TARIM  BİLGİSİ'NDEN AZ DAHA SINIFTA KALIYORDUM
''  Rasim, biz köyde yumurtayı ağaçtan toplarız.''
''Evet...''
'' Hüsnü, biz pancarı da ağaçtan alırız.''
'' Evet.''
'' Aziz, biz balı kümesten çıkarırız.''
Nevşehir Muhtelif Gayeli Ortaokul 2. sınıf öğrencisiyiz. Valilikte görevli çok sayıda müdürün çocuğu bizim sınıfta. Köyle ilgili anlattığımız her şeye , her şakaya inanıyorlar. Deniyoruz, hiç itirazları yok. Öylesine gerçek dünya ile ilgileri kopuk. Peki, nasıl bitirmişler ilkokulu...Babaları müdür , vali muavini, yargıç ya...
Tarım Bilgisi dersimiz var. İlkokuldan Esat Taşçı adlı bir öğretmen giriyor. Nevşehirli arkadaşlardan kimileri onun öğrencisi imiş. Tanıyorlar. Ders kitabımızı satır satır bize okutuyor. Çocuk bilgimizle birşey öğrenemediğimizin ayırdındayız. Kendi aramızda eleştiriyoruz da Onu. Nevşehirli arkadaşlar da savunuyorlar ilkokuldaki öğretmenlerini.
Şeker pancarı konusu işleniyor. Yine aynı. Kitaptan satır satır okunuyor. Bıkkınlık...Dersin sonuna doğru Durmuş adlı bir arkadaş gülerek bir soru sordu.
'' Hocam, şeker pancarı renkli olduğu halde, neden çay şekeri bimbiyaz ?''
Hoca, yüzünde geniş bir gülümseme, sorunun kolaylığı karşısında memnun, açıkladı:
'' Oğlum, fabrikada makinası var, onun rengini yokediyor, beyazlaştırıyor.''
Biz köylü çocuklar birbirimizin yüzüne baktık. Cesaret edemedik söze girmeğe. Fakat komşu Kızılcin (Özyayla) köyünden Alaaddin Sırakaya ayağa kalktı.
'' Hocam şeker pancarı ak olur. Biz kırmızı olana eşek pancarı deriz.''
Derin tarım bilgisiyle bize ders veren hoca apal oldu. Dehşetli sinirlendi.
'' Otur lan yerine. Hökela herif. Pancarın çeşitlerini senden mi öğreneceğim. Senin numaran kaç bakiim ! ''
....................
Mayıs ayı ortaları. Dersler tavsıyor. Demek, önemsediğim bir ders değil ki, Tarım notlarım düşük. Fakat, bütünlemeye kalacağımı düşünmüyorum.
Esat Bey dersliğe girdi. İri vücuduyla sandalyeyi gıcırdatarak oturdu.
'' Şimdi sınıfta kalacakların adlarını okuyorum. İtiraz kabul etmem.''
Çizelgede Alaaddin'in adı yanında benim adım da var. Birden, yüzümün apal olduğunu duyumsadım. Yumurtanın ağaçtan toplandığına inanan müdür çocukları geçiyordu da bu dersten, biz köylü çocukları kalıyorduk.
'' Beni sözlüye kaldırın!'' dedim.
Duymazlıktan geldi.
'' Ben kurtarmak istiyorum,'' dedim.
'' Geçti artık,'' dedi.
'' En son ceviz konusu kaldı işlenmedik. Gelecek hafta bugün, ben o konuyu anlatmak istiyorum,'' dedim.
Suratını buruşturdu. Diger  öğrencilerin üzerinde gezdirdi bakışlarını.
İstemeye istemeye '' Peki, çalış bakalım,''dedi.'' Fakat birşey değişmez. Notların düşük.''
Özüme güveniyordum.
Bir hafta diger bütün dersleri bırakıp yalnız cevize çalıştım. Karaağaç yöresindeki bahçelerde ceviz ağaçları vardı. Bilmediğimiz bir ağaç değildi. Hangi toprağı ister, su durumu, hangi iklimde iyi yetişir, ürün hasadı nasıl yapılır? Kendi ders kitabımız dışında lisede okuyan bir tanıdıktan da eski tarihli bir kitap  aldım. Yetmedi; Damat İbrahim Paşa Kütüphanesi'nde Ceviz Yetiştirilmesi adlı ince bir kitap -broşür- buldum. Ondan da yararlandım. Bütün bilgilerin dökümünü yaptım, harita metod defterime tek tek yazdım.
Okulda derslerin bitmesine bir hafta kalmıştı. Sıcak bir gün. Bahçedeki çeşmede yüzümü yıkayıp serinledim. Sakin olmağa çalışıyordum. Esat Bey derse girdi, isteksiz. Unutmuş benim anlatacağım konuyu. Ayağa kalktım, söyledim. Bir an kararsız kaldı. Sonra istemeye istemeye kabul etti. Geçtim tahtaya. Önceden denemesini yapmıştım. 40 dakika içinde, can havliyle anlattım. Büyük tarımcı hoca dinliyor mu, dinlemiyor mu, belli değil. Sanki uyukluyor gibi...
Bitti ceviz konusu. Kürsüden  öğrencilere seslendi Esat Bey:
'' Ne dersiniz, arkadaşınız geçsin mi bu dersten ?''
Arkadaşlaın büyük çoğunluğu '' Geçsiiiin,! '' diye karşılık verdi.
O anda, şeker pancarı rengi ile ilgili soru soran Durmuş arkadaşla gözgöze geldik. Hoşnutsuz bir anlatım yüzünde; anladım ki , benim bu dersten kalmamı istiyor...
Tam o sırada zil çaldı. Hoca sınıftan çıkıp gitti.
Salih Çavuşoğlu iyi arkadaşım. '' Emrullah, aferin sana, sanki öğretmenmişsin gibi ders anlattın, amma terin suyun içinde kaldın,'' dedi.'' Mendilini çıkar da sil yüzünü.''
Biz kurtardık, bütünlemeye kalmadık Tarım Dersinden.
Alaaddin gibi 'hökela' bir köylü çocuk tarım konularını bilemediğinden sınıfta kaldı.
..................................  12 Kasım 1971. Nevşehir