NEVŞEHİR'İN KUZEY TARAFLARI
Düz ovalarla çevrilse de kendine münhasır küçük dağları olan, Muhteşem Kızıl ırmağın Nevşehir’i bir baştan bir başa bölen topraklardan oluşan bölgemizdir.
En yakından anlatmaya başlayalım. Türkmen Mahallesi ve çevresindeki mahallelerle beraber adı Meteris Mahalle olarak anılmaktadır. Nevşehir’in en çok yollarının birleştiği meydan da adıyla müsemma olarak yine Meteris Meydanı olarak geçer. Gülşehir, Hacıbektaş, Kozaklı, ırmak bucağı köylerini de içine alan büyük yol vardır. Hemen altında Nar Kasabasına inen cadde bulunur. Az ötesinde Eski Kayseri yolu vardır. Güneyinde ise Ziraat Bankasına ve Hükümet Caddesine çıkan yol ve az üzerinde İş Bankasının olduğu yere çıkan başka bir yol bulunmaktadır. Ayrıca Meteris Meydanından, Eski sanayi meydanına çıkan Osmanlı Caddesi bulunmaktadır. Bir deyişle 6 yolun kesiştiği bir meydandır.
Meteris Meydanı canlılığını devamlı korumuştur. Özellikle meydandan İş Bankasına çıkış yolu bir zamanlar leblebicilerin en bol olduğu cadde idi. Nevşehir simidinin ve tahinli simidin en krallarının imalatı da bu çarşıda yapılırdı. Yine aynı çarşıda Anadolu garajı vardı ki, hem çarşının içinde, hem alış verişin kolayca yapılıp, araçlara yakın olduğu mekândı. Meteris Meydanına çıkan öteki yollar genellikle mahalle aralarına çıktığı için bu cadde gibi canlı değillerdi.
Eskiden tüm Nevşehir çarşıları canlıydı. Aynı işlerle uğraşan esnaflar hemen hemen aynı çarşıda bulunur, müşteriye seçme hakkı verilirken, daha iyi ürün içinde güzel bir rekabet içine girilirdi. Sözün o devirlerde senetten sağlam olduğunu herkes bilirdi. Zira özü sözü bir olmayan esnaf ifşa olurdu. Bu da istenmeyen bir durumdu. Esnafın bu yaklaşımını kadim kültürümüz Lonca teşkilatları yapısından aldığını bilmemiz gerekmektedir. Başka bir açıdan da zaten Nevşehir’in güvene dayanan ticaret yapısı da vardı. Zaman içinde bu davranışın haklı çıktığına dair birçok örnekleri bulunmaktadır.
Günümüzde o eski dokuyla karşılaştıracak olursak, çarşı kavramı bitmek üzere olduğunu görmekteyiz. Bu konu üzerinde belediye ile paylaşacağım bir araştırma yapmıştım. Aynı konuyla ilgili Kipa Alış veriş Merkezinin müdürü ile konuşmuştum. Bize çok enteresan bilgiler sunmuştu. Alış veriş merkezlerinin yapısı Türk tarihindeki kervan Saraylara ayrıca yine tarihimizdeki özel çarşılara benzemektedir. Gezim rahatlığı sunmanın yanı sıra dükkânların düzeni, dinlenecek yerlerin olması, acıkınca yemek yiyebilinecek mekânlar ayrıca çay içile bilecek mekânların olması çarşılarda hayat yavaşlarken, alış veriş merkezlerinde hayatın ve ticaretin çeşitlenip, güvenin artmasına çarşının albenisinin yükselmesine neden oluyor. Bu konuda sizlere Gaziantep de Bakırcılar çarşını gezmenizi tavsiye ederim. Bu çarşının özelliği sanat ürünlerini de kapsadığı için dikkatimi çekmişti. Gaziantep çarşılarının diğer kısımları da kendisine münhasır aynı özellikleri taşıyormuş.
Gaziantep büyük şehirdir. Aynı modeli bizde çarşılarımızda uygulaya biliriz diye düşünmekteyim. Alış veriş merkezinin yetkilisi ayrıca, kipa içindeki yolların peyjazına da dikkat ettiklerini söylemişlerdi. Nevşehir çarşıları tarihte de böyleydi. Önceki makalelerimde bahsetmiştim. Bekir Efendi camisinin etrafındaki çarşıdan da bahsedelim. Sabah namazından çıkan esnaf hemen dükkânını açmazmış. Hoca Efendi ve oradaki hazirun( orada hazır bulunan kimseler) dualar eşliğinde dükkânlarını açarmış. Çalışanlar ya dükkân sahibinin evladı ya da kendini esnaf sanatında yetiştirmek isteyen bir genç… Çarşılarda bazı dükkânların kendine has kokuları da olurdu. Kuru yemişçiler, aktarlar, halıcıklar, berberler… Bu kokular çarşılara çekicilik sağlardı. Demek ki en küçük ayrıntı bile bir özellik taşımaktaydı.
Günümüzden bir örnek de verelim. Esnaf sattığı ürünlerini kaldırımda sergilerken, sandalyesini de kapıya koyup oturmaktadır. Dükkânın hemen önünde trafiğin işlediği yolu da hesap edecek olursak, yaya zaten zor geçiyor, müşteri ne yapsın. Bazı kez makalelerimde de yazmıştım. Çarşıların albenisini artırmak için Nevşehir çarşılarının bazı bölgelerinin araç trafiğine kapatılması gerekmektedir. Dükkânlara mal ve ürün indirilecekse münasip ve karar verilen saatlerde olması uygun olur. İnanın insanlarımız çarşıyı daha iyi göre bileceklerdir. Geçmiş makalelerimde çarşının tasvirini yaparken çiçek bahçesine benzetmiştim. Sonra esnaflarımız Lonca hakkında kitapları okumalarını tavsiye ederim. Odalar bu konularda esnaflara öğretilerde de buluna bilirler.
Yine Meterise dönecek olursak, Meteris hanı olarak da anılan Ali Beyin Hanı, Camisi ve Nevşehir Lisesini anmadan geçemeyeceğim. Nevşehir Lisesi ve Nevşehir Devlet Hastanesi halk tarafından yapılmıştır. Yapılıp bittikten sonra Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. Nevşehir Devlet Hastanesi de aynı şekilde yapılmıştı. Yeri öz (Ekilip dikilen bahçe) sahipleri, özlerini hastane binasına başka amaçla kullanılamaz şerhi ile bağışlamışlardı. Demek ki, Nevşehir de hastanede yoktu diye biliriz. (Kaynak; Valiliğin çıkarttığı Nevşehir hakkındaki prejtiz kitap) ( 1) Açılışlara davet edilen o zamanın bağlı bulunduğumuz Niğde vilayeti ileri gelenleriyle bu iki bina hakkında ufak bir tartışma olmuş ki, bu iki bina Nevşehir’in vilayet olma yolundaki ilk adımı oluşturmuş.
Nevşehir Lisesi günümüzde de kullanılmaktadır. Lâkin Nevşehir Devlet Hastanesi yıkılıp yerine Alış veriş merkezi yapılmıştır. Bu konuda arsasını bağışlayanların itirazları olmuş, sanırım uğraşmışlar fakat bir sonuç alamamışlar. Aynı konu ile ilgili Balıkesir’den bir telefon almıştım. Karşımda 80 yaşlarında akademisyen bir kimse vardı. Soyadı Karabacak olduğu için Beylerden biri ile konuştuğumu anlamıştım. Arsa sahiplerinin haklarının yendiğinden bahsetti. Alış veriş merkezi yapılıncaya kadar çok katlı otopark olacağı söylenmiş, Mülkiyeti Belediyenindir denmiş. Bana en son ne iş yaptığımı sormuştu. Bende emekli bir memur olduğumu söylemiştim. Bana dedi ki; “ Senin orada bir dükkânın olsa istemez misin?” Bize hakkımızı böyle de vere bilirlerdi.” Demişti. Hakkını haram ettiğini de sözlerine eklemişti. Bu olayı da unutulmasın diye yazmak zorundayım. Bu binanın temelinde akıllara zarar kayalar çıkmıştı. Bayağı uğraşmışlardı.
Ali beyin Hanı ise Nevşehirliye en son veda eden han olmuştur. Nevşehir hanları araştırma makalemde daha detaylı hanlar anlatılacaktır.
Nevşehir’in kuzey tarafı da sularla anılan bölgelerdendir. Nar Kasabasının Şaraphane girişinde önemli bir su kaynağı olan “Kanlı Göl” Bulunur. Kanlı göl suları Borus Çayına katılır. Eski Borus çayı üzerinde Kadirah suları ve çağlayanı ve suları bulunurdu. Günümüzde kuru da olsa çağlayan kayalıkları tüm ihtişamı ile durmaktadır. Ayrıca geçmiş zamanlardan kalma su değirmeni kalıntıları da bulunmaktadır. Nar Kasabasının üst yanlarında Ilıca dediğimiz başka bir su kaynağında insanlarımızın kullanımına açıktı. Ilıca sularında akvaryum balığı gibi kaya balıkları da vardı. Narın batı yanlarında Senirin suları olukça hacimli bir su olduğu söylenmektedir. Senirin sularının Çatal dere mevkiindeki Kapaklı pınar taraflarından geldiği de söylenmektedir.
Nar Kasabasından Gülşehir istikametine gidildiğinde ise karşımıza “Gavur Pınarı” çıkmaktadır. Yanardağ tüfü ile karışmış bu topraklar üzümlerin en güzellerini vermektedir. Ayrıca bu topraklar “Meyan bitkisini” de barındırmaktadır. Özellikle derelerin dulda ve nemli topraklarını sever. Maddi değeri de dünya çapındadır. Nevşehir-Gülşehir arasındaki arazilerde temelinde tüf kayaları, üzerinde toprak örtüsü olduğu için genelde toprak kurumuyor, bu sayede ağaçlar başta olmak üzere ekeneklerde ürünler vatandaşı memnun edici gibi duruyor. Endemik bir bitki olan Kabadokya adaçayı da (Salvia Cappadocica) gayet bol miktarda bulunmaktadır.
Bu arazilerde ayrıca yer altı ambarları bulunmaktadır. Bu ambarlarda da genel olarak, patates ve limon muhafaza edilmektedir. Ambarlar tüf, zamanla sertleşmiş yapıya sahipti. Ambarların hava alması için korunaklı bacaları da bulunmaktadır. Ambarı gezerken yerde çamura bulanmış bir patates görmüştüm. Ambarın sahibi bulduğum patatesin bu sene mi? Yoksa geçen seneden kalma mı olduğunu sordu? Patatese baktığımda sap sağlam sert bir şekilde duruyordu. Üzerinde çilin emaresi bile yoktu. “Büyük ihtimal bu senenin ürünüdür.” Dediğimde bana patatesin 2 yıllık olduğunu söylemişti. Bu görsel ambarların ne kadar verimli olduğunun gösterilmesinde oldukça önemliydi.
Gülşehir’e giderken ırmak bucağı köyler, yaylacık köyleri dağın eteklerinde çok güzel manzaralar oluşturuyordu. Sol tarafta Karacaşar ın bazı evleri de görünmekteydi. Derken Gülşehir… Kızılırmak Gülşehir in ortasından geçmektedir. Yine ırmağın kenarında çok büyük bir mesire alanı bulunmaktadır.
Gülşehir’de ırmağın beri tarafında “Çakırcan suları” bulunmaktadır. Bir zamanlar bu suda alabalık yetiştirilirdi. Günümüzde de korunduğunu düşünüyorum. Gümüş kentte dağlardan süzen suyla büyük havuzlar yapılmış ve arazi balık çiftliğine dönüştürülmüştü. Gümüş kenti ziyaretim sırasında bu tesisin boş ve kısmen harap olmuş halini görmüştüm. Tesisin alttan köy çıkışından, üstten ise Gülşehir-Hacıbektaş yolundan girişi vardı.
Avanos-Gülşehir karayolu nu doğa fotoğrafçılarının ve doğa ressamlarının gezmelerini tavsiye ederim. Aynı yerde Kızılırmak doğal bir setten dökülmekteymiş. Bunu anlatan kişi, elektrik üretilebileceğini de söylemişti.
Önceki makalelerimde de bahsedilmişti. Arıtmalardan çıkan suların geneli ırmaklara dökülmektedir. Bizim konumuz Kızılırmak’tır. Efendim, arıtmadan çıkan suların elimine edilmesi gerekir. Suların kirletilmesi, suların yokluğundan çok can yaktığını unutmamak gerekir. Doğa dünyaya bir ürün verirse inanın faydası tek değildir. Değişik alanlarda çok çeşitli faydaları vardır. Bir ölçüde kirlenmiş su elimine edilirken, hazırlanmış topraklarda korular, ormanlar oluşturur. Böyle çalışmada küresel ısınma ile mücadelede insanlara akıllara zarar faydalar sunar. Bu konu ile ilgili birçok ağaç ve yeşillikler zaten yörede bulunmaktadır.
Irmak bucağı köylerde “Keme” ismiyle bir mantar, her yıl belli zamanlarda ürün verir. Keme toplayıcıları aynı bir mayın arar gibi araziyi gözle ve elindeki değnekle arar bulurlar. Efendim bu mantarın özelliği lezzetli olmasının yanında dünyanın en pahalı mantarları arasında bulunmasıdır. Bu mantara ayrıca şimşeklerin çocukları denmesi, yağmurdan sonra gelişmeye başlamasıdır. Ayrıca bu mantar hakkında “Tarıma alınamaz” İbaresinin bulunması beni gerçekten hayrete düşürmüştü. Tabi ben böyle şeylere inanmam. İşin gerçeği de şudur ki, yine yöremizde bulunan tarla yavşanı bitkisinin bir kök hastalığıdır. Köklerde oluşan toprak altı sporların mantar şeklinde büyümesinden başka bir şey değildir. Doğayı okumak işte böyle işlere de yaramaktadır. Kemeleri bazen Gülşehir pazarlarında da görmekteyiz. Bu sadece kısa günün karıdır. Oysa yerinde ve uygun olarak satılması hem birey olarak, hem o coğrafyada yaşayan insanlarımızın maddi olarak ciddi bir şekilde kazandırmaktır. Bu aynı zamanda istihdam demektir. Bu konuda bu bilgiyi saklamamı tavsiye edenler olmuştu. Saklamam efendim saklamam zira açık olan bilgiye daha ziyadesiyle bilgiler eklenir, neticede benim esas amacım olan kendi insanlarımızın kârıdır.
Hırka Dağı dik ve ağaçsız bir sivrisi bulunur. Ufuklarımızı süsleyen Hırka Dağının bir benzeri de Çalış Kasabasının yakınında bulunan İsmail Sivrisidir. Hırka Dağı ismi Hacı Bektaşi Veliye izafeten konduğu da söylenmektedir.
Hırka Dağını ziyarete gittiğimizde kantarit türü böceklerin araziyi sardığını görmüştük. İnsanların üzerine onlarcası, yüzlercesi hücum ediyordu. Etrafta kuş bile görünmüyordu. Bu böcekler kendilerine çok güzel bir fauna kurmuşlar, hayata böyle bağlanmışlar. Hı8rka Dağının az doğu tarafında görünen meşelik ormansı yapı görülmekteydi. Vilayetin en büyük meşelik ormanı olarak kayıtlara girmiş bu ormanda fotoğraf çekmek istediğimi söylediğimde, gündüzleri yabani domuzlar orada bulunurlar, tehlike arz ettikleri için gitmemem gerektiğini söylemişlerdi.
Hırka Dağının başka sırlarından da bahsetmek isterim. Dağın pek uzak olmayan Doğu tarafında Yeşilli köyü bulunmaktadır. Bu dağ silsilesinde o yörede bulunan Karadut, karbon testlerinin neticesinde 2500 yaşında olduğu kayıtlara geçmiş ve devlet tarafından korumaya alınmıştır. (Gazete haberi, Nurhan Hoca, yerel basın.)
Aynı Dağa uzak olmayan bir köy daha vardır. Dadağı köyü… Bu köyde değişik bir kömür çıkmaktaydı. Kömürün kalorisi yüksek olsa da en dikkati çeken yanı, yanarken eriyip kalın bir çamur gibi kaynamasıydı. Çok isli bir yapısı vardı. Eskiler bu kömürden bahsederken; Bu kömürde bir iş var der dururlardı. Oralardan da uranyum benzeri bir madenin bulunduğunu öğrenmiştik.
Yöremizde altın madenlerinin de olduğu bilinmektedir. Özkonak, Kayseri- Kalaba yolunda da altın çıkarma işleri devam ediyor. Siyanür bu işte kullanılan en önemli zehirli maddelerden biri olduğu kabul edilmektedir. Yörede taban su çanağı; Boğazlıyan- Kalaba su çanağı olarak geçmektedir. Siyanürün bir şekilde taban suyuna geçmesi hayati riskler taşır. Sonra bu işi Kanada ile beraber yapıyorlarmış. Acaba bu Kanada şirketi kendi memleketinde aynı iş için ruhsat ala bilir mi diye düşünmekteyim. Bence bu madene el katmadan gelecek kuşaklara bırakılmalıdır. Yeni teknolojiler geliştirile bilir ve daha da önemlisi altınımızı kendimiz çıkarta bilmek imkânını araştırmamız gerekmektedir. Günümüzde bu tür madenlerin işletilmesinde; Doğaya, suya, çevreye verebilecek risklerin bağımsız kurullarca devamlı denetimi ve sonuçlarını kesinlikle halkla paylaşılması gerektiğine inanıyorum.
Kozaklıya yaptığımız bir sırasında o sıcak suyun esas kaynağının Göre Kasabası olduğunu duymuştum. Ayrıca Göre Kasabasının Mercimek Tepesinden Erciyes Dağına doğru yeni bir fayın oluşmakta olduğunu da biliyoruz. Bir zamanlar MTA bu konuda çalışmalar da yapılmıştı. Bir sempozyumda da duymuştum ki, yöremizde uyuyan yanardağlar var, dışarıdan bakıldığında ise her şey yolunda gibi duruyor. Böyle devam etmesi dileğimle…
Aksaray ın Sarı karaman köyünde de Yunus Emre nin türbesi bulunmaktadır. Resmi kayıtlara göre Aksaray a bağlı olsa da, yakınlık açısından Nevşehir e daha yakındır. Yunus Emre nin Taptuk dergâhında ilim gördüğü herkesçe kabul edilen bir olgudur. Taptuk köyü Yunus Emre türbesinin bulunduğu Sarı karaman köyüne çok yakın bir mesafededir. Derler ki; Oradan Hacıbektaş a bir yol uzanırmış. Yemişen (Alıç) ağaçları sıra ile günümüz de de durmaktadır.
Sizinde takdir edeceğiniz gibi Yunus Emre nin 4 yerde mezarı olduğu söylenir. Yunus Emre yi herkes sahiplenir.
Orta köy ve köyleri… Ekecik Dağı yöremizden mavi ufuk dağı olarak görülmektedir. Hemen ardında Boyalı köyü, Kanlı kışla ve diğer köyler görülmektedir. Daha da ardından küçük tepeleri aştığımızda karşımıza Tuz gölü çıkar. Bu köyler ve Şerefli Koçhisar la Nevşehir arasında sağlam akrabalık bağları olduğunu eskilerden defalarca duymuştum. Ata Dedem oralarda buğday tarımı yaparmış. Zahir bizler ta 1700 lü yıllarda oralardan Türkmen sürgünü veya gönüllü olarak Nevşehir e göç ettirilmişiz. Altı kardeşten biri olan atam “Dede Mehmet” Nevşehir e yalnız ve 17-18 yaşlarında bir genç olarak gelmiş. Diğer kardeşleri de başka yerlere gönderilmiş. Aile kayıtlarımızda sadece “Ahmet Mekke ye” ibaresi bulunmaktadır.
Günümüzde Tatlarin üzerinden, Şerefli Koçhisar a uzanan yolun hayli yakın olduğu gayet bariz bir şekilde görülmektedir. Aksaray a uğramanın bedeli en az 3 kat yol gitmektir diye düşünüyorum.
Nevşehir’in civarlarınıı anlatırken Hasan Dağını anlatmaktan geçmeyelim. Adına Türküler yakılmış, efsaneler söylenmiş Orta Anadolu’nun mührü gibi uçsuz bucaksız bir bozkır coğrafyasında bulunmaktadır. Aslında uyuyan bir volkan olduğu da söylene bilir. Bir öğrencimiz anlatmıştı; “Bazı yıllar Anneannemi ziyarete giderdim. Köyü Hasan Dağının hemen sırtlarında olduğu için bazı zamanlarda o dağa çıkardım. Böyle bir günde Dağdan duman çıktığını görmüştüm. Duman topraktan ve çatlaklardan çıkıyordu. Duman aynı haşlanmış yumurta gibi kokuyordu,”Demişti. Dumanın haşlanmış yumurta gibi kokması sülfür kokusu derler ve dağın derinliklerinden geldiğini de söylerler.
Dağın Nevşehir cenahında ise Ihlara vadisi saklı bir vadi olarak karşımıza çıkmaktadır. Putperest Romanın zulmünden kaçan Hıristiyan topluluklarının yerleştikleri bölgelerden biridir. Aynı çölde bir vahayı andırması ve uzaktan bakıldığında bozkır coğrafyasının bir parçası gibi durması ilgi çekicidir. Antep fıstığının Orta Anadolu da en yoğun bulunduğu yer de diye biliriz.
Ihlara çevresinde sıcak su kaynaklarının olması da Hasan Dağının sırları olduğunu söylemektedir.
Detay açıklamalar;
(1) Prestij kitap; İlk kez bir kitabın hazırlanmasında görev almıştım. Bu durum beni mutlu ettiği gibi daha da çok çalışmaya sevk etmişti. Uğraşıldı, emekler harcandı derken kitap bastırıldı. Aynı adıyla müsemma idi. Harika bir kitap olmuştu. Öyle her isteyene de verilmiyordu. Vali yardımcısından kendimi tanıttıktan sonra bir kitap istedim, İl Özel İdaresi veya bir kurumu Göreme Otelinin yanındaki binada hizmet veriyordu. Kitabı öyle almıştım. Aradan zaman geçmişti. Bir adamın elinde bu kitabı görmüştüm. “Nasıl kolay alabildin mi bu kitabı?”, “İl Özel İdaresi taşınırken bu kitaplar yerlerde geziyordu. Üstelik birçoğu da ıslanmıştı. Belki lazım olur diye ben de aldım.” Ne kadar enteresan değil mi?
İşin içinde emek vardı, eser tarihten sayfalarla doluydu, meraklısına hazine değerindeydi. Kitaptan bir nüsha alırken iki kuruma uğramıştım. Kitabın kendisi gerçek bir prestij olsa da başına gelenler iyi değildi. Sanayide hurdacıları gezerken de kitabın muadili olan başka kıymetli kitaplar görmüştüm. Çeşitli illeri anlatıyordu. Sonra onu hurdacıya vermişler. Kütüphaneler hiç akıllarına gelmedi mi diye düşünüyorum.
Anadolu anlatmakla bitmez. Dünyanın en jeopolitik, tarihle iç içe girmiş en enteresan yerlerden birisi, medeniyetlerin kurulma yerleri, gerçekten kıskanılan bir vatandır. Vatan ise çok kıymetlidir. Efendim, gezin vatanı eminim ki daha çok seveceksiniz. Bitkiler âleminde, üç bitki topluluğunu birden sadece Anadolu barındırır.

Hırka Dağı zirvesindeki böcekler.


Hırka Dağı Yer sarmaşığı

Hırka Dağından Gülşehir’in görünüşü.

Gülşehir Karavezir camii

Kanlı göl Nar Kasabası. Çocuklar ve Patlangaç (Yalancı sinameki)