950 YIL: BİR PEYGAMBER BİZE BAŞARIYI ÖĞRETECEK
Başarı, Kaç Kişinin Seni Takip Ettiği midir?
İnsan hayatında bazı rakamlar vardır; üzerinden geçip gidemezsiniz.
Bir yıl…
On yıl…
Yirmi yıl…
Bir ömür…
Fakat Kur’an, Nuh Aleyhisselâm'dan söz ederken karşımıza öyle bir rakam çıkarır ki, insan ister istemez durur ve düşünür:
950 yıl.
Kur’an-ı Kerîm, Nuh Aleyhisselâm'ın kavmi içerisinde bu kadar uzun bir süre kaldığını bildirir.
Dokuz yüz elli yıl…
Bir insan ömrünün çok ötesinde bir zaman.
Peki, insan bu kadar uzun süre aynı hakikati anlatıp durduğunda ne bekler?
Sonuç bekler.
Değişim bekler.
İnsanların kendisini anlamasını bekler.
Daha fazla insanın etrafında toplanmasını bekler.
Çabasının karşılığını görmek ister.
Bugünün dünyasında başarıya baktığımızda da çoğu zaman ilk sorduğumuz soru budur:
Kaç kişi seni dinledi?
Kaç kişi seni takip etti?
Kaç kişi sana katıldı?
Kaç kişi seni alkışladı?
Kaç kişi senin yanında yer aldı?
Nuh Aleyhisselâm'ın hayatı ise bize bambaşka bir ölçü öğretir.
Başarı, Sonuç Sayısı Değil; Emanete Sadakattir.
Zeki Soyak'ın Kur'an ve Hadis'te Kıssalar Hisseler eserinde Nuh kıssasından çıkarılan derslerden biri, onun uzun yıllar süren tebliğ mücadelesi ve bu süreçte gösterdiği sabır üzerinden ele alınır.
Eserde, rivayet çerçevesinde iman edenlerin sayısının da oldukça az olduğu aktarılır.
Bu tabloyu düşündüğümüzde insanın zihnine şu soru gelir:
950 yıl… ve bu kadar az insan?
Bugünün ölçüleriyle bakarsak bunu kolayca başarısızlık olarak değerlendirebiliriz.
Ama Allah'ın peygamberi Nuh Aleyhisselâm'ın hayatına baktığımızda, başarının başka bir yerde olduğunu görürüz.
O, vazifesini terk etmedi.
Hakikati anlatmaktan yorulmadı.
İnsanların ilgisi azaldı diye hakikatin değerini düşürmedi.
Karşısındaki kalabalık az diye davasını küçültmedi.
Sonuç istediği gibi görünmedi diye geri çekilmedi.
Çünkü onun görevi insanları zorla değiştirmek değil, hakikati onlara ulaştırmaktı.
Sonuç ise Allah'a aitti.
İşte burada başarı kavramının bütün anlamı değişiyor.
950 Yıl Bize Ne Söylüyor?
950 yıl, yalnızca bir zaman ölçüsü değildir.
Bize sabrın ne olduğunu anlatan muazzam bir işarettir.Bir insanın birkaç yıl çalışıp sonuç alamadığında vazgeçtiği bir dünyada, Nuh Aleyhisselâm'ın mücadelesi bize şöyle sesleniyor:
Haklı olduğuna inanıyorsan, sonuç hemen görünmedi diye hakikatten vazgeçme.
Bugün biz çoğu zaman hızlı sonuçlar istiyoruz.
Bir çalışma yapıyoruz; hemen karşılığını görmek istiyoruz.
Bir insanı iyiliğe çağırıyoruz; hemen değişmesini bekliyoruz.
Bir nesil yetiştirmeye çalışıyoruz; birkaç yıl içerisinde netice almak istiyoruz.
Bir hizmet başlatıyoruz; kısa zamanda büyümesini bekliyoruz.
Fakat Nuh Aleyhisselâm'ın kıssası bize şunu öğretiyor:
Bazı tohumların meyvesini diken kişi göremez.
Bazen insanın görevi meyveyi toplamak değil, tohumu toprağa bırakmaktır.
Bazen başarı, ulaştığın insan sayısında değil; emanetini hakkıyla taşıyıp taşımadığındadır.
Peygamber Yorulmadı, Biz Neden Yoruluyoruz?
Burada çok önemli bir noktaya geliyoruz.
Nuh Aleyhisselâm'ın mücadelesi bize yalnızca sabrı öğretmiyor.
Aynı zamanda istikrarı öğretiyor.
Çünkü sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.
Sabır;
çalışmaya devam etmektir.
Doğruyu söylemeye devam etmektir.
İyiliği anlatmaya devam etmektir.
Ümit etmeye devam etmektir.
İnsanların tepkileri karşısında istikameti kaybetmemektir.
Eserde de kıssadan çıkarılan dersler arasında, insanın bildiğiyle amel etmesi, Allah yolunda gayret göstermesi, sevgiyi, güveni, iş birliğini, itaati, samimiyeti, fedakârlığı, doğruluğu, cesareti ve sebatı kuşanması özellikle vurgulanır.
Demek ki mesele yalnızca uzun yaşamak değildir.
Mesele, uzun bir zaman dilimini hakikatin hizmetinde değerlendirebilmektir.
Peki Başarı Nedir?
Şimdi soruyu doğrudan soralım:
Başarı, kaç kişinin seni takip etmesi midir?
Eğer öyleyse Nuh Aleyhisselâm'ın 950 yıllık mücadelesini nasıl anlayacağız?
Başarı, alkış almak mıdır?
Öyleyse hakikati anlatırken alay edilen peygamberleri nereye koyacağız?
Başarı, kalabalıkların peşinden gelmesi midir?
Öyleyse hakikat uğruna yalnız kalanları nasıl değerlendireceğiz?
Belki de başarı kavramını yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Başarı; Allah'ın bize verdiği sorumluluğu, O'nun razı olacağı şekilde yerine getirmeye çalışmaktır.
Sonucun büyüklüğü bizim elimizde olmayabilir.
Ama gayretimizin samimiyeti bizim sorumluluğumuzdadır.
Bugüne Küçük Bir Ayna
Şimdi Nuh kıssasını kapatıp bugüne bakalım.
Bir öğretmen düşünelim.
Yıllarca öğrencilerine değerler kazandırmaya çalışıyor.
Bir anne-baba düşünelim.
Evladına doğruyu anlatıyor, fakat istediği sonucu hemen göremiyor.
Bir eğitimci düşünelim.
Bir neslin geleceği için yıllarca emek veriyor.
Bir insan düşünelim.
Çevresindeki insanlara iyiliği, doğruluğu, adaleti ve güzel ahlâkı anlatıyor.
Ve bazen bütün bunların sonunda kendisine şu soru soruluyor:
"Ne kadar başarılı oldun?"
Belki de önce şu soruyu sormalıyız:
"Elinden geleni samimiyetle yaptın mı?"
Çünkü insanın elinde olan ile elinde olmayan birbirinden farklıdır.
Bizim elimizde olan;
niyetimizdir.
Gayretimizdir.
Sabır ve sebatımızdır.
Doğruyu doğru bir şekilde anlatma sorumluluğumuzdur.
Bizim elimizde olmayan ise başkasının kalbidir.
Hidayet Allah'ın elindedir.
Netice Allah'ın takdirindedir.
İşte Nuh Aleyhisselâm'ın 950 yıllık mücadelesi, bu ayrımı bize çok güçlü biçimde öğretmektedir.
Bir İnsan Değişmese de Sen Kaybetmiş Olmazsın
Bazen iyilik yaparsınız ama karşılığını göremezsiniz.
Bazen anlattığınız insan sizi anlamaz.
Bazen yetiştirdiğiniz insan sizin beklediğiniz yere gelmez.
Bazen yıllarca emek verdiğiniz bir iş istediğiniz sonucu vermez.
İşte insan tam burada kendi kendisine şu hükmü verebilir:
"Demek ki başaramadım."
Nuh Aleyhisselâm'ın kıssası bu hükmü yeniden düşünmemizi sağlar.
Çünkü insanın vazifesi ile neticeyi birbirine karıştırmamak gerekir.
Sen tohumu ekersin.
Sulamak için gayret edersin.
Toprağı korursun.
Beklersin.
Fakat ağacı büyüten sen değilsin.
İşte tebliğde, eğitimde, insan yetiştirmede ve hayır hizmetlerinde de durum böyledir.
Biz gayret ederiz; neticeyi Allah yaratır.
Bu anlayış insanı hem kibirden hem de ümitsizlikten korur.
Başarı geldiğinde kendisini merkeze koymaz.
Başarı geciktiğinde de umutsuzluğa düşmez.
950 Yılın En Büyük Dersi
Belki de Nuh Aleyhisselâm'ın 950 yılı bize tek bir cümleyle şöyle seslenmektedir:
"Sonucu göremediğin için vazgeçme."
Çünkü senin görevin sadece sonucu görmek değildir.
Bazen senin görevin yolu yürümektir.
Bazen bir kişiye ulaşmaktır.
Bazen bir gönle küçük bir hakikat tohumu bırakmaktır.
Bazen senden sonra gelecek bir neslin önünü açmaktır.
Bazen de yalnızca Allah'ın huzurunda:
"Rabbim, ben üzerime düşeni yapmaya çalıştım."
diyebilecek bir hayat yaşamaktır.
Nuh Aleyhisselâm'ın 950 yılı, işte bu noktada bizim önümüze devasa bir soru bırakıyor:
Biz başarıyı Allah'ın ölçüsüyle mi, insanların alkışıyla mı ölçüyoruz?
Ve belki ikinci soru daha da çarpıcı:
Eğer Nuh Aleyhisselâm 950 yıl boyunca vazifesini sürdürdüyse, biz birkaç yıllık bir gayretten sonra neden hemen sonuç bekliyoruz?
Bir Sonraki Taşa Geçerken
Fakat 950 yılın hikâyesi burada bitmiyor.
Çünkü uzun yıllar boyunca hakikati anlatan bir peygamberin karşısında yalnızca ilgisizlik yoktu.
Alay vardı.
İnat vardı.
Direniş vardı.
Ve sonra çok çarpıcı bir sahne geldi:
Bir peygamber gemi yapmaya başladı.
Kavminin gözleri önünde…
Karada…
Gemi yapıyordu.
İnsanlar ise ona bakıp gülüyorlardı.
İşte şimdi üçüncü taşın kapısı açılıyor:
GEMİ YAPILIYOR, İNSANLAR GÜLÜYOR
Çünkü bazen hakikatin ilk karşılığı kabul değil, alaydır.
Ve insanın gerçek imtihanı işte böyle başlar..ya senin imtihanın..?