OSMAN'IN KAPTIKAÇTISI

'' Gıııız, o ne öyle arı guvanı köferesi gibi ? ''

İlk görüyordu Meryem. Elifin suyla yıkadığı göz göz şeyi.

'' Bizim Hüsnü bunu gabdıgacdıdan alıp getirmiş. ''

'' Hamamda mı gullanıyonuz ? ''

'' He ya ! Dohun dohun, gorhma gız ! ''

'' Git anam, kese varıken bu ne böyle ! ''

'' Bah, bıçahla kesiyom, yarısını sana viriyom, gotür de anana hidiye it ! ''

.......................

1956...Harman ayı, ağustos...Bir gece...

Niğde üzerinden gelen kapkara bir kaptıkaçtı Halil Ceylan'ın evinin yanındaki harmanın duvarına çarpıp kaldı.

Otomobile o yıllarda kaptıkaçtı denirdi.

O zamana değin kimsenin duymadığı bir gürültü taa uzak evlerden bile duyuldu. Sacın cingi taşa çarpmasıyla oluşan diş gıcırtısı sesi... Kıvılcımlar çıktı otomobilden.

Tek kişi vardı otomobilde. Sürücü... Kendini dışarı attı... Harman yerinde , tınaz dibinde yorgunluk çıkaran, eser olmadığı için çeci savuramayan Halil hemen koşup geldi. Adam yerde, tozun toprağın içinde debeleniyordu. Perişan...

Evine doğru bağırdı Halil.

'' Bi desdi su getirin burıya ! ''

Hemen geldi testi. Halil elleriyle adamın yüzünü yıkadı, su içirdi.

'' Yav geçmiş olsun. Ne oldu böyle birden. ''

Adam kendinde değil gibiydi. O sırada çevredeki harmancılar da geldiler. Birisi fener getirmişti. Baktılar, adamın başı yarılmış, kanıyor.

Zorlukla konuştu. '' Torpido gözünde idrofil pamuk var, onu getirin. ''

Torpido gözü...İdrofil pamuk...Görelilerin bildiği şeyler değil. Yine de bulup getirdiler. Yarayı suyla yıkayıp üzerine pamuğu bastırdılar.

'' Zabahdan beri yollardayım. Bu arabayı Mirsin'den aldım. Adım Osman. Nevşeerliyim. ''

Otomobilin sağını solunu gözden geçirdi harmancılar. Ağır yaralı...Hasar büyük, derin. Eski model bir Austin.

'' Bi uyhu basdırdı. Dümene hükmedemedim. Belki de bozuh...Lanet olsun ! Tüm gazancım gitdi. ''

Ağlıyor...

Harmancılar avutmağa çalıştılar.

'' Cana geleceğine mala gelsin yav. Sağlık olsun. Canın sağ ya, bu yiter. ''

'' Bagajda bavulum var. Onu alıyım. Bu saatden soona Nevşeere nasıl giderim ben ! ''

Halil Ceylan güldü : '' Yoh yoh ! Seni bırahmah. Biyin ganaması felan olur. Devlet bizden bilir. Gice yarısını gecdi vahit . Araba felan olmaz gayri.Gel misafirimiz ol, yarın gondeririz seni. ''

Komşu harmancı konuştu.

'' Bizim harmanda minder, yorgan var. Orda yatan mı ? ''

Osman dalıp dalıp gidiyordu... On dakika öncesine dönebilseydi. Nevşehir'e 5 , 6 km kalmıştı. Şimdi evinde olabilirdi. Hanımına, çocuklarına kavuşabilirdi. Uyumuş olsalar da.

'' Garnın aç mı ? ''

Hemen , komşulardan ekmek, yoğurt geldi. Salatalık, domates... Daha yeni olgunlaşmağa başlamış, yarısı çağla zerdali...Akşam-geceyarısı yemeği...

.......................

Osman, geceyi harmanda geçirdi. Kabuslar görerek. Yaşadığı bir rüya mıydı ? Kaç kez uyandı, otomobilin çevresini dolandı. Elleriyle okşadı. Ağladı, ağladı...

Daha harmancılar uyanmadan kalktı, yola düştü. Yayan yapıldak...Nevşehir'e doğru koştu. Sanayiden bir oto onarımcısıyla geldiğinde hala çeç, serilmiş saplar çiğ içindeydi.

Usta, otomobilin sağına soluna baktı. Umutsuz konuştu.

'' İflah olmaz bu Osman '', dedi. '' Buna virecaan parayınan yinisini al, daha iyi. Bu Austin'in parçaları bulunmuyor. İngiliz malı...Bahsane motur haşat, gapılar yamılmış, camlar gırık, cant mant da galmamış, hepden eğrilmiş.''

Osman yine ağladı. Nevşehir'de bakkal dükkanı işletiyordu. Otomobil sahibi olup ailesini gezdirecekti. Komşularına hava atacaktı.

'' Acep, Gayseri'ye gotürüp orda mı tamir itdirsem ! ''

'' Sen ne diyon yav Osman. Asdarı yüzünden, gumaşından daha bahalıya çıhar. Gayseri'ye gadar bi gamyon bu hurdayı öyle ucuza mı daşır ! Sen sözümü diyne. Bırah bunu, galsın burda. ''

Osman bıraktı onu, kaldı orda. Harman yerlerinin duvarına çarpmış olarak...

Güneşin altında, karın, yağmurun altında...Eksi 30'larda dondu; artı 30'larda kavruldu.

Önceleri kapıları kilitliydi...

Köyün gençleri zorladılar. Ne kilit kaldı, ne kapı...

Aylar geçti...Birkaç genç burda şarap içmenin keyifli olduğunu denedi, öğrendi.

Tavuklar burada yumurtladılar.

Bir çocuk, Yuvanlı'ya giderken, baktı, koltuk derisi kavlamış, altından gözenekli gözenekli, o ana dek görmediği bal köferesi gibi bir madde açığa çıkmıştı. Karpuz kesmek için Nevşehir'den aldığı bıçağı ile deriyi genişletti çocuk. Altından koca bir tabaka sünger çıktı. Tamamını alamadı. Sündüre sündüre kopardı. Yuvanlı'da patates, şeker pancarı sulamak için yapılmış havuzda öğleyin çimerken aklına geldi. Pancar yaprakları arasında sabun saklıyordular. Süngere sürttü o sabunu. Yüzünü, göğsünü sabunlu süngerle yıkadı. Gelen çocuklar da gördüler bunu. Önce ürktüler. Sanki canlı gibiydi sünger. Kahkahalarla gülerek, sevinçle , şakalaşarak kullandılar sabunlu süngeri. Daha önce hiç bu denli iyi temizlenmemiştiler.

Osman'ın kapdıkaçtısı Halil Ceylan'ın harman duvarında aylarca kaldı.

Dışı paslandı, çürüdü. İçinin sünger katmanı, koltukları daha kısa sürede eksildi. Her evde otomobilin süngerinden bir parça vardı. Erginler almağa çekiniyordu da, çocuklara yasak mı vardı ! Onlar alıp alıp götürüyordu bu göz göz maddeyi.

Gerçek süngerdi o. Daha fabrika işi, yapay sünger icad edilmemişti.

Bir sabah İvrişi Mahallesi halkı baktı ki, Osman'ın kapdıkaçtısı yerinde yok.

Bir geceyarısı başlamıştı serüveni, bir geceyarısı sona ermişti serüveni.

Nevşehir'den gelen bir hurdacı alıp götürmüştü bir traktör vagonetine yükleyip.

Yıllarca, evlerin hamamlarında yıkananlar, sulama havuzlarında çimenler o kapdıkaçtının süngerini kullandılar, Osman’ ın adını andılar.

-----------------------------------------

14 Nisan 2026. Göre