AYVALIK KUMSALINDA BİR GÖRELİ

Köyde uzak değildik sulardan.

Yüzmek değildi eylemimiz; çimmek.

Bahçeleri sulamak için yapılmış havuzlarda nasıl yüzülür ?

Çimilir ancak.

Mayıs sonunda dersler sona erer, ilkbahar yaz arası o günler, ne güzeldir.

Nevşehir'e her gidişimizde aldığımız Hayat, Ses, Yelpaze Dergilerinde okurduk plajların dolmağa başladığını.

Karpuz kabuğu sulara düşende, plaj sezonu ( havalı bir tamlama: deniz mevsimi ) başlamış olurdu.

Deniz kıyılarında yaşayanlar değerlendirsinler bakalım yaz mevsimini.

Biz onlardan geri kalacak değiliz ya...

İvrişi önlerinde suların göleklendiği çukurlar vardı. Çevresinde de tortulanmış ince kum yığınları.

Tamam işte, gözlerini yum, deniz kıyısında, kumsalda olduğunu düşün...

Mayoya, deniz giysilerine de gerek yok. Kara don yeter.

Bir lüksümüz de eksik değil. Krem Pertev'in alüminyum kutu içinde kremi. Nevşehir'e gidip gelmiş Hüseyin. Biz plajımızda, güneşleniyoruz. Gülüyor bize. Cebinden küçük krem kutusunu çıkarıyor. Pembemsi. Havaya gül kokusu dağılıyor.

'' Vay ! Tekniğin son harikası bu krem, nasıl da güzel boyaklı böyle. Kokusu da hoş.''

Hepimiz azar azar alıp yüzümüze, burnumuza sürüyoruz. Öyle birden tüketmek olmaz.

Naci bağırıyor yukarıya, Ballıkaya yanlarına doğru :

'' Eeey plajdaki İzmirliler, Mersinliler ! Sizin deniziniz varsa, bizim de havuzumuz var ! ''

.........................

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Ayvalık'ta Sarımsaklı Plajı'nda kampı var. Memurları için. Yücel Ağabeyim, Neriman Yengem sıraya girmiş; Ağustosun son haftasında yararlanmaları için izin çıkmış. Ağabeyimin bacanağı Nuri Saygın da Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde memur. Hanımı Perihan Abla PTT Genel Müdürlüğünde memure. Ağabeyimin oğlu Cüneyt Şükrü, kuzeni Levent, kuzini Nilgün de aynı günlerde kampta kalacaklar.Ben onlara ingilizce dersi vermişim.İkisi de lise öğrencisi. Ben memur yakını kontenjanından yararlanacağım bu plajda.

Babam 500 TL verdi. Ankara...Ayvalık'a doğrudan gidilmiyor. İzmir'e otobüsle gidiyoruz. Karabağlar'da iki gece bir akraba evinde konuğuz. Ben bu arada Kordonboyu'nu, Atatürk Anıtı ve çevresini gezip fotograf çekiyorum. Fakülteden arkadaşım Süleyman'la ( Hafif aksak yürürdü ) karşılaşıp yarenlik ediyorum.

Ertesi gün cümbür cemaat bir otobüsle Ayvalık...Efe Bölgesi'nin rengi, kokusu, ilk görüyorum. Bu yolculuk fikir açıcı bir eylem. Küçük otogarda iniyoruz. İki taksiyle Sarmısaklı Plajı'na ulaşıyoruz. Ağabeyim, oğlu, Levent, ben çadırda kalacağız. Yengem, ablası, yeğeni için otelimsi, motelimsi yerde bir oda ayrılmış.

İzmir'de denizi ilk gördüm. Ayvalık'ta denize gireceğim, ilk...Sabah erkenden keşfe çıkıyorum çevreyi. Tepemsi yerler, belli ki zamanında sahipliymiş, terkedilmiş. Yabanileşmiş ağaçlarda ballı ballı incirler. Gece serinmiş demek ki. Tadına doyum olmuyor. Daha kahvaltıya vakit var...

Biz bozkır çocukları için burası bir cennet…Bir adı Alibey Adası olan Cunda…

Kumsala indim. Kumların serinliğini çıplak ayaklarımda duyumsuyorum. Daha güneş ısıtmağa başlamamış. Mayomu giymişim. Baktım kıyıdan açıkta bir tahta platform...Dalgalarla hafif hafif salınıyor...Gözümle ölçtüm biçtim. Ben oraya rahat yüzerim. Özüme güveniyorum. Tebdili mekan etmişiz. Ankara-İzmir-Ayvalık yol yorgunluğu...Cahil cesur olurmuş. Attım kendimi sulara...Ben Göre havuzlarında yüzmüş bir gencim. Burada da bunu yapabilirim. O da ne ! Kollarımda derman mı yok ! Aman, kramp girmesin bacağıma. Edremit Körfezi Ağustos sonlarında hala tam ısınmamış...Can havliyle kulaç atıyorum...Bacaklarımla suları döğüyorum. Bir an boğulabileceğimi düşünüyorum. Ölürsem cenazemi ne ederler ! Göre'ye götürürler. Sapsağlam uğurladık da, böyle tabut içinde mi gelecekti ! Neden uyarmadınız bre oğlum. Anam, babam ,ablalarım, küçük kardeşim, yeğenlerim ağlarlar. Babam kızar Yücel Ağabeyime...Bırakma kendini yahu; 21 yaşındasın. Güçlüsün...Dermanım kesiliyor. Tahta adacığa daha var...Kulaç atsam da yorgunum...Bırakmamalıyım özümü...Paniğe kapılma, ha gayret...İşte geldin. Tutun tahtaya, çek kendini yukarıya...Soluk soluğa, kutulmuşum...Sabah güneşinde yatakalıyorum orada...Eeey Göre, eeey Ayvalık...Yaşamak güzel, gençlik ne güzel... Biraz sonra kahvaltısını yapan erkenci kızlar geliyor tahta adacığa. Onlar öğrenmişler yüzmenin inceliklerini, biliyorlar...Aralarında fingirdeşiyorlar. Hiç bozuntuya vermiyorum. İyi yüzücü havalarındayım. Bakıyorum kumsala. Ağabeyim el sallıyor. Sesi ulaşmıyor ama, anlıyorum, kahvaltıya çağırıyor kardeşini.

Artık özüme güvenim tam. Sonra genç kızlara karşı küçük düşmek olmaz. Yeniden atıyorum kendimi Sarmısaklı Plajının ılık sularına, yüzerek kıyıya ulaşıyorum.

1968 yılında Göreli bir genç az kalsın gidiyordu...Kurtuluyor...

---------------------------

4 Nisan 2026