TUZAKLARLA DOLU BİR DÜNYA
'' Reşat Nuri Güntekin merhumun, pek üzerinde durulmayan, aslında son derece önemli bir kitabı var. Acımak...Okudun mu ? Anladım. Okumamışsın. Sevgili yavrum, şimdi ona benzer bir olayı kendi yaşam öykümle bağlantılı olduğu için anlatmak istiyorum. Babalar, dedeler anılarını anlatmalı ki, oğullar, torunlar ibret almalı, yanlış işler yapmamalı. ''
.................................
'' Adım Yunus...Mülkiye'yi bitirince Bakıreli İlçesi kaymakam vekili olarak tayin edildim. Bir kamu kuruluşunun konukevinde kalıyorum. Aylığım o denli az ki, ayrı bir ev kiralamak olanak dışı. Zaten içinde insanca yaşanacak ev de yok. Böyle yerlerde herkes birbirine yardım eder. Önerirler, çabalarlar, sizin rahatınız için kendileri rahatlarından vazgeçerler.
Gündüz büro işleri, devlet-yurttaş ilişkilerindeki binbir pürüzün çözümlenmesi...Vakit geçiyor. Fakat o geceler yok mu ya, bitmek bilmiyor. Burası büyük, geniş toprakları olan, dağlar arasında kalmış koyaklarıyla kalabalık nüfuslu bir kaza merkezi.Villayet merkezinden zaman zaman ekabir takımından adamlar geliyor, onlarla ilgileniyoruz. Herkes kendini olduğundan yüksek, önemli gösterme çabasında...
Bekarım. Yaşım 23...Gençliğin en güzel dönemi...İçim kıpır kıpır...Hükümet konağından çıkıp da mahalle aralarından, tozlu sokaklardan geçerken genç kızların beni izlediğini farkediyorum. Düz damlarda oturup geleni gideni izleyip dedikodu yapıyorlar. Kasabanın ortaokulu var. Lisesi yok daha. Egeli iki hanım öğretmen var ki, pek sevimli, güzel...Bana okul müdürü fransızca dersi vermemi de önerdi. ‘’Düşünelim’’ dedim.

Daireme gidiş gelişlerimi her zaman ayrı sokaklardan yapıyorum. Daha değişik insanlar tanımak için. Beni kaymakamlıkta görüp de tanıyanlar ilgi gösteriyorlar, dükkan önlerinde oturanlar ayağa kalkıyor, verdiğim selamı saygıyla alıyorlar, ellerini göüğüslerine bastırarak...
Ben nerden bilebilirdim ki, bu kasabanın insanlarının, kızlarını yerli gençlere vermek istememelerini, illa dışardan gelen memurlara yamamak gibi bir çabalarının olduğunu.
Göreve başlayalı 5 ay olmuştu. Yaz sıcakları azalmıştı. Güzün serin günleri başlıyordu. Sözünü ettiğim Egeli hanım öğretmenler yaz tatiline gitmişler, dönüşlerinde yanlarında bir genç kız daha getirmişlerdi. Okulun önünden yürürken - yolumu bilerek oradan seçiyordum - tanıştık. Alışılagelen birkaç sözle ''yarenlik'' ettik; o kadar.
Vilayet merkezinden bir haber geldi. Stajyer bir genci bizim yanımıza göndermişler. O delikanlı geldi. Benden iki yaş küçük. Fakat evli. Ne var ki, evini taşımamış. Hanımını memlekette, anasının babasının evinde bırakmış. Burada bir ev bulabilirse eşyalarını taşıyacakmış.
Benim adım Yunus, onun adı Emre...Rastlantıya bakın...Böylece ulu ozanımız Yunus Emre bir doğu kasabasında aynı mekanda görev yapmağa başlıyor.
Emre ile aynı odada kalıyoruz. Konukevi öyle geniş değil. Yakındaki ırmağın üzerinde baraj yapımı sürüyor. Bir topoğraf, iki sondajcı, bir jeolog, bir mühendis var. Oda sıkıntısı yüzünden bir odada 3 hatta 4 kişi bile kalabiliyor. Biz yine iyi durumdayız.
Babama telgraf çekmeyi düşünüyorum. Belki annemi de alır, gelir. Ortaokuldaki öğretmenlerden resimci Sibel'e ilgi duyuyorum. Bizimkilere onu göstereceğim. Emre'ye anlattım.Güldü '' Hangi devirdeyiz yahu ! Görücü usulü ha ! Önce kızın gönlü var mı, onu öğren ! '' dedi. Haklıydı.
Bir şeyler oluyordu kasabada; hissediyordum.. Geceler boyu süren bir işleyiş. Kızlarını dışarlıklı erkeklere verme planı yapan ana babalar boş durmuyorlardı demek ki.
Bir eylül günü ...Ömrümde unutamayacağım bir gece...Serin yeller esiyordu. Yakındaki su kulesinin taşkınlığı, akan suların foşurtusu, gelgitleri...Uzun dalga Ankara Radyosunda Klasik Türk Sanat Müziği yorumlarını dinliyoruz. Koro ve solo. Ses gidip geliyor.
Daireme gidip gelirken rastladığım, hep birlikte gezen, güzelce, beni görende utanmış gibi duvar dibine sığınarak yürüyen iki kız birdenbire, odanın kapısını açıp, teklifsiz içeri girdiler.
'' Biz geldiiiik ! Nassınız bakalım ! ''
Utangaç kızların cesaretine bakın. Bilmiyorum, Emre'nin evli olduğundan haberleri var mıydı ? Benim bekar oduğumu zaten herkes biliyordu.
Toparlandık. Buyur ettik. Aaah ah , bu nasıl bir yanlışlık ! Daha girer girmez onlara yüz vermemeliydik. İnsanın basiretinin bağlandığı anlar vardır. Demek o anda biz o durumdaymışız. Sihir mi desek, büyü mü; hipnotize olmuş gibiydik.
Bir anda kızlardan daha iri ve sanırım daha ileri yaşta olan kız atıldı, duvardaki elektrik düğmesini kapattı. Ortalık zifiri karanlık oldu.
'' Dur yahu, ne yapıyorsun ! Senin derdin ne ? '' diye bağırdım.
Kızlar çoktan üstümüze atılmışlar, yorganın altına girmişler, ortalığı darmadağın etmeğe başlamışlar...Haykırmalar...Ahlar, ohlar...
Karanlıkta göremiyorum , Emre ne yapıyor acaba ? Yoksa kızı soyup yorganın altına mı çekildiler...
Biraz sonra koridorda bağırıp çağırmalar başladı. Gecenin serinliğinde sesler yankılanıyor. Elinde nacak olan bir adam tepikle kapıyı açıp içeri girdi. Hemen ışığı yaktı. Bağırdı:
'' Sizi ırz düşmanları siziii ! ''
Ben donup kalmışım. Adam üzerime geliyor kollarını sallayarak…Kızlar yorganların altından çıkıp kapıdan kaçmak istiyorlar, eli nacaklı adam tutuyor.
'' Aabiii, vallahi ben bişey yapmadım. ''
Bir anda ortalık karışıyor. Başım dönüyor. Bayılacak gibiyim. Bu bir tuzak, bir komplo...Hemen Emniyet Amirliği'nin cipi geliyor.İçinden iki polis iniyor. Demek , kızların ailesi önceden haberdar etmişler. Tanıyorlar bizi. Saygılı davranıyorlar.
Eli nacaklı adamın yanında bir de baltalı delikanlı var. Tir tir titrerken bağırıyor, ağlıyor.
'' Amirim, ben bu ırz düşmanlarından şikayetçiyim. Bacılarıma tecavüz etmişler ! ''
Birden toparlanıyorum. Üzerine yürüyüp tekme, tokat, sille...Elindeki balta düşüyor. Polis alıyor onu yerden.
'' Sen ne diyorsun ulan ! '' diye bağırıyorum. '' Elimi bile sürmedim bacına. ''
Polis havayı yatıştırmak istiyor.
'' Efendim, nüfus hüviyet cüzdanınızı alın da çıkalım buradan, '' diyor.
Dolapta tahta bavulumdan kimliğimi alıyorum. İçinde biraz para olan cüzdanımı cebime koyuyorum. Emre de aynı şeyi yapıyor. Bakıyorum, süklüm püklüm o.
Bir anda konukevinin önü insanla dolmuş. Bir kadın dövünüyor.
'' Bundan sonra kim alır gızlarımıııı, kim alıııır ? Lekelendiler,lekelendileeer. ''
Elinde nacak varken haşat ettiğim oğlanın burnu kanamış, korkunç bir görünümü var yüzünün. Kanlı sümük yüzüne bulaşmış.
'' Bacımı alacaksın, '' diyor. '' Seni gebertirim. ''
'' Hadi ordan lan ! Vahşi mahluk ! ''
Kızları da başka bir cipe bindiriyorlar.
Bir tokat da polisten yiyor o delikanlı. Yapmacık, çirkin bir ağlamayla uğunuyor...
Kısa bir yolculuk. Karakoldayız. Emniyet Amiri bize ters ters bakarak evine gidiyor. Polisler ifademizi alıyor. Gerçeği olduğu gibi anlatıyorum.Ayrı odalarda kaydediliyor ifadeler.
Emre odadan çıkıyor. Bana bağırıyor: '' Ulan salak, hem kendini yaktın, hem beni. Kızlar 10 dakika kaldı odada demişsin. '' Bir polis ağzına vurarak susturuyor.
İfademde öyle bir açıklama yoktu. Polis ifadesini alırken onu konuşturmak için böyle demiş olmalı.
Konukevi müdürü ziyaretimize geliyor. Üzgüüüün ! Kızların hükümet tabibince muayene edileceğini söylüyor polisler. Dışarda kalabalık giderek artıyormuş. Nerden başımıza geldi bu olay ! Ya ertesi gün gazeteler yazarsa, babam öğrenirse...Düşüne düşüne...Bir anda yüreğim daralıyor. Anlıyorum, kriz değilse de bir yürek bunaltısı...
Bir polis hemşehri çıkıyor. Müjdeyi veriyor bir saat sonra. '' Kızlar temiz çıkmış. ''
Demek kural böyle...İfadelerimizi aldılar, bıraksalar da uyusak ya. Hayır. Gerçi uyuyacak yer de yok. Ortada sandalye, koltuk da bırakmamışlar. Konukevini eleştiriyorduk. Şimdi gözümde tütüyor.
Güneş doğuyor. Mesai başlıyor. Kızların babaları davacı. Bir polis müjdeyi veriyor : '' Siz sanık olarak değil ; tanık olarak mahkemede bulunacaksınız. ''
Rahatlıyorum. Emre sanık ama...Duruşmada kimlik tesbiti...Yargıç Burhan Bey babacan insan.
'' Yahu delikanlı, sen nasıl böyle bir tuzağa düştün ! '' diyor. Emre'yi kastederek '' O evli, tecrübeli, ona uymamalıydın. ''
Kızlar da duruşma salonunda...Gözgöze gelmek istemiyorum. Ömrümün 12 saatini değil, 12 yılını harcattılar... Anaları ağlıyor. İstedikleri olmadı. Tuzak bozuldu.
............................
'' İşte böyle yavrum. Sana gülümseyen kızlara hemen kapılmayacaksın. Her an bir komplo senin ömrünün olağan akışını bozabilir. Dikkatli olacaksın.
Pekiiii, diyeceksin ki, sonra ne oldu. Başarısız bir tuzak kurmaydı ama, benim memuriyet hayatımda radikal değişikliklere yol açtı. Dahiliye Vekaleti'ndeki görevimden ayrıldım. Ticaret hayatına başladım. İyi de kazandım. Çünkü çok ünlü bir şirketin sahibinin kızıyla evlendim. Fakat bu olay başıma gelmeseydi kaymakam, vali, genel müdür, mebus, vekil de olabilirdim. Mesleğimi seviyordum. Herkes göreve bağlılığıma bakarak beni vali olacakmışım gibi görüyordu. O günleri özlemle anıyorum. Emre mi ? Ben o gün trenle o kasabadan kaçarcasına ayrıldım. O sanık olduğu için yeniden yargılanacaktı. Bende öyle derin iz bıraktı ki bu olay, izlemedim. Ailem mi ? Bugünkü haberleşme imkanları o yıllarda yoktu, haberleri olmadı. Ben de üzerinde durmadım, anlatmadım. O iki kız ne oldu diye merak ediyorsun ? Daha duruşmadan çıkar çıkmaz birini daha doğudaki bir kazada görevli memur dayısına, birini de batıdaki bir ilçede görevli memur eniştesinin yanına gönderdiklerini öğrenmiştik. İşte böyle...Bu tuzağı biz kurmadık, ailenin darmadağın olmasına da biz sebep olmadık. Anladın mı yavrum, bu ülkede her an, her yerde başın derde girebilir. Sak dur, adımlarını dikkatli at, koru kendini ! ''
----------------------
11 şubat 2026. Ürgüp