir arsa-yapı kooperatifiyle başım dertteydi.

Sömürülmüştüm...Kandırılmıştım...Aldatılmıştım...Özüme çok kızıyordum.

Pek zoruma gidiyordu.

Sen yıllar yıllar yıllar boyunca düzenli aidat öde, sonra adi bir suçlu gibi kovul...

İlçemizde bir avukatla konuştum. Geçmişte bir dönem mebusluğunu bilirim..

'' Kaç TL talep edelim ? ''

'' 6 milyon TL. ''

'' Çık, çık, çık...6 milyonun lafı mı olur yahu! 16 milyon diyelim. ''

'' İyi de ona göre yatırılacak para da yükselir, öyle değil mi ? ''

'' Evet, yatıracaksın. Mahkemenin istediği meblağ ne tutarsa ! ''

'' Kazanma şansımız var mı ? ''

'' Yüzde yüzbir. ''

Zaten ucuca yaşıyoruz. Çocuklarımız kendi kanatlarıyla uçuyor. Ben banka emeklisiyim. Hanım İnhisarlar İdaresinden emekli. Aldığımız para boğazımıza ancak yetiyor. Birikim, şu bu yok. Yaşadığımız bu sahil kasabasını turistik ilan edenlerin Allah belasını versin. Birkaç otel para kazanıyor, o kadar. Biz eziliyoruz. Otelde kalanların cüzdanları paund, dolar, avro dolu…Ya biz !

Çok öfkeliyim, çok.

Noterden avukat vekaleti ücreti...

İnsanın başına gelmeyince bilmezmiş.

Az para gider sanırdım, yıkım...

Mahkeme masrafları da önceden ödeniyor. Adalet Bakanlığı sağlamcı...

Sonra oturduk, bürosunda avukatın, bir sözleşme imzaladık.

Davayı kazanmamız halinde 6 milyon TL'yi ona vereceğim.

Ankara'ya gitti avukatımız.

Adres belli. Fakat kooperatif tasfiye halinde. Büro kapalıymış.

Otobüs, Ankara'da lüks otelde kalmış, yeme-içme, dönüş...

Bir hesap çıkardı ki, ben bitmişim.

Yahu, nasıl bir belanın içine düştük biz.

Duruşmalara ben katılmıyorum. Avukata vekalet vermişim ya, boru mu bu ?

Güya izliyor o Ankara'da mahkemeyi.

Bir ay sonra yine gitti bizimki. Bulmuş bu kez büroyu. Kayıtlardan adımı, üyelik no'sunu çıkarmış. Duruşmada karşı taraftan kimse yokmuş. Mahkeme 2 ay sonraya ertelenmiş.

'' Yazılı olmayan kurallar vardır. Sözleşmede olmasa da, bana aylık belli bir ödeme yapacaksın. ''

'' Yahu, harcırah, şu bu veriyorum, daha ne ? ''

'' Yetmez. Kaliteli, rafine hayat yaşamazsam avukat oluşun prestiji nerde kalır ? ''

Ne kadar istiyor? Utanma, çekinme yok. Söylüyor. Beni bir ter basıyor. Benim aylığım artı hanımın aylığı, ikisini topla, yarı daha ekle.

'' Sen bizim ne durumda olduğumuzu bilmiyorsun avukat efendi, ''

Sırıtıyor.

Kendisinin lüks arabası, hanımının bir alt kademeden lüks jeepi, kasaba içinde dupleks apartman dairesi, plaj yakınında villası...Yılda bir ay, adli tatil sürecinde Japonya, Küba gezisi...Bunca masrafı sanki tek başıma ben karşılayacağım.

Kabul etmedim.

'' Ödeme yapmazsan duruşmalara katılmam, davayı kazanmak da mümkün olmaz. ''

Sahtekar kooperatifçiler her şeyi hazırlamışlar. Yönetmeliklere, mevzuata aykırılık yokmuş üyeliğimin düşürülmesinde. Yıllar yıllar yıllar boyunca ödediğim aidata çökmüşler.

Bana göre ‘’gasp suçu ‘’ bu…

Bana göre ‘’ nitelikli dolandırıcılık ‘’ suçu bu.

İyi de ‘’hukuka göre’’ ne !

Ve aylar sonra, müjdeyi telefonla verdi avukatım : Davayı kaybetmişiz.

Karşı tarafın masraflarını da ödemeğe başladım.

Ne umduk, ne bulduk ?

Avukatıma da öde öde öde...Canım çıktı. Hanımın bileziklerini bozdurduk. Ben bu avukatın düğününü bilirim. Karısı çöp gibiydi. Bencileyin müvekkillerin paralarıyla etlendi, semirdi. İkisi de kilolu…

Efkarlı efkarlı oturup deniz kıyısında bir taşın üzerinde, dalgaların devinimine, gökyüzünde bulutların ileri geri gidip gelmelerine bakıyordum. İçimde tarif edemeyeceğim bir bunaltı var. Bir bungunluk…Aklımı mı yitiriyorum ne !

Bir otomobil durdu yanımda. Villasına gidiyor anlaşılan. Yanında cillop gibi sekreteri genç kız...

'' Ne o ağa ! Dalmışssın. Selamı sabahı kestin. Ödemeler de birikti , ortalıkta yoksun. ''

'' Ulan canımı mı alacaksın. Davayı da kaybettik. Daha ne umuyorsun, benim gibi bir emekliyi sömürdün, yetmedi mi ? Ailemi de bitirdin, doymadın mı ? ''

Bağırdım , gözlerimin kanlandığını hissettim. Burnum ha kanadı, ha kanayacak.

Geriledi bu. Üzerine yürüdüm. Öfkemden korkmuş olmalı...

O anda anımsadım. Bunlar böyle...Davayı kaybettik ; tamam. Ömrümün sonuna kadar seni beslemeğe mecbur muyum ?

Mebusluk yaptı ya...Emekli aylığı var ordan, alışmış.

----------------------------

23 Mart 2026