LAİKLİK, CUMHURİYET İLE BİRLİKTE GELMEDİ
Hepimiz laikliğin cumhuriyet yönetimi ile birlikte geldiğini sanır yanılırız, oysaki laiklik Cumhuriyet’ten önce, özellikle Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında ismi laiklik olarak belirtilmese de hem düşünce hem uygulama olarak gelmiştir.
Bunlardan en önemlilerini görelim;
Osmanlılarda var olan şeyhülislam makamı çok önemlidir, bu makama devletin fikir ve uygulamalarına uygun olan bir şahsın atanması yapılırdı. İşte bu makama ilk defa “farklı düşüncelere hoşgörü ile bakan, geniş fikirli biri olan Musa Kâzım getirilmiştir.
Bundan daha da önemlisi, 1917 yılında ülkedeki bütün Şer’iye mahkemeleri Şeyhülislamlıktan ayrılarak Adliye Nezaretine (Bakanlığına) bağladı. Bu çok önemli bir gelişme idi, çünkü artık ‘Adliyenin’ (yargının) bağımsızlık vasfından bahsedilmese dahi bu yolda atılmış önemli bir adım sayılabilirdi.
Bir başka yenilik ise ‘Aile Hukuku’nda olmuştur. Gene 1917 yılında çıkarılan Hukuk-u Aile Kararnamesidir. Bu kararname ile ülkede yaşayan, Müslüman olsun olmasın tüm vatandaşların aile hukukunu düzenleyen bir sistemdi. Şeri hükümlerin içinde kalmak şartı ile hayata en uygun, en kolay ve anlaşılır hükümler getiriliyordu.
Müslüman olsun ya da olmasın kadına öncelik veren kimi kurallar toplum hayatında görülmeye başlamıştır.
Tüm bunların içinde ise en önemlilerinden biri olan ve Osmanlı Devleti’nin kullandığı Rumi Takvim ile Miladi takvimin (Bu gün kullandığımız takvim) arasında olan 13 günlük farkın çıkarılan bir kanunla kaldırılmasıdır. Artık Rumi takvim ile Miladi takvim eşit hale gelmiş oluyordu.
Eğitimde ise tam bir yenilik rüzgârı esmekte idi, gene 1917 yılında çıkarılan Medaris-i İlmiye Hakkında Kanun bunların en başında yer almaktaydı. Bu kanun üniversite konumunda bulunan medreselerin daha çağdaş ve ilmi olması, ders programlarında fen, matematik, doğa, coğrafya, kimya vb. derslerin yer almasıdır.
Arap Alfabesinin yazım kurallarında da değişikliğe gidilmek istenmiş, harflerin birbirine bitiştirilmeden yazılması önerilmiş, Latin Alfabesine uygun bir harf sistemi oluşturmak için çalışılmış ancak sonuca ulaştırılamamıştı.
Bir başka gelişme ise kadınların iş hayatına girmesi ile başlamış, kadınlar, fabrikalarda, dairelerde ve tarlalarda çalışmaya başlamış, evde unutulmuş durumda olan kadınlar çalışma hayatı içinde görülür olmuştur. Savaş şartlarında binlerce kadının çalıştığı ‘Kadınlar Çalışma Cemiyeti’ kurulmuş, bu cemiyet ordunun her türlü ihtiyacını sağlamak için kadınlardan faydalanmıştı.
Alışılmadık yeniliklerden biri de ordu içinde bir Kadın Taburu kurulmuş olmasıydı.
Tüm bu gelişmeler Cumhuriyetten önce yaşanan ve adım adım Laikliğe giden bir durumdu. Kim bilir belki de laiklik ismi anılmadan bu yapılanlar toplumsal hayatın içinde daha gelişecek, pekişecek, 'laiklik toplumsal bir kabulle' düşünce dünyamızda ve hayatın içinde yer almış olacaktı..