KAZANDIĞINI ZANNEDERKEN KAYBETMEK
İnsan bazen kazanmak için öyle yollar seçer ki sonunda elde ettiklerinin bedeli, kaybettiklerinden çok daha ağır olur. Daha fazla para, daha yüksek makam, daha geniş çevre ve daha güçlü bir hayat uğruna bazı değerlerinden vazgeçer. Üstelik bütün bunları yaparken kendisini başarılı zanneder.
Peki insan, kendisini yaratan Allah'ın emirlerini görmezden gelerek, O'nun yasakladığı yolları tercih ederek ve O'ndan uzaklaşarak gerçekten kazanabilir mi?
Allah'a rağmen kazanmak mümkün müdür?
İşte üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele budur.
Çünkü insanın en büyük yanılgısı, Allah'ın koyduğu ölçüleri hayatından çıkararak daha fazla kazanabileceğini düşünmesidir.
Oysa Allah'ın rızasını kaybederek elde edilen hiçbir kazanç, insan için gerçek ve kalıcı bir başarı değildir.
Allah'a Rağmen Kazanma Yanılgısı
Günümüzde insanın önüne sayısız fırsat çıkıyor. Daha fazla kazanmak, daha hızlı yükselmek, daha güçlü olmak...
Fakat bu fırsatların bazıları insandan bir bedel istiyor.
Biraz dürüstlüğünden vazgeçmesini, biraz kul hakkını görmezden gelmesini, biraz helal-haram sınırlarını esnetmesini, bazen de Allah'ın emirlerini hayatının dışına çıkarmasını...
İnsan bu tavizleri küçük görerek büyük kazançlar elde edeceğini düşünebiliyor.
Bir tüccar düşünelim. Daha fazla para kazanmak için müşterisini aldatıyor. O gün kasasına fazladan para giriyor. Hesaplarına baktığında kâr ettiğini görüyor.
Fakat Allah'ın yasakladığı bir yolla elde ettiği bu kazanç, gerçekten kâr mıdır?
Muhasebe defterinde artı olarak görünen rakam, ilahi hesapta da artı mıdır?
İnsanın hesabıyla Allah'ın hesabı her zaman aynı değildir.
Bir başka insan düşünelim. Makam elde etmek için haksızlığa sessiz kalıyor, hak edeni görmezden geliyor, güçlü olanın yanında yer alıyor. Sonunda istediği makama ulaşıyor.
Herkes onu tebrik ediyor. Fakat o makama ulaşırken Allah'ın adalet emrini çiğnemişse gerçekten yükselmiş midir?
Belki insanların gözünde yükselmiştir. Ancak Allah katındaki sorumluluğu ağırlaşmış olabilir.
İşte asıl mesele budur: İnsan, Allah'ın emirlerini gözden çıkararak kazandığını zannederken gerçekte kaybediyor olabilir.
Kazandığını Sandığın Şey, Kaybının Başlangıcı Olabilir
Hayatın ilginç bir gerçeği vardır: İnsan bazen elde ettiklerinin kendisine neye mal olduğunu çok geç fark eder.
Daha fazla kazanmak için ailesini ihmal eden bir baba, yıllar sonra çocuklarının büyüdüğünü fakat kendisinden uzaklaştığını görebilir.
Makamını korumak için haksızlıklara sessiz kalan bir yönetici, bir gün makamını kaybettiğinde yanında gerçek dostlarının kalmadığını fark edebilir.
Haram yollarla servet biriktiren bir insan, bütün imkânlarına rağmen gönül huzurundan mahrum yaşayabilir.
Burada her maddi kaybı veya sıkıntıyı Allah'ın bir cezası olarak değerlendirmiyoruz. Çünkü dünya hayatı aynı zamanda bir imtihan yeridir. Ancak şu gerçeği de görmezden gelemeyiz:
Allah'ın yasakladığı yollardan elde edilen bir kazanç, görünürde artsa bile manevi anlamda insanı iflasa sürükleyebilir.
Akıl ve mantık açısından da düşünelim.
Bir insan, kendisine hayat veren, sahip olduğu bütün imkânları yaratan ve sonunda hesap vereceği Allah'ın emirlerini reddederek nasıl gerçek anlamda kazandığını iddia edebilir?
Kazancı verenin koyduğu ölçüleri yok sayarak kazanmayı mutlak başarı kabul etmek, insanın kendi varoluş gerçeğiyle çelişmesidir.
Allah'ın Mahvettiğini İnsan Bereketlendirebilir mi?
Kur'an-ı Kerim'de Bakara suresinin 276. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:
“Allah faizi mahveder, sadakaları ise bereketlendirir.”
Bu ayet, insanın kazanç anlayışını kökten değiştiren ilahi bir ölçüdür.
Dikkat edelim: İnsan faizi bir kazanç kapısı olarak görebilir. Matematiksel olarak parasının arttığını hesaplayabilir. Ancak Allah, bu artışın bereketini mahvedeceğini bildirmektedir.
Burada iki farklı ölçü karşımıza çıkıyor.
Bir tarafta yalnızca rakamları esas alan insan hesabı, diğer tarafta helali, haramı, adaleti ve ahireti esas alan ilahi ölçü...
İnsan, Allah'ın haram kıldığı bir yolla servetini artırabilir. Ancak bu artışın Allah katında hayırlı bir kazanç olduğunu söyleyemez.
Çünkü bereket, yalnızca paranın miktarında değildir. Bereket, Allah'ın razı olduğu bir hayatın içerisinde aranmalıdır.
Bir insanın milyonları olabilir fakat sahip olduklarının hayrını göremeyebilir. Bir başkası daha az kazanmasına rağmen helal lokmasıyla, huzuruyla ve paylaşmanın mutluluğuyla yaşayabilir.
Allah'ın bereket vermediği bir serveti, rakamların büyüklüğü gerçekten zenginleştirebilir mi?
Hz. Âdem'in Kıssası: İnsanlığın İlk Büyük Aldanışı
Bu mesele yalnızca günümüz insanının problemi değildir.
Kur'an-ı Kerim'de Hz. Âdem'in kıssası anlatılırken şeytanın ona sonsuzluk ve tükenmeyen bir mülk vadettiği bildirilir. (Tâhâ, 20/120)
Burada son derece önemli bir ayrıntı vardır.
Şeytan, Hz. Âdem'e kaybetmeyi değil, kazanmayı vadetmiştir.
Daha fazlasını, daha kalıcı olanı, tükenmeyecek bir mülkü...
Fakat Allah'ın koyduğu sınır aşıldığında beklenen kazanım gerçekleşmemiş, aksine sahip olunan nimet kaybedilmiştir.
Hz. Âdem'in ardından tövbe ederek Allah'a yönelmesi de bu kıssanın önemli bir parçasıdır.
Bu olay bize insanlık tarihinin başlangıcından itibaren değişmeyen bir gerçeği hatırlatır:
Allah'ın yasakladığı bir yoldan kazanç elde edeceğini düşünmek, şeytanın insana sunduğu en eski aldatmacalardan biridir.
Bugün de aynı aldatmaca farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır.
Biraz hile yap, daha fazla kazan.
Biraz faizle işini büyüt, daha güçlü ol.
Biraz haksızlığa sessiz kal, makamını koru.
Biraz kul hakkını görmezden gel, işlerini kolaylaştır.
Fakat bütün bu tekliflerin ortak noktası şudur: İnsana kazanacaklarını gösterirken Allah'ın rızasından uzaklaşmanın bedelini gizler.
Allah'ı Hayatından Çıkaran İnsan Neyi Kazanır?
Bugün üzerinde düşünmemiz gereken en önemli sorulardan biri de budur.
İnsan hayatını yalnızca dünya üzerine kurduğunda başarıyı da dünya ile sınırlandırıyor.
Ne kadar kazandığına, hangi makama geldiğine, kaç kişiyi yönettiğine, ne kadar mal biriktirdiğine bakıyor.
Fakat hayatın yalnızca bu dünyadan ibaret olmadığını unuttuğunda hesabı eksik yapıyor.
Bir yolculuğa çıktığınızı düşünün. Gideceğiniz yönün yanlış olduğunu bildiğiniz hâlde hızınızı artırıyorsunuz.
Daha hızlı gidiyorsunuz, daha fazla yol alıyorsunuz, belki herkesi geride bırakıyorsunuz.
Peki yanlış yolda hızlanmak sizi hedefinize yaklaştırır mı?
Hayır. Tam tersine hedefinizden daha fazla uzaklaştırır.
Allah'ın emirlerinden uzaklaşarak kazanılan her yeni imkân da insanı gerçek hedefine yaklaştırmıyorsa, bu ilerleme neyin ilerlemesidir?
İşte insanın üzerinde düşünmesi gereken mesele budur.
Hayatın gerçek hedefini unutarak elde edilen başarılar, yanlış istikamette hızla ilerlemeye benzeyebilir.
Dünyada Zengin, Ahirette Müflis Olmak
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) meşhur müflis hadisi de bu gerçeği farklı bir açıdan ortaya koymaktadır.
Hadiste, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât gibi ibadetlerle geldiği hâlde insanlara haksızlık etmiş, onların haklarını çiğnemiş kişinin gerçek anlamda iflasa uğrayabileceği anlatılır. (Müslim, Birr, 59)
Bu hadis bize şunu hatırlatmaktadır:
İnsan dünyada kazandığını zannederken ahirette kaybedenlerden olabilir.
Bir insanın banka hesabı dolu olabilir ama üzerinde başkalarının hakkı bulunabilir.
Bir yönetici büyük başarılar elde etmiş olabilir ama bu başarıların arkasında haksızlığa uğrayan insanlar olabilir.
Bir tüccar büyük bir servet bırakabilir ama kazancına haram karışmış olabilir.
O hâlde gerçek kazanç hesabı yalnızca bu dünyada tutulmaz.
Dünyada kazanç olarak görünen bir şey, ahirette ağır bir hesap olarak karşımıza çıkabilir.
Gerçek Kazanç Allah'ın Rızasındadır
Bütün bunlar zenginliğin, ticaretin, makamın veya dünya nimetlerinin kötü olduğu anlamına gelmez.
İslam, insanı çalışmaya, üretmeye, helal kazanmaya ve sahip olduğu imkânları hayırlı işlerde kullanmaya teşvik eder.
Bir insan helal yoldan büyük bir servet kazanabilir. Bu servetle yüzlerce insana iş imkânı sağlayabilir, yetimlere sahip çıkabilir, öğrencilerin eğitimine destek olabilir ve ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını giderebilir.
İşte böyle bir servet, insan için büyük bir hayır kapısına dönüşebilir.
Mesele zengin olmak değil, zenginleşirken Allah'ın emirlerinden uzaklaşmamaktır.
Mesele makam sahibi olmak değil, makam uğruna Allah'ın adalet ölçüsünü terk etmemektir.
Mesele güçlü olmak değil, gücünü Allah'ın razı olmayacağı şekilde kullanmamaktır.
Çünkü gerçek başarı, Allah'ın verdiği imkânları yine O'nun rızasına uygun şekilde değerlendirebilmektir.
Son Söz: Allah'a Rağmen Ne Kazanabiliriz?
Bugün hepimiz kendimize şu soruları sormalıyız:
Kazandığımız para helal mi?
Ulaştığımız makamda adaleti gözetiyor muyuz?
Sahip olduğumuz güç bizi Allah'a yaklaştırıyor mu, yoksa O'ndan uzaklaştırıyor mu?
Biriktirdiğimiz servetin içerisinde başkalarının hakkı var mı?
Ve en önemlisi...
Bütün bunları elde ederken Allah'ın rızasını koruyabildik mi?
Unutmayalım ki dünya hayatında sahip olduğumuz her şey geçicidir. Mal da makam da güç de şöhret de bir gün sona erecektir.
Fakat Allah'a karşı sorumluluğumuz, yaptığımız iyilikler ve işlediğimiz haksızlıkların hesabı devam edecektir.
İnsan Allah'ın emirlerini reddederek geçici dünya menfaatleri elde edebilir. Ancak bu menfaatleri gerçek ve kalıcı bir kazanç olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Çünkü Allah'ın rızasını kaybetmenin karşılığında kazanılabilecek hiçbir dünya nimeti, bu kaybı telafi edemez.
İnsan bazen kazandıkça kaybeder. Bazen yükseldikçe düşer. Bazen zenginleştikçe fakirleşir.
Ve belki de hayatın en büyük aldanışı, Allah'tan uzaklaşarak kazandığını zannetmektir.
Allah'ı gözden çıkararak elde ettiğimiz hiçbir şey, Allah'ın rızasını kaybetmeye değmez.
Tuncay Zeyd SESLİ
Eğitimci