ER-RACÛL/BİR ADAM

Hz. Musa ile Firavun kıssası hemen herkesçe malumdur. Hz. Musa, ilahlık iddiasında bulunan Firavun’un ilah değil insan olduğunu, her şeyi yapacak güç ve kudrete sahip olmadığını defalarca ortaya koydu.

Firavun’da Hz. Musa’nın toplum üzerindeki etkisini yok etmek için hangi çareye başvurduysa başarılı olamadı. Başarısız oldukça da insanlar arasında mahcup oluyor, otoritesi sarsılıyordu. En nihayetinde Musa’yı öldürmeye karar verdi.

Kuran-ı kerim -tabir caizse- peygamberlerin dışında bazı gizli kahramanlardan bahseder. Onlar, susması gerektiği kadar susar yeri ve zamanı geldiğinde yapması gerekenleri yapar. Onlardan birisi de Hz. Musa’ya inana Firavunun sarayında yaşayan inanmış adamdır.

O, Firavun’un yaptıkları karşısında sessiz kalıyordu. Ta ki Musa’yı öldürme kararı alıncaya kadar! O, Hz. Musa’ya inandığı halde kendisini açık etmiyordu. Sarayda yaşıyordu. Firavunun Akrabalarındandı. Firavun Hz. Musa’yı öldürmeye kalkıştığında; “(Ne yani!) Bir adamı; sırf ‘Benim Rabbim Allah’tır’ dediği için öldüreceksiniz, öyle mi? Hem de size Rabbinizden ayetler getirmişken?!” diyerek düşüncesini ortaya koydu.

Firavun, kendisini zora sokan bu tepkinin ardından: “Ben size kendi gördüğümden başkasını göstermiyorum; size yalnızca aklın yolunu gösteriyorum.” Bildiğiniz üzere şimdiye kadar ona karşı ne yaptıysam bir sonuç elde edemedim. Ancak onu öldürürsem kurtulabilirim/iz. Ne var ki siz bunun doğru olmadığını söylüyorsunuz. Oysa size yalnızca aklın yolunu yani doğru ve uygun olduğunu bildiğim şeyi size bildiriyorum.

Her ne kadar laf kalabalığı yapsa da Firavun, yalan söylüyor. Zira başından beri Hazret-i Musa’dan yana şiddetli bir korku içindeydi. Bu korkusuyla yaşamaya çalışıyordu. Dayanılmaz korkudan kurtulmak için iman etmeyi değil Hz. Musa’yı öldürmeyi tercih etti!

İnanmış adam Sarayda konuştuğu kimselere karşı, -akrabalık bağı olduğundan- temkinli konuşuyordu. Sübliminal mesajla uyarmaya çalışıyordu. Aynı zamanda Hz. Musa konusunda onlara nasihatte bulunuyor, imana davet ediyordu.

O biliyordu ki, Firavun’un bu inadı devam ettiği müddetçe başına bir musibet gelecekti.

“İnanmış adam: Ey kavmim! Doğrusu, ben sizin adınıza, peygamberlerini yalanlayan gruplarınkine benzer (azap dolu) bir günden endişe ediyorum. Yani, Nuh kavminin, Âd’ın, Semud’un ve onlardan sonrakilerin başına gelenler gibi... -oysa- Allah, kullarına zulmetmek istemez.” Ne var ki onlar, yaptıklarıyla bu durumu zorunlu hale getirdiler.

Artık gizli-saklı bir şey kalmadı. Gerçek ortaya çıktı. İnanmış yürekli adam; “Ey kavmim! Doğrusu ben, sizin için o bağrışıp çağrışma gününden endişe ediyorum. Arkanızı dönüp kaçacağınız gün, sizi Allah’tan koruyan olmayacak... Allah’ın saptırdığı birini doğru yola getirecek de yoktur.”

Bağrışıp çağrışma Araf süresindeki “Cennettekiler ateştekilere ... Ateştekiler cennettekilere seslenirler.” Ah-vah ederek, feryat-figan içinde. Hem de bir-birlerinden kaçıp uzaklaşacakları (gün)” *

Nasıl geçmişte Firavun’a gerçekleri hatırlatan bir adam varsa, nasıl müşriklere aynı gerçekliği izah eden bir Hz. Ebubekir ve arkadaşları olmuşsa günümüzde de günah işleyenleri, uyaran yürekli bir adam/adamlar vardır/çıkacaktır!

Geçmişte olduğu gibi uyarıcıları duyan, kabul edenler kurtuluşa ereceklerdir…

Ahmet Belada

· Keşşaf