DOĞANIN, YOK OLMAMAK İÇİN VERDİĞİ KENDİ MÜCADELESİ
Otsu bitkilerin yaşaması için toprakla havanın birleşim yerini yani toprağın en üstünün sıcaklığı çok önemlidir. Bu gözlemi de 55-60 C yi bulan yüzey sıcaklığını Temmuz ayında ölçmüştüm. Bu sayede bozkır bitkilerinin yaşam mücadelelerini daha iyi anlama imkânı bulmuştum. Birçok bitkinin bu sıcaklıklar gelmeden Haziran 15 tohumlarını üretip, kuruyup gitme yoluna dönmüşler. Tahıllarda da durum aynıdır. Bu bitkilerin yanında su biriktiren, suyun eczasını koylaştırarak Haziranın 15’inden sonra da yaşama tutuna bilen bitkiler vardır. Acı Marul (Lactuca serriola), Sarıçiçekli hava civa otu (Alkanna orintalis) , Geven (Astragalus sp.) gibi bitkiler yağmur zamanlarında bünyesine aldıkları suyu çeşitli aromalar da katarak kıvamını koyulaştırırlar. Suyun olmadığı aylarda bünyesindeki suyu kullanırlar. Aynı zamanda kendilerini ot obur hayvanlardan da korumuş oluyorlar. Biz insanoğlu ise bitkilerin bu özelliklerinden de yararlanmayı bilmişiz. Sütleğenin (Euphorbia arvensis) sütünden nasır ilacı yapmışız. Gevenin öz suyundan kitre yapmışız, Kangal dikeninden kengel sakızı yapmışız. Tabi bu örnekleri çoğalta biliriz.
Birçok ağaç aynı brom bitkisindeki önekte olduğu gibi toprağı dönüştürerek taban toprağını zenginleştirmektedir. Meşe ağacı, iğde ağacı hatta alıçlar bunların en güzel örneklerini temsil ederler. Bu ağaçların toprak üretmekte ayrı ayrı özellikleri vardır. Bu güçler karşısında direnen en büyük güç insanoğlunun bilgisizliği ve inadıdır.
DOĞAYI DAHA DÜZENLİ HALE GETİRMEK İÇİN YAPILA BİLECEK BİREYSEL FAALİYETLER.
Bir karganın bir insanoğlundan daha çok ceviz ağacı yetiştirdiğini biliyor musunuz? Yabani fare türleri, yer sincapları gibi hayvanların meşe ağacının yetiştirilmesinde akıllara zarar katkı sağladıklarını hiç duydunuz mu? Üstelik yurdumun bazı yerlerinde ceviz ağacı dikmenin uğursuzluk olduğunu ve bu işin kargalar tarafından icra edilmesinin de mahsurun un olmadığını hem duydum hem de çeşitli makalelerde okumuştum. Bazı ağaç tohumları fidan ola bilmek için doğal ve özel süreçlere ihtiyaçları vardır. Ardıç ağacı tohumlarında olduğu gibi tohum baştan ardıç kuşunun namı değer sığırcığın sindirim sisteminden geçip tohumun ekilmeye hazır hale gelmesi fidan oluşturma ihtimalini % 90 ‘lara çıkartmaktadır. Bitki araştırma gezilerimin birinde dağın dulda tarafında yetişmiş ardıç ağacı gördüm. Çevre sıcaklığı güneşinde katkısıyla inanılmaz seviyelerdeydi. Ardıç ağacı yine yem yeşil bir şekilde canlılığını sergilemesi beni çok mutlu etmişti.
Bu yüzden hayvanların katkısı takdire şayandır. Çeşitli Çöp tenekelerinin yanına, evlerinde bayatlayan ekmekleri yemekleri atıyorlar. Buradan beslenen kuşların hazırcılığına ve tembelliğine neden oluyorlar. Yemek artıkları civarda mikrop üremisine, sokak peyzajının bozulmasına neden olması da çabası oluyor. Adı geçen hayvanların bu becerileri unuttuklarını düşünün ne acı değil mi? İnsan içinde yaşayan öteki kuşlar da hazırcılığa alışıyorlar. Oysa beslenme dürtüsüyle civardaki zararlı böcekleri toplarlar. Bunların da başında keneler ve örümcek giller ve diğerleri gelmektedir. Bu konuda tarihi kayıtlardan söz etmek isterim. Konargöçer atalarımız konaklayacakları yeri muhafaza altına aldıktan sonra mekâna tavukları bırakırlarmış. Tavuklar da orada bulunan zararlı hayvanları temizlerlermiş. İnsanların korktuğu çekindiği tarantula örümceğini bir tavuğun evire çevire parçalayıp yediğini görmüştüm. Diyeceğim doğanın argümanlarının kullanılması, doğayı rahatsız edici işlerden ve faaliyetlerden uzak kalınmasıdır. Doğa ile mücadelede zaten fani olan insanın gücünün yetmeyeceği de bir gerçektir.
Bir belgeselde seyretmiştim. Roma İmparatorluğu Avrupa’yı gerçek anlamda sömürmüş ve bitirmişti. Ormanlarında ağaç bırakmamış, insanlar cahil ve korkak edilmişti. Kan bittiği için bu vampirlerde yıkılıp gitmişti. Onlardan zulüm elini manastırlar, kiliseler bir deyişle papazlar hazır tırs tırılmış halkı devralıp, zulümlerine devam ederlermiş. Bir gün veba denen hastalık bunları ziyaret etmiş. Bu yüzden Avrupa nüfusunun çok büyük bir kısmı yok olmuş. İsviçre’de dağ köyleri ıssız kalmıştı. Evcil hayvanlar vahşi doğaya dönmüş, kurtların popülasyonu artmış, öyle bir hale gelmiş ki, zamanında yok edilen ayılar dahi dağlarda görünür olmuşlar. Bu arada dağ ormanları gelişip çoğalmaya başlamıştı. TRT Belgeselinde bu günkü Alp ormanlarının temeli o zamanlarda atılmıştır. Denmiştir.
Leylak, Akçaağaç türleri, akasya, kral ağacı gibi çok tohum veren ağaçlar vardır. Bu tohumları Kızıl ırmağa atılması, ırmak boyunda birçok ağacın kendiliğinden yetişebileceği denenmiş bir gerçektir.
Tohumları, killi (Balçık) toplarda hazırlanmasıyla hatırı sayılır ağaçlandırma yapıla bilmektedir. İstediğimiz ağaç ve bitki tohumlarını balçıktan yapılan toplar içine biraz gübre ile karıştırılarak hazırlanır. Topların gölgede kuruması sağlanır. Bu yöntem ekim mevsimi de fark etmeksizin toprakla buluşturulur. Tohum toplarını gömeceğiniz yeri biraz daha derin deşip, en alta koli kartonu parçacıkları atmamız, bunun üzerine hemen çevreden bulduğumuz anız parçaları koyup üzerine de tohum topunu gömmemiz gerekir. Topun gömüldüğü yer biraz yüksek olmakla birlikte etrafı yağmur zamanlarında suyun az da olsa birikmesine fırsat verilmelidir. Aynı yöntemi kendi bahçenizde de deneme imkânı vardır. Yukarıda anlattığım gibi belli yerlere kıl biber ekmiştik sonuç hayrete şayandı. Ekleyeceğimiz ufak tefek tefferuatlar da, evde tüketilen sebze ve meyve artıklarından sirke elde edip gübre artıklarını bitkinin yakınına gömmek ve aynı sirkeyi suyla, mayayla karıştırıp sitillerin altına dökmektir. Bahçeye vereceğimiz doğal gübrenin ise fermantasyonu danaburnu, makas böceği bulunması muhtemel olan istenmeyen otların tohumlarını da yok edecektir. Bu uğraşıların önemi bir hobi olmasıdır. Vaktin güzel geçmesi hayatında güzel olmasına katkılar sunar.
Yöremizin turizm bölgesi olması doğa peyzajının önemini artırmaktadır. Pekiyi bireysel katkılarımız nasıl diye düşünürsek, vadi ve tepe gezilerinde habitat oluşturmuş bozkır bitkileriyle karşılaşırız. Gelincik, sarı kantaron, çörek otu, kapari ve dahi beğendiğimiz bitki ve çiçeklerin tohumlarından toplayıp, olmayan yerlere saçalamaktır. Bu aynı zamanda habitatı da geliştirir, çevre peyzajına katkıda bulunur, alanda olan bitki çeşitliliğini de zenginleştirir. Bizler bu geziler sırasında başka poşetlere insanların attığı yemek artıklarını, çöpleri ve özellikle çevreye zarar veren kullanılmış pilleri toplayıp, vardığımız yerleşkelerde çöpe atıyoruz.
Doğa zaten tohumlama ve bitkileri yayma görevini yapıyor. Her bitkinin kendine özgü yayılma gücü vardır. Özellikle hindiba türlerinin tohumları kanatçık lı olduğu için, tohumlarını kilometrelerce ilerlere yaymaktadır. Oldukça arıcı olan Adi engerek otu bünyesinde suyu biriktirme becerisi sayesinde neredeyse son baharın sonlarına kadar çiçek vermeye devam eder. Rüzgârlı güz günlerinde sapından kopan bu bitki rüzgârın önünde sürüklenerek büyükçe bir alana tohumlarını saçar. Bahar yıldızı gibi, kangal dikeni gibi bitkilerde tohumlarını aynı şekilde dağıtmaktadır. Pıtrak gibi bitkilerse çengelli dikenleri sayesinde bir canlıya tutunarak yayılmaya çalışırlar.
İnsanoğlu doğaya hizmet etmek isterse her şeyden baş onu kirletmemesi gerekmektedir. “Tek benle olur mu?” Derseniz, evet tek senle olur cevabınızı alacaksınız. Herkes evinin önünü temizlerse şehrin temiz olacağı bir gerçektir. Bu konuda size çocukluğumdaki Nevşehir’i anlatmak isterim. Evin erkeği sabah namazına camiye gittiğinde, evin annesi veya ninesi sokağı sulayıp süpürürlerdi. süpürürlermiş de komşunun kapısını da komşu süpürsün demezlerdi. Hangi komşu erken davranırsa o da sokağı süpürürmüş. Kimse kimseyi yüksünmezmiş. Sokak ise aile terbiyesini yoğun bir şekilde alan çocuklar zaten kirletmezdi. Sokaklarda yapı yapılmamış boş arsalar, küllük olarak geçerdi. Hayrete şayandır oralarda temizdi. Çocuklar genellikle oralarda oynayıp vakit geçirdikleri için temiz ve cam kırıklarından arî olmasına dikkat edilirdi.
ANIZ YAKMANIN ALTERNATİFLERİ
Anız yangınlarını önlemek hayati önem taşımaktadır. Günümüzde de anız yakmanın yasak olduğunu biliyoruz. Tahılın hasadından sonra kurumuş danelerden yerlere dökülenlerde oluyormuş. Göynük’lü bir arkadaşım söylemişti. “Emekli olduktan sonra köyümde hindi yetiştirmeyi düşünüyorum. Buğday hasatlarından sonra tarla sahibi ile anlaşıp, yetiştireceğim hindileri tarlalarda yayacağım. “ Geliri çeşitlendire bilecek bir iş gibi durmuyor mu? Tarla sahibi de hesapta bile olmayan ufak da olsa bir gelir elde eder, kim bilir başka insanların da bu işi yapmasını sağlar. Anız tarladayken tarla sürülürse, anız toprakla buluşur. Toprak için yararlı bir hale gelir.
Orman yangınlarına en büyük sebeplerden biri iğne yapraklı ağaçların reçineli kurumuş yapraklarının, dal ve kozalakların bu yangınları tahrik ettiği bilinmektedir. Oysa kurumuş yapraklar ve kozalaklar çok kıymetli gübrelere dönüşmektedir. Bu konuyu bilmeyen vatandaşlarımız gübreye onca para vermektedir. Ağaçların veya kurumuş yaprakların yoğun olduğu yerlere açılacak çukurlara kurumuş bitki artıkları tırmıklanmak suretiyle doldurulup üzeri tekrar toprakla örtüle bilir. Yağmur zamanlarında bu organik atıklar suyu bir sünger gibi çekip, yağmur olmayan aylarda toprağa tekrar salarak ağaçlara katkıda bulunurlar. Esas amaç ise yangına sebebiyet vere bilecek malzemeleri kaybetmek değil mi? Bu işleri yapacak insanlarımızı da kendi civarlarından istihdam edilmesi halkın da hoşuna gidecektir.
En kolay ve pratik sorun yerinde çözülen sorundur. Ayrıca bir sorun belki de bir faydaya da dönüşe bilme kabiliyeti vardır. İğne yapraklı ağaçların yaprakları ve kozalakları Kıymetli gübrelere dönüşe biliyor. Ayrıca sunta imalatında esas malzeme olarak da kullanıla biliyor. Eskiden Kayser’li sunta imalatçılarının saman toplamak üzere Nevşehir’e geldiklerini duymuştum.
Kozalaklarından tohumlar elde etmek, tohumları naylon torbalara (Tüpleme) ekmenin istihdamı artırdığı gibi, sektör ola bilme gücüne de sahiptir. Yetiştirilen tüplü ağaçlar, hayırseverler tarafından ektirile bilir. Bunun geliri başka bir hayır işlerine katkı olurken, yöremiz ağaçlanmış olur. Okullar, sivil toplum örgütleri ağaçlandırmanın her aşamasında yardımcı olurken doğa ile daha yakından tanışma imkânı bulurlar. Önceki makalelerimde bahsettiğimiz gibi taban örtü su geçiren malzemelerle kaplı olduğu için yöremizin ormanlaşmasında da bir engel bulunmamaktadır. Yöremizin tarihinde zaten buralar ormanlarla kaplıymış…
Orman yangınları hususunda yönetimin kar-zarar hesabı yapması gerekir. Masraflı işler olduğunu kabul etsek bile karşı tarafta orman yangını da büyük bir maliyettir. Ressamın tablosu gibi orman alanlarının her köşesi bilinip, ora için ne yapılıp yapılmadığının da kayıt tutulması gerekir diye düşünüyorum.
Fırsat buldukça anız yangınlarından sonra araziyi gezer gözlemlerdim. Kahveci Dağı ağaçlandırma alanı haline getirilmesi çok hoş bir davranıştır. Bir gün bende ağaçlandırma sahasını gezmeye gitmiştim. Tasvir aynan şöyle idi… Yem yeşil çam fidanları, sapsarı otlar ve oraya içki içmeye giden vatandaşların kırdıkları şişeler vardı. Özel olarak ilgilendiğim bazı endemik bitkiler vardı. Bunlardan biri de Anadolu Yabani Karanfili idi ( Dianthus Anatolicus) Kahveci Dağındaki gibi Anadolu yabani Karanfili popülasyonu nu görmemiştim. Bitki Orta ve Batı Anadolu dağılımlı endemik bir bitkidir. Güneşli tepeler, kayalık alanlar habitatı olsa da bağlarda da seyrek olarak görülmekteydi.
Kahveci Dağında gördüğüm cam kırıkları güneşin altında mercek görevi görerek kuru otları ateşe verecek güçteydi. Oradaki görevlilere de bunu anlattım. Daha sonra aynı konuyu belediyede de belirtmiştim. İnanın kendi çöpünden çok, aymaz ve sorumsuz insanların çöplerini toplamak insanı üzmektedir.
Küçük Dağ mevkiinde anız yangınından birkaç gün sonra araziyi gezmeye çıkmıştım. Ta çocukluğumdan beridir bildiğim Alıç ağacının ( Cıraegus Monogyn) yanıp yok olduğunu görmem beni çok üzmüştü. Alıç ağacının yanmasıyla birlikte, ağacın altındaki kendilerinin yuvası bildiği ve bu arada toprağı zenginleştirme çabası içindeki bir sürü böcek de ölmüştü. Bu tür ağaçlar aynı zamanda kuşlara yem tedarik etmekte, sindirim sistemlerinde erimeyen tohumları, kuşların başka yerlere dışkılamasıyla yeni yeni alıç ağaçları oluşturmaktaydı. Bu vesile ile yangını çıkartanlar kuşları da üzmüş oldular.
Başka bir anız yangını bölgesindeydim. Kahveci Dağının eteklerinde; Reçineli ağaçlar, meyveli ve meyvesiz bir takım ağaçlar, otlar hep yanmışlardı. Burada bir sürpriz ile karşılaştım. Kral Ağacı ( Ailanthus Altissima) Yangında sadece ön yapraklarının buruştuğunun görülmesi akıllara hayranlık bırakacak cinstendi. Kral ağacı bir orman ağacı olması yanında peyzajda da kullanıla bilir güzelliklere sahiptir. Sinek, sivrisinek gibi zararlılar bu ağaçları hiç sevmezler ve yaklaşmazlar. Dalları budandığında; kürek sapı, bel sapı gibi avadanlıklarda kullanıla bilme özellikleri de vardı. Muhtemel orman yangınlarına karşı böyle ağaçlardan orman içerisindeki netameli yerlere kral ağacı kuşakları oluşturulmalı ki, hem yeşil görüntüyü bozmasın hem de yangını karınca kararınca engellemeye çalışsın. Fidanlıklarda da kullanıla bilir. Fidanları güneşin yakıcı etkisinden korumaya çalışırlar. Atık suların elimine edilmesinde kullanılması, yeşil ve sağlam bir kuşağın oluşmasını sağlayacaktır.

Günümüzde Nevşehir Merkez ilçedeki en yaşlı ağaç olduğuna inandığım At Kestanesi ağacı. Ağaç eski yetiştirme yurdu bahçesinde bulunmaktadır. Yeri gelmişken İlimizin en yaşlı ağacı Hırka Dağının batısında bulunan karadut olarak geçmektedir. Yaşının 2500 olduğunu karbon testi sayesinde öğrendik. Medyada habere konu olan bu ağaç günümüzde koruma altındadır.

Eski Gazi Okulu önündeki heykelde kitap okuyan çocuklar.


Avanos yolu üzerindeki Kara dağ (Fokurdak) resimlerin yakın görünümü.Bu dağın öteki taraflarında kaolin madeni olduğu söylenir. Yine bu dağın çok büyük sarı taş yatakları barındırdığı da söylenmektedir.

Tatlarin de küçük baş sürüsü.