ÜZÜM- Vitis Vinifera
STRATEJİK ÜRÜNLERİMİZ
ÜZÜMÜN KULLANIM ALANLARI
Üzüm tüm varlığı ile bilimsel araştırmalara tabii bir üründür. Sanayi ürünüdür, çok geniş alanları kaplayan tarım ürünüdür, insan besinidir. Bunlarla da kalmaz; En yaygın ve en kolay içki, tarih boyunca üzümden yapılmıştır. En pratik yemeklik malzeme, eğlencelik kuru yemiş… Adına kitaplar yazılmış ve dahi yazılmakta olan yine üzümdür.
Dünya ülkelerinde tarımı yapılan üzümün yaklaşık 10.000 türü ve alt türü bulunmaktadır. Bu durumu diğer tarımsal bitkilerle karşılaştırdığımızda bu kadar zengin başka bir tür bulunmamaktadır. Yöremizde bilinen bazı türler; Parmak Üzümü, Kara üzüm, Kayseri karası, “Buludu” (üzüm taneleri üzerinde buluda benzer görüntüler olur. En geç olgunlaşan üzümler arasındadır. Evlere asmalık olarak çok kullanılan türdür.) , Mis üzümü, Emir (İmir), öküzgözü, kızıl üzüm, Keten göynek (Gömlek) üzümleri ön planlara çıkar.
Yeni bir buluş olmamakla beraber her gün bir tarafı keşfedilen, bitkiler âlemi içinde bambaşka bir âlemdir. Zira pek çok iklimde yetişe bilmekte, besin olarak istihdam olarak insana dokuna bilmektedir. Bir deyişle çok fonksiyonel bir bitkidir. Çeşidinin çokluğu, hatta kullanım amacına göre mutlaka bir çeşidi olan bitkidir.
İnsana olduğu kadar, hayvanlara ve böceklere de besin ola bilmekte ve doğanın en temel yapı taşı olan faunayı da desteklemektedir. Zira enerji veren en tabii doyurucu bir tatlıdır.
Üzüm bağları en vefakâr toprak parçalarıdır. Bahar gelince bağın filizini almaya gideriz. Acıktığımızda ekmeğin arasına filiz ve biraz peynir koyduğumuzda en güzel öğünlerimizden birine kavuşurduk. Toplanan filizler eşeğe yüklenir, mahalleye gelince öteki çocuklarda nasiplenirdi. Seçilmeyen kısımlarda eşek efendinin öğünü olurdu.
ÜZÜMÜN TARİHTEKİ YERİ
İnsanların toplayıcılık ve avcılık yaparak yaşadıkları Taş devrinden beri üzümü tanımakta oldukları bilinmektedir. Tadı, kokusu, hatta kurusu bile insanları çekmişti. Tarihin ve medeniyetin seyri içerisinde en önemli ticari mallar arasına giren üzüm, şarapta olunca kıymeti daha da artmıştı.
Eski buluntularda şarap çanakları, şarap kadehleri çıkması bunların işaretidir. Hitit dönemine gelindiğinde bağcılığın çok gelişmiş olduğunu görüyoruz.
Ürettikleri üzümlerden gelir elde eden insanlar içinde en ucuz şeker, en ucuz gıda ve ilaç olma niteliğindeydi. Yan ürün olarak kabul edilen sirke dahi oldukça gelir getirmekte, ilaç olarak ve yemeklerde kullanılmaktaydı. Osmanlının son zamanlarında Nevşehir ve yöresi keskin sirkesiyle tüm yurtta meşhurmuş.
Babil’in Asma bahçeleri dünyanın yedi harikasından biri kabul edilir. Tarihçi Heredot Turuva’nın şaraplarını över durur. Asma yaprağı ise tarihte hep simge olarak kullanılmıştır.
BAĞLARIN GENEL TASVİRİ
Üzüm bağları, sadece asmalarla kalmaz, bağda bulunan ağaçlardan badem, kayısı çağlasından vermeye başlar, ta kış gelene kadar; Muşmula, elma, üvez, armut gibi pek çok meyvelerin yanında keliler de muhteşem boz kır çiçekleri adeta fantastik güzellikler sunardı. Yemlik, kara oluk, acı marul gibi çiğ yenilen yabani otların yanı sıra; Per yavuşanı, Sarı kantaron, kekik, ada çayı, dağ çayı, papatya gibi şifalı bitkilerde meraklılarını beklerlerdi. Aynı alıç gibi karamuk çalışı gibi, meşe palamudu gibi doğa her zaman sadık ve güzeldir.
Üzüme alaca düştüğünde yazın geldiğini bilirdik. Ayrıca bağlardan pek uzakta olmayan iğde çalıları da o muhteşem ve özel kokularını doğaya salardı. Öyle ki evimizin pencerelerini açtığımızda o kokular ta evimize kadar gelirdi.
Günümüzde üzümün her zerresinin mutlaka bir işe yaradığını biliyoruz. Üzüm kabuğundan başlayalım. Asmada üzümü gördüğümüzde tozluymuş gibi görünmektedir. Oysa o gördüğümüz toz son derece kıymetli bir mayadır. İtalyanlar bu mayayı ayrıştırıp gıda takviyesi tabletleri, kapsülleri hazırlayarak dünya pazarına girmeyi başarmışlar. Bu pazarda rakipler olmadığı için doğal bir monopollük saltanatı sürmektedir. Hem de hammadde olan üzüm yine İtalyan üretimi olduğu için kazanarak kazanıyorlarmış.
Bizde ise durum biraz farklıdır. Şırası alınan üzüm posasına yöremizde şif denmektedir. Bilenler şiften sirke üretiyorlar. Hayvan yem katkısı yapıyorlar ya da sobalarda yakıt olarak kullanıyordu.
Bir ara üzüm şifleri şehir çöplüğüne atılır olmuştu. Nevşehir’i karasinek basmıştı. Neyse önlemini aldılar da kurtulduk. O kadar şaraphane var, Taskobirlik var, üzümle uğraşan kitleler var. Hatta üzüm çekirdek yağını 1960’lı yıllardan kalan bir makalede okumuştum. Ar-ge leri mi yoktu, neleri yoktu bilmem ama Nevşehir hatırı sayılır maddi değerler kaybettiği açık bir gerçektir. Kim bilir bağcılık belki de yaşadığı krizlere girmeyecek ti.
Şimdileri unutulduğunu sandığım kuru üzüm hoşafından bahsedeyim. Yıkanıp sulandırılan kuru üzüm, hazırlana bilecek en kolay hoşaf olarak sofraya getirilirdi. Evlerde genellikle bulunan kollu sucuk makinesinden geçirilirken üzüm çekirdeği de ezilmiş olurdu.
Günümüzün bakış açısıyla bu hoşafı daha da zenginleştirmek elimizdedir; Şöyle ki, Çekilmiş üzümün üzerine 1 çorba kaşığı keten tohumu, zerdeçal ve çörek otu katıldığında şifası oldukça yükselecektir. Eski kollu çekme makinelerin yerini mikserler alması bu hoşafın herkesçe pratik bir şekilde uygulana bilir olduğu da bir gerçektir. Bu karışımın içine buz parçaları da atıldığında en iddialı içecekler arasına girer.
Üzümden ayrıca geleneksel üzüm hoşafı da yapılırdı. Üzüm tanelerinin arasına kayısı ve erik kuruları da karıştırılıp düdüklüde yeterince kaynatıldıktan sonra soğutulur ve servis yapılırdı. Keyfe keder bu hoşafın üzerine ceviz kırıntıları da atılırdı.
ŞARAP YAPIMI
Günümüzde çeşitli mayalarla daha pratik olarak yapılan şarap, aynı usullerde nohut katılarak testilerde imal edilirmiş. Nohudun zaten kendisi maya olduğu için şaraplaşmayı sağlarmış. O zamanlarda kiler olarak kullanılan kaya damlar şarap yapımında çok uygun mekânlarmış. Testinin ağzı tıkaç ile kapatıldıktan sonra hamurla sıvanırmış. Şarabın havasını almak için kapak içine yerleştirilmiş bir boru takılıp diğer ucu su kabının içine bırakılırmış. Buradaki amaç birikmiş karbondioksit gazının dışarı atılması ve testiye havanın girmesini önlemek amaçlanıyormuş. Testideki şıralar zamanla şaraplaşıyordu (Alkol oranı %35 i geçmemektedir.) Şarap, hem içilip, hem de satılmaktaydı. Bazı meraklıları imbik yapmak marifetiyle rakı bile imal ediyorlarmış. Osmanlı tarihinde yöremizde de şarap ve içki imali ferdi olarak genelde içmek için yapılırdı. Şarabı Hıristiyan teba işletme mantığı ile yapıp Mersin Limanından Avrupa ülkelerine ihraç ettiklerini bilmekteyiz.
Müslüman tebaa ise; Kuru üzüm, sirke, pekmez ve ürünlerini başta Anadolu olmak üzere pek çok yere sattıkları bilinmektedir. Kervan yolları yöremizden geçtiği için bununda avantajları kullanılmıştı. Tatlının insan için enerji demek olduğunu kabul edersek, satışın kolay ve karın doyurucu olduğunu anlamak için; Küçük Dağ, Karşı Dağ ve Uylu Dağının sırtlarına bakmamış o günlerde üzümün karlılığını görürüz. Günümüzde harap olmuş küçüklü büyüklü üzüm bağlarıyla karşılaşırız. Hem Müslüman tebaa hem Hıristiyan tebaa üzümün çok faydalarını görmüşlerdi.
ÜZÜM SİRKESİ
Üzüm şırasından yapıldığı gibi yöremizde ezilip, büyük oranda şırası alınmış üzüm şifine su katılıp fermente olması sağlanır. Üzüm sirkesinin içine sirkeyi oluşturacak jölemsi sirke yavrusu katılmaktadır. Genellikle büyük küplerde sirke oluşturulur. Bu sirkeden; Turşular yapılırken, bazı yemeklerde de kullanılmaktadır. Şifacılıkta bez sirke ile ıslatılarak vücut ateşi düşürülmeye çalışılır. Oluştuktan sonra bozulmadan aylarca saklanmaktadır. Yöremizde üzüm harici sirkesi çıkartıla bilen elma, kayısı gibi meyveler olsa da Nevşehir’de sirke sadece üzümden yapılmaktadır.
ÜZÜM TURŞUSU
Yöremizde marka olacak kadar güzel ve yöresel bir üründür. İkramlık ve yemeklerin üzerine yenen içerisinde lezzetli suyunu da saklayan yiyecektir. Üzüm turşusu yapımında her üzüm kullanılmaz. Parmak üzümü, buludu türleri, imir (Emir) üzümü ve mis üzümleri kullanılmaktadır. Üzümler temizlenerek küplere yerleştirilir. Su ile doldurulan küplere hardal tohumları atılarak fermente ye bırakılır. Hardal bitkisinin de yöresel bir bitki olduğunu hatırlatmak isterim.
. “Gün Balı” (Üzüm şırasının güneşte olgunlaştırılıp özel bir tatlı yapılması) Osmanlı saraylarında çok beğenilen ve en makbulünün de Nevşehir yöresinden gelen Gün balı olduğunu öğreniyoruz. Bu usul günümüzde unutulduğu gibi kayıtları oldukça nadir bulunmaktaydı. Değişik bir hoşaf türü olan üzüm ezmesi yapmak için ıslatılmış kuru üzümleri kıyma makinesinde çekiyorduk. Üzüm o zaman saf özütünü vermeye başlamıştı. Özüt abartmasız pekmezden ve kuru üzümden ölçülemeyecek kadar tatlı ve lezzetli olduğunu orada görmüş ve tatmıştım.
HEVENK ÜZÜMÜ
Genellikle çalıdan kesilen küçük çok budaklı ve kalın dikenli dallar tercih edilir. Bu budaklara kolay asıla bilen (Genellikle parmak üzümü) salkımlar asılarak kilerlerde veya tahtalılarda önceki yıllarda da kullanılmış çivilere asılır. Üzüm sapları çabuk kuruduğu, tanelerinde sıvı kaybının çok az olması nedeniyle üzümler dayanır. Kışın, ikramlık veya yemeklerden sonra yenir.
PEKMEZ YAPIMI
Gelelim pekmeze, esas olan duru pekmezdir. Evlerde sadece üzüm ezmek için şirahneliler (Üzüm ezme havuzları-şıra haneler) bulunurdu. Sair zamanlarında şirahnelerde küpecikler ve kırılması muhtemel malzemeler muhafaza edilirdi. Üzüm burada çiğnenir iyice ezilirdi. Sonra kapalı olan çörteni açılarak üzümün suyu kaplara alınırdı. Şifi çuvallanır ve tekrar çiğnenir ve bu çuval şirahneli den kaldırılıp tekrar çiğnenmek üzere üzümlerle yeteri kadar doldurulup işleme devam edilirdi.
Üzüm suyu, tandırda yeri hazırlanmış pekmez ileanına (Leğen) süzülerek dökülürdü. İleanın tabanına önceden getirilmiş pekmez toprağı şıra kaynamaya başladığında leğene ölçüsü nispetinde saçılır. Pekmez kaynatılmaya başlar, kaynama esnasında suyun istenildiği ölçüde kaybolduğunda büyük kepçelerle yeni oluşmuş ve çok sıcak olan pekmez, ileandan kaplara alınarak soğumaya bırakılırdı. Ha bu arada çalışanlara da ikram için pekmezin içine; Ayva ve elmalar atılır, onlarda soğunca ikramlar yapılırdı. Ana ürün olan bu duru pekmez hem satılır hem de ailenin tüketimine sunulurdu.
Aile için özel bir pekmezde yapılmaktaydı. Bu süpürge pekmezi olarak isimlendirilirdi. Akışkan olmayan bu pekmez türü; Tatlılarda, ikramlıklarda yerini alırdı. Süpürge pekmezi ile alakalı bir araştırmamı sizlerle paylaşmak isterim.
Pekmez türevlerinden; Koftur tarhana veya cevizli sade sucuk da yapılmaktadır. Yapılan bu ürünler tatlı yapımında, ikramlıklarda ve kuru yemiş yanında sunulmaktadır.
ASMA YAPRAĞI
Asmanın yaprağına gelince en pratik dolma yapılırken, ev hanımının maharetlerini sergileme alanı olarak da kabul edilmelidir. Kurutulmuş dolmalık biber, patlıcan birde yaprak sarması al sana akşam yemeği… Eskiden ev halkının ataerkil ve horantanın kalabalık olduğunu da düşünürsek bu yemeğin evin anası için can simide olarak göründüğünü de görmemiz lazımdır.
Asma yapraklarının alkolizm belasına düşmüş insanların kurtarıcı ilacı olması gerçekten manidar bir durumdur. Zira üzümden alkolünü, yaprağından, bu beladan kurtulmak için şifasından yararlanmak…
Asma yaprağının başka bir özelliğinden de bahsetmek isterim. Hazırlanan turşu kaplarına altı asma yaprağı serilmektedir. Aynı zamanda turşu kaplarının üzerine de asma yaprağı sıralanmaktadır. Bu işlemin hikmeti sebebi kurulan turşunun çürümesini engellemesidir. Kurulan turşu berraklığını, lezzetini çok güzel bir şekilde korumaktadır.
Asma çubukları çok çabuk küflenip ufalandığı için evlerin odunluklarına konmazdı. Damda tolların yakınına dizilirdi. Günümüzde ise bağ evlerinde pekmez yaparken, ekmek açarken ateş yakmak için kullanılmaktadır.
Kütük kabuklarını sanat atölyemde kaplama olarak kullanmaktayım. Hazır eskitmesi de doğaldır. Hazırlanmış kaplamanın üzerine inceltilmiş bezir yağını da sürdüğümde harika sonuçlar almaktayım.
Asma kütüklerinden çeşitli figürler ve ev süsleri yapıldığını da duymuştum.
Sonuç olarak üzümün hiçbir zerresinin boşa gitmediğini görmekteyiz. Bağ bozumunda toplanamayan daha oluşmamış küçük salkımlar (Nefer) Kışın çok lezzetli olurlar. Avcılar, tilkiler, kuşlar bunu çok iyi bilirler.
ÜZÜM ÇEKİRDEĞİNDEN YAĞ ÜRETİMİ
Avrupa 16. yüzyıldan beri üzüm çekirdeğinden yağ üretmektedir. Asıl faaliyetleri 1. dünya savaşı sırasında gerçekleştirmişlerdir.
Üzüm çekirdeğimizin yağ oranı ve kalitesi azımsanamayacak kadar yüksektir. Oysa bu yağ yemeklik ve özellikle kozmetik ve ilaç sanayinde oldukça aranan bir yağ imiş. Bizse büyük oranda yakacak olarak değerlendiriyoruz. Çöp olarak çevre kirliliği yapıyor ve sineklerin artmasına neden oluyor. Çok az kısmı ise hayvan yemi oluyor.
1968 ‘de Nevşehir ilinin üzüm rekoltesi 150.000 tondur. Yaptıkları hesabı aynen takdim ediyorum.
Yüzde 3 çekirdek o da 5000 ton eder. Bu da 750 ton yağ üretimi demektir. Hadi biz % 35 fire verelim. 500 ton yağ üretimi demektir. Presleme usulü ile doğrudan doğruya yemeklik yağ üretilebiliyor.
Bu araştırma 1968 Nevşehir yıllığından alınmıştır. Avrupalılar harıl harıl bu işle uğraşırken biz neden unuttuk, siz bunları duydunuzdu?
KÜLTÜRÜMÜZDEKİ YERİ:
“Bağlar, bağlar… Memleketin en büyük gelişimi bu bağlara bağlı. Şarkta Karşı Tepe, daha Şimale doğru Kızıltepe, şehrin garp yamaçları hep bağlarla dolu. Ne tarafa baksan işlenmedik bir karış yer yok. Şehrin toprağı az ama şehirlinin gayreti çok.”
İsmail Habib SEVÜK 1936 Yılında Nevşehir’i böyle tasvir etmişti.
Bağ bozumu yöremizin “Güz töreni gibi bir olaydı. Bu tören her yıl tatlı bir telaşla geçerdi. Eşeklere gerilmiş küfelerle bağlara seferlere çıkılır üzümler getirilirdi. Bağ yolları insanların, eşeklerin kuşların sesleriyle çınlardı.
Bağlardan gelen üzümler doğru evlerdeki şırahnelilere (duvarları zeminden biraz yüksekçe yapılmış, üzüm çiğnemeye ve şırasını almaya elverişli bir havuz) dökülürdü.
Büyük kazanlarda kaynatılan şıranın yakıtı da geçen yılki budanmış bağ çubuklarından oluşurdu. Yani üzümü sağlayan bağlar, pekmez için de yakıtını da sağlardı.
Unutulmaya yüz tutmuş küplere kurulan bir de “Üzüm turşusu” vardı ki, kolalı ve kolay bulunan içecekler çıkmazdan evvel yöremizin en meşhur içecekleri arasındaydı. Kadınlar turşu yapımında maharetleriyle yarışırlardı. Yeri gelmişken üzüm turşusunun Hardal tohumlarıyla kurulması gerektiğini söylemem gerekmektedir. Hazır turşu ilaçlarının kimyasal ilaçlar olduğunu ve zararlı olduğunu bir doktor arkadaşım bana söylemişti.
Yaprak sarması yemeği Orta Anadolu’da pek meşhurdur. Kadınlarımız el maharetlerini bu yemekte sergilemektedir.
Yöremizde adeta nereye bakarsak üzüm görürüz. Çat’ın üzümü, Nar’ın şırası ve üzüm turşusu, Karayazı’nın bağları, Ürgüp’ün pekmezi birbirleriyle yarışır dururlar.
Müzelerimize bakarsak şarap-sirke küpleriyle karşılaşırız. Bu dahi kültürümüzde üzümün binlerce yıllık saltanatı olduğunu gösterir. Film çekerler “Asmalı Konak” dendi mi? ismi yeter. Ayrıca Nevşehir ve yöresi demeye hacet yoktur. Nevşehir’de İstiklâl İlk Okulunun eski adı “Asmalı Çeşme” dir. Bu durum devlet adamlarımızın dikkatini de çekmiş olacak ki, İsmet Paşa (İNÖNÜ) şaraphaneyi yani Taskobirliği, Turgut ÖZAL’da rakı fabrikasını kurdurmuştur.
Üzüm; yapraklarıyla ve sürgünleriyle nakışlara, işlemelere, heykeller gibi görsel sanatların yanında, şiirlere, Türkülere, Manilere konu olmuştur.
Şu bağlar bizim olsa Üzüm koydum sepete
Yaprağı üzüm olsa Yar oturur tepede
Yârin uykusu gelmiş Küçücükten yar sevdim
Yastığı dizim olsa Şan olsun memlekete
Altın tas da üzüm var Bağa girdim üzüme
Yüreğimde sızım var Çubuk değdi gözüme
İstanbul’u hak saklasın Çubuk seni keserim
İçinde bir kuzum var. Yar göründü gözüme.
Eski valilerimizden Nüzhet ERMAN Nevşehir için yazdığı o meşhur şiirinde ise;
“Hoş bir saltanat sürmede İsa’dan beri
Şarap bu ülkeye emir olmuş.” Mısralarını yazmıştı.
Kuran-ı Kerim de cennet tasvir edilirken bahçelerinde; Hurma, üzüm, nar ve muz gibi meyvelerden, bilhassa üzümden üzüm bağlarından bahsedilir. Kuran-ı Kerim de 11 yerde adı geçmektedir. Nitekim bir Ayette;
“Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra(meyve suları, meyve şekeri, bal) ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.” (Nahl Suresi 67.)
ŞİFALI ETKİLERİ:
B1, B2 vitaminlerinin dışında diğer mineraller bakımından zengin olan üzüm glikozca da zengindir. Her şeyden önce zengin bir gıdadır. Bunu iyi bilen yöre halkımız; “Üzüm yiyen it ölmez” deyimini boşa söylememişlerdir.
İdrar artırıcı, vücudu yatıştırıcı etkisi vardır. Damar sertliğine ve özellikle de kansızlığa tavsiye edilir. Bunun yanında karaciğer hastalıklarına oldukça şifasıyla yardım eder. Nekahet dönemi dediğimiz hastanın iyileşme döneminde yararlıdır. Tabi şeker hastalarının da bu meyveden özellikle uzak durması gerekmektedir.
Nevşehir’de ezilmiş kuru üzüm, vücutta oluşan apsenin olgunlaşması ve temizlenmesi için kullanılır. Aynı uygulama burkulmalarda da yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
Üzüm ve suyu romatizmaya karşı doğal bir ilaç olduğu unutulmamalıdır.
Asma yaprağı ise bünyesindeki tanen vasıtasıyla ishale karşı iyi bir yardımcı sayılabilir. Ayrıca yapraktaki vitamin, mineral ve aromanın kullanılması açısından çayı gayet güzel bir şekilde içilebilir.
Mesir Macununa bile girmeyi başaran üzüm, İbn-i Sina’nın Kanun kitabında “ Yer fıstığı ile kuru üzümün iktidarsızlığa faydası oluğu” yazılmaktadır. (11-540)
Ağız kokusuna ise:” 100 gram kuru üzüm, 25 gram mersin yaprağı macun yapılıp yenilmesi önerilmektedir.” (Menafiun Nas 5-19)
KOLAY BİR YÜZ GÜZELLİK MASKESİ:
Kara üzüm yağların erimesine yardımcı olarak cildin taze ve temiz bir görünüm almasını sağlar. Kara üzümü ezip yüzünüze maske olarak uygulayın. Bu maskeyi bir saat yüzünüzde bekletin. Bunun sonunda yüzünüzde belirgin bir gençleşme gözlenecektir. İçerdiği maddeler sayesinde güzellik iksiri olarak nitelendirilen kara üzüm aynı zamanda da zayıflama rejimlerinde de rahatlıkla kullanılabilir.
ÜZÜMLE İLGİLİ İLGİNÇ NOTLAR:
ÜZÜM AŞISI yapmak için asmanın filizlenme döneminde, aşılamak istediğimiz ve aşı almak istediğimiz asmaları budarız. Ağlıyor diye tabir ettiğimiz budama yerindeki suyu şırıngaya çekeriz. Bu suyu aşılamak istediğimiz filizin içine şırınga ederiz. Denenmiş olan bu yöntemde filiz aşılanmıştır.
Sirke ile su inceltilip alçıyla karıştırılır. Sonra duvardaki çatlaklara, çivi izlerine ve duvar bozukluklarına bir spartula yardımıyla sıvalara sürülürse daha iyi sonuçlar aldığımızı görürüz.
Dondurulmuş eti az sirkeli suda bekletmek etin daha kolay bir şekilde çözülmesini sağlayacaktır.
Bor madeninin aynı zamanda asmaların gelişiminde çok yararlı olduğunu duydunuz muydu?
Üzüm şifi (Posası) suyun içinde belli bir süre bekletilip verilmesi, hayvanlarda süt verimini olumlu yönde etkilemektedir.
Kışın yemek üzere hevenglik olarak ayırdığımız üzümün sapına bir üzüm tanesi saplamamız, salkımın daha canlı ve daha taze olmasını sağlıyacaktır.
Antik çağın doğa bilginlerinden olan Plinius asma kütüklerinin 600 yıl yaşadığını söylese de günümüzde bu kadar yaşlı asmalara rastlanmaz. Ege Bölgesinin kıyı kesimlerinde bulunan terk edilmiş Rum köylerinde 100 yaşını geçmiş asmalara rastlanıyor.
KAYNAKÇA:
1.Bilim ve Teknik Dergisi Sayı- 478
2. Şifalı Bitkiler- A.Asımgil
3.Tıbbı Nebevi-A.Rıza Karabulut
4. Pratik Bilgiler-Reşan Yıldırım.
5.Şifalı Bitkiler-A.Yalçın
6. Anadolu’dan notlar- İ.Habib Sevük
7.Kara Lale- Ö.Nasuhi Çiftcibaşı
8.Maniler- Rifat Bilge
9.Nevşehir yıllıkları

Pekmez yapımında misafirlere ve çalışanlara ikramlık olarak pekmezin içine elma ve ayva atmak, pekmezde haşlanan bu meyveler soğu tutularak ikram edilmesi bir adetti.

Üzüm şırasının pekmez leğeninde kaynaması

Günümüzde şırahneliler olmadığı için temiz çuvallarada çiğnenmek suretiyle şırası alınmaktadır.

Yeşil Nar, umarım hep böyle kalsın.

Nar vadisinde şapkasız peri bacaları

Çalışanlar için çömlekte kuru fasulye yemeği.

Dinlenme arası çay molası.