YÖREMİZDE LAVLARIN, YANARDAĞ VE SIĞ DENİZLERİN İZLERİ
Yöremiz görsel olarak dalgalı bir denize benzemektedir. Küçük tepeler, derin vadiler, tepelerin üzerindeki bazalt örtüleri, tepelerde toprak seviyesinin sığ olması adeta o günlerde yaşanmışlıklardan bahsetmektedir. Bunun yanında yanardağ tüflerinden meydana gelen coğrafyamızda bu yapılar hala şekillenmektedir. Bu olayın görsel belgeleri kurumuş da olsa çay yataklarında bulunan ve yöremizde sıva toprağı denilen yapıdır. Keza vadiler de çalışmaktadır.
Genç olan dağlar daha sivri yapıya sahipken, nispeten yaşlı dağların doğa olaylarıyla aşındıkları da görülmektedir. Genç dağlara okyanus ya da; Çin ve Endenozya da rastlamak mümkündür. Dağların başka oluşum nedenleri de fay hatlarının hareketinden oluşmasıdır. Yanardağ lavları insanlara felaket gibi görülse de, aslında dünyaya hayat veren yapılardır. Zira manyetik hareketler meydana getirip, atmosferi ve hayatı korumaktadır. Mars gezegeninin magması soğuduğu için orada hayat yoktur.
Erciyes Dağının Dokuz milyon yıl aktif olduğundan bahsetmiştik. Yöremizdeki volkan aktivitesi bu dağın lav püskürtmesinden öte bölgenin adeta yanardağ bölgesi olduğunu göstermektedir. Hasan Dağı, Menendiz Dağlarının yanında Acıgöl ilçe girişinde neredeyse yüzde altmışı yok olmuş dağ adeta o günlerin nasıl çetin geçtiğini anlatmaktadır. Aynı dağın yol kenarında ise genişçe bir meteor kraterinin bulunması yöremizin jeolojik çeşitliliğine örnek teşkil etmektedir. Bu meteor krateri ilçeye adını vermektedir (Acıgöl). Bazı kaynaklar Acıgöl kraterinin yerden kaynadığını söyleseler de, kraterin yer tabanına olan eğimi, bir gök cisminin bu krateri oluşturduğunu görsel olarak belirtmektedir. Niğde ilinde de böyle kraterler bulunmaktadır.
Daha yakın zamana kadar Acıgöl içme suyu da hafif tuzlu idi. Demek ki o mahalde çıkan sular günümüzde de yer altında mineralli bölgelerden geçmektedir. Acıgöl ayrıca yöremizde yanardağı ürünleri (Bazalt kayalar ve obzityen, bir deyişle volkan camı en çok olan yörelerimizdendir.
Yöremizde bölge ve mahal isimleri verilirken bölgenin sıfatı göz önüne alınması ta kadim zamanlardan beridir adet ola gelmiştir. Enegü ve Melagübü Günümüzde; Kaymaklı ve Derinkuyu olarak adlandırılmıştır. O günkü isimleri ise; Zor topraklar ülkesi ve ateş ülkesi olarak isimlendirilmesi tesadüf olmasa gerekti.
Yurt Ansiklopedisinin Nevşehir bahsinde bazalt kayalarının çok olmasının yanında belirli bölgelerde bulunduğu görülmektedir. Bu da bize lavların mahallî kaldığını göstermektedir. Kızıl ırmağın kuzey yakasında volkanik Hırka Dağı bulunmasına rağmen bazalt kayalar pek bulunmamaktadır. Nevşehir’in güney cenahında ise, Kahveci Dağı ve Âşıklı dağında bazalt kayalara rastlanırken daha ötesinde pek görünmemektedir. Oralarda üstelik hışır (Ponza) yatakları olduğu gibi volkanik yumuşak büyük arazi yapısı vardır. Bir kısım yanardağ ürünleri yumuşak kaya formunda taşlaşmıştır. Yer altı şehirleri bu kayalara yapılmıştır.
Volkanik yapıda olan bazalt kayalar sert olduğu kadar da kırılgandır. Avanos yolundaki Karaya Vadisindeki kanyon yapısı öteki vadilerde olduğu gibi kırılgan olmayıp som bir yapıya sahip olması oldukça ilgi çekicidir. Bazalt yapıya sahip olduğu halde gözenekli yapısı yok denecek kadar azdır.
Volkanlar çağının günümüzde izlerini sürecek olursak;
1. Karşımıza ilk çıkacak olan peri bacalarıdır. Buna Nar Kasabasında bulunan şapkasız peri bacaları dâhil. Vadiler, yer altı şehirleridir.
2. Bazalt kayalar, lavların soğumuş halidir. Erciyes Dağının yakınlarında bulunan bazalt kayalar neredeyse topraksız dağlar oluşturmaktadır. Günümüzde bu taşlar makinelerle ezilerek hazır betona katılmaktadır.
3. Perlit; Doğal olarak oluşan silis esaslı kayalara verilen addır. Perlit yataklarının; Görünür, muhtemel ve mümkün rezervi 862.000.000 tondur. Keza ponza; Volkanik kökenli, silikat esaslı camsı özellikler gösteren gözenekli ve hafif yapıya sahiptir. Yöremiz ponza rezervi 450.000 metre küptür. Günümüzde ponza ve perlit dünyanın her yerinde bulunmamaktadır. Hatta bazı ülkeler bu madensi yapıyı ihracatını yasaklamıştır. Ponza ve perlit 50 küsur sanayi ürününde kullanılmaktadır. Yöremizde ise yarı mamul kabul edilir briket imalinde kullanılıyor ve ihracı serbesttir.
4. Obzityenler diğer bir adı da Volkan camıdır. Taş devrinde insanlar volkan camı ile ok uçları, baltalar yapıp avlanırlarmış. Ürgüp müzesinde bir mamutun iskeletleri sergilenmektedir. Bir makalede karşılaşmıştım. İnsanların ticarette kullandığı ilk ürünler arasındadır. “Tobada” Şehir krallığı da yanardağ camını ihraç edermiş.
5. Günümüzde böyle bir deprem ve yanar dağ tehlikesinin olmadığını düşünsek de yörede bulunan sıcak su kaynakları, Göre Kasabası, Mercimek tepeci civarında Erciyes Dağına doğru bir fayın oluşmakta olduğu söylenmektedir. Ayrıca, Hasan Dağı ve Erciyes Dağının uyuyan bir yanar Dağı olduklarını unutmamak gerekmektedir. Roma sikkelerinde Erciyes Dağı tepesinde dumanı olan bir yanardağı olarak tasvir edilmiştir.
ANADOLU SIĞ DENİZİ
Yöremizde sığ denizin var olduğu zamanlarda insan yerleşiminin var olup olmadığı günümüzde bilinmemektedir. Dinozorların yok olduğu çağlardan bahsediyoruz. Bu çağlardan sonra dünyamız buz çağına girmiş onu da atlatmış. Tarihin bu çağları oldukça karanlık olsa da görsel tarihi bulgular insanlık tarihini devamlı uzak yıllara doğru taşımaktadır. Göbekli tepe insanlık tarihin daha da gerilere gitmesini sağlayan bir kilometre taşıdır. Alp Dağlarının buzullarında bulunan buz adam 60.000 bin yıl öncesinde insanlığın varlığını göstermektedir. Böyle arkeolojik bulgular insanlık tarihini daha da gerilere götüreceğine inanıyorum.
Anadolu sığ denizi, Anakaranın var olduğu veya ayrışmanın yaşandığı çağlarda olduğu düşünülmektedir. Yöremizde de sığ denizi anlatan bazı işaretler vardır. Bizlere düşen, çatısı bilim olan doğayı elimizden geldiği kadar okumaya çalışıp insanıma güzellikler sunmaktır.
Yöremizde, özellikle Çat Kasabası civarında bulunan “Karnıyarık tepesi, kepez kayalıkları gibi oluşumlar bir deyişle Masa Dağlar bir zamanlar buraların deniz olduğunu gösteren en açık belirtiler olarak geçmektedir. Adı geçen küçük dağların tepelerinde deniz suyunun çok yufka olduğunu düşünürsek dalgaların bu yapıyı süpürdüğünü de görürüz. Dağların üzerindeki sığ yapıların sadece bir bölgeyle sınırlı kalmayıp Kahveci Dağı gibi dağlara da şekil verdiği görülmektedir. Deniz dalgalarının süpürdüğü toprak, taş gibi malzemeler dağın eteklerinde yükseltiler oluşturmaktadır.
Enteresan bir bulgu ile de karşılaşmıştım. Karacaşar kasabasındaki çiftliğin kuyusu tıkanmıştı. Tamire gelen servisten kuyuyu tıkayan nesneyi görmek istediğimi söylemiştim. Getirdiler. Ellerimde siyah sahil kumu vardı. Bu kum literatür de “Havai kumu” olarak bilinen volkanik yapıya sahip ve binlerce yılda oluştuğu açık bir şekilde görülmekteydi. Sığ denizin, sonradan adı Anadolu olacak bu topraklarda binlerce yıl hüküm sürdüğünün ispatı idi. Kuyunun derinliğinin 90 Metre ve toprağın içerisinde ve üstünde irili ufaklı bir yere bağlantısı olmayan bazalt kayaların bulunması. Bu kayaların acaba buzullar çağında, buzulların sürükleyip getirdiği düşünülebilir mi? Yoksa zaten volkanik olan bölgenin bir ürünü mü? Bu sorulara cevap veremesek de, Sığ deniz günümüzde son kalesi olan Tuz gölünde varlığını sürdürmektedir.
Sığ Deniz hakkında başka bir bulgu ise, Tuz Köyünde bulunan Tuz madenidir. Tuz madeninin varlığının bilinmesi çok eski yıllara dayandığı da kayıtlardadır. Hatta Hacı Bektaşi Veli’nin tuzu bulduğu ve yakın olsun diye de o zamanlar adı Suluca Kara Höyük olan Hacıbektaş’a yerleşmiştir.(Tuz her yerde bulunmadığından kıymetli bir üründü. Kervan ticaretinde bulunması, yemeklerde kullanılması tuzun kıymetini artırmaktaydı.) Yine bu yerleşkeye yakın bulunan Hırka Dağı’nın adı da Hacı Bektaşi Veliye izafeten verildiği söylenmektedir.
Tuz Köyündeki tuz madeninin görünür rezervi 75.000.000. ton olarak geçerken, muhtemel rezervi 96.380.000. ton olarak geçmektedir. Ayrıca bu madenin (Nacl) Sodyum klorür rezervi ise 959.380.000. ton olarak geçmektedir.
Himalaya Dağlarında bulunan pembe renkli himalaya tuzu da bir zamanlar oralarında deniz olduğunu göstermektedir. Ayrıca Hint okyanusu fayının büyük toprak parçalarını itmesiyle o coğrafyada depremler eksik olmadığı gibi dünyanın en büyük dağı olan Everest Tepesi bu tektonik baskılar yüzünden her yıl yükselmeye devam etmektedir. Bu tip dağların yükselmesi karşılıklı fay hatlarının birbirini itmesinden meydana gelmektedir.
Anadolu Sığ Denizinin bıraktığı başka belgelere bakacak olursak. Dağlarda tepelerde midye kalıntılarıyla karşılaşmamızdır. Yöremiz Jurasik dönemde büyük ihtimalle deniz olduğu için dinozor kalıntılarıyla karşılaşıldığını hiç duymadım. Anadolu aynı zamanda medeniyetlerin anaokulu olduğu gibi birçok medeniyet yetiştirmesi, insan geçişlerinin dünyada pek nadir görülen medeniyet çeşitliliği bu gibi kalıntıların buluna bilirliğini iyice azaltmaktadır. Hazine avcıları ve mezar soyucuları tarihe geçmiş medeniyetlerin tarihi kayıtlarına da çok zararlar vermiştir. En azından yöremizde denize ait fosillerden örneklerin çıkmasını umardım.
Masa dağların tepeleri daha özgür topraklar olduğu için bu gibi fosillerin çıkmasının olası olduğuna inanıyorum. Böyle bir dağda araştırma yapma merakımı da sağlık sorunlarım engelledi.
Bir taş sanat atölyesini ziyaretim sırasında deniz kabukları fosilleriyle karışlaşmıştım. Zemin taş, yöremizin kavak kepezi nispeten sert ve gri taşlar içerindeydi. Midye kabukları, minareler, yengeç kabukları bu gün gördüklerimizden daha iri yapıda olduklarını söylemeden geçemeyeceğim.