HANGİSİ ÖNEMLİ ? KÜTÜPHANE Mİ, AHIR MI ?

'' Sayın Rektör, öğretim elemanlarının bilimsel çalışmaları zayıf...Sıradan bilgilerle asistan olmuşlar, hasbelkader doktora yapmışlar, doçent olmuşlar. Enrellektüel düzeyde ders vermeleri olanaksız. Bu durumda elbette yetiştirdiğimiz öğrenciler de pek zayıf bilgilerle mezun oluyorlar. Nedenlerini araştırdım. Uzun uzun söylemeğe gerek yok. Siz de farkında olmalısınız. Üniversite 50'lerin sonuna doğru açıldı, değil mi ? Kaç yıl geçti ? Bugüne değin bir kütüphane oluşturulmamış. Her fakültede küçük birimler, birikimler olsa da bunlara kütüphane diyemeyiz. Çağdaş ölçülere göre bir merkez kütüphanesine gereksinim var. Bütçede bunun için yatırım kalemi açmalısınız. ''

'' Ben kütüphaneyi önemli görmüyorum. Bana ahır gerekli. ''

Bu görüşme bir Doğu üniversitesinde oluyor. Dilek ve istekte bulunan bir tarih profesörü, karşısındaki rektör bir tarım - zootekni profesörü.

..................

Klasik dönemde yapılmış, adını bırakarak tarihe geçmiş kütüphaneler vardır :

- Pergamum Kütüphanesi,

- İskenderiye Kütüphanesi,

- Bağdat Kütüphanesi.

Günümüzde adı Bergama olan kentteki kütüphanede kitaplar parşömen kağıtlara yazılmıştı.Roma İmparatorluğu içine alınınca bölge, rulo halindeki binlerce kitap İskenderiye'ye taşındı ve orada yaptırılan görkemli yapıda değerlendirildi.

Eski Grek filozoflarının eserleri İskenderiye Kütüphanesine yerleştirilmişti . Fakat ne oldu onlara? İleri sürülen görüşlerden hangisi doğru; bugüne değin kesin bir sonuca varılamadı.

İkinci Halife Ömer döneminde Kahire islam egemenliğine girdi. Sonra İskenderiye de Ömer'in başkumandan olduğu Arap ordularınca ele geçirildi. Adaletiyle ünlü Halife, Kütüphaneden etkilenmiş olmalı. Şöyle dediği rivayet edilir : '' Bu kitaplardaki bilgiler Kur'anı Kerim'de vardır. Onun dışında var olan bilgi de gereksiz ve geçersizdir. Öyleyse bu kütüphane burada durmamalı. Yakın ! ''

Abbasi döneminde Grek filozoflarının kitapları Arapçaya çevrildi. Özgün Arap yazını ürünleriyle de Bağdat'ta dünyanın en büyük kütüphanesi oluşturuldu. Her halife kütüphaneyi geliştirdi. Hind, Çin, İran, Turan, Bizans, Rus...Tek örnek minyatürlü el yazması eserler. Herbiri ağırlığınca altın, elmas değerinde...Hülagü Han Bağdat'ı ele geçirdiği zaman kütüphanenin kitaplarını Dicle'ye döktürdü, ırmak yatağında bir set oluşturan eserler Bağdat' ın iki geçesindeki mahalleleri sular altında bıraktı. Irmak mürekkep rengine döndü. Halk balık yiyemez oldu. Hamurlaşan kitaplar günler sonra eriyip yokoldu ve Dicle yeniden akmağa başladı.

Endülüs Emevi Döneminde en parlak dönemini yaşayan İber Yarımadası kentlerinde de kütüphaneler 700'lerden 1400'lere değin olağanüstü bir varsıllığa sahip olmuştular. Tuleytula, İşbiliye, Kurtuba, Belensiye, Mecrid kentlerine üniversiteler kurulmuştu. Buralarda yalnız islam değil, musevi ve hristiyan bilginler de ders veriyordu. Afrika'dan, Avrupa'nın her ülkesinden, Asya'dan binlerce öğrenci Endülüs üniversitelerinde bilim, kültür, sanat öğreniyor; filozofların derin ilm vü irfanından yararlanıyorlardı.

Kastilya ve Aragonya krallıkları birleşince Endülüs üniversiteleri ve kütüphaneleri için tehlike çanları çalmağa başladı. Altın tezhipli, minyatürlü kitaplar meydanlarda toplanıp yakıldı, kütüphaneler şövalyeler için ahıra çevrildi. Üniversitelerde artık filozoflar ders vermiyordu; hristiyan engizisyon mahkemeleri ceza dağıtıyordu.

Tarih boyunca kitaba düşmanlık sürdü geldi günümüze değin .

İşbaşına geçen , halk düşmanı, bilime, kültüre, sanata düşman diktatörler için kütüphaneler düşman yetiştiriyordu. Bu konuda Hitler örneği ortadadır. Musevi bilim adamlarının, antinazi profesörlerin yazdığı bilimsel eserler meydanlarda toplanıp ateşe verildi. Berlin, Nürnberg, Münih, Hamburg, Frankfurt, Dresden, Guissen üniversitelerindeki Kütüphaneler tarandı; faşizme karşı demokrasiyi savunan bilim adamlarının eserleri yokedildi. Kitap katliamları Avusturya'nın, Çekoslovakya'nın, Balkan ülkelerinin , Polonya'nın, Ukrayna'nın işgali sırasında da sürdü.

Nazi yönetimi yalnız kitap yakmakla kalmadı. Müzelerde, sanat galerilerinde de temizlik (!) yaptı. Halkı yanlış (!) yönlendiren tabloları ortadan kaldırdı. Demokrasiye tahammülleri yoktu çünkü.

Benzer kitaba düşmanlık İtalya'da da ortaya çıktı. Mussolini faşizmi kitaba, bilim eserlerine düşmandı. Yüzyılların birikimi olan Floransa, Roma, Bergamo, Sirakuza, Torino, Milano, Napoli üniversite kütüphaneleri kara gömlekli faşist gençlerce basıldı ve el yazması tek örnek minyatürlü kitaplar, prestige eserleri, antifaşist eserler toplanarak meydanlarda yakıldı.

Kitap yakmanın savunulacak bir yanı yok elbette. Fakat Norveç’te bir olay yaşandı. Knut Hamsun , Nobel Edebiyat Ödülü almış, Norveç’in adını tüm dünyaya tanıtmıştı. Fakat Hitler ordularının ülkesini işgalini onaylayan , alkışlayan yazılar yazınca Kiesling ( * ) sayıldı ve 1945’te konağının önünde, kitapları yığın yığın yakıldı. Bu, yönetimin buyurmasıyla gerçekleşmiş olay değildi. Savaşın acılarını yaşamış soylu bir halkın, Nazi zulmüne alkış tutan bir yazara karşı protestosuydu. Ne var ki, kütüphanelerdeki Knut Hamsun eserlerine dokunulmadı. Yaşlı yazara da bir saygısızlık sözkonusu olmadı. Halk O’nu vicdanıyla başbaşa bıraktı; ilgisini kesti.

.....................

Rektör zootekni profesörü olabilir. Yaptırmak istediği ahır konusunda haklı da olabilir. Fakat dekan tarih profesörü isteğinde çok daha haklıdır. Araştırmanlar için , öğrenciler için kütüphane olmazsa olmaz bir mutfaktır. Buradan gıdalanır öğretmen, öğrenci. XV. Yüzyılda Rönesans kütüphanelerde başladı, gelişti. Bir kütüphane okuma mabedi demektir.

Kütüphaneye değil de ahıra daha çok önem verilen bir üniversiteden de gençler meslek sahibi olarak mezun olabilirler. Hekim, veteriner, tarım mühendisi, ekonomist, öğretmen, mühendis…Fakat çağdaş bilgiyle donanımlı entellektüel aydın olarak değil, sıradan Ortadoğu münevveri olarak.

---------------------

22 Mart 2026.

· Hain, vatanına ihanet etmiş.