SEFALETTEN ZİRVEYE

Dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri olan Çin, 20. Yüzyılın başlarında İngiltere'nin güdümündeydi.

İngilizler sömürdüler, sömürmekle kalmadılar, insanını afyona alıştırdılar, beyinlerini uyuşturdular.

Daha sonra Japon işgaline uğradı.
Japonya sömürdü.
Tüm bunlardan sonra en kötüsü olan komünizm çıktı yoluna.

Ülke ikiye bölündü.
İç savaş çıktı.
Komünist Mao “uzun yürüyüş” ile iktidarı ele geçirdi.

Milliyetçi Çinliler bugünkü Tayvan adasına sığındılar, ayrı bir devlet oluşturdular.

Komünizm Çin’de kanlı diktatörlüğünü kurdu.
İnsanlar katledildi. Köle yapıldı. Özel mülkiyet edinme hakkı elinden alındı.

Beyinlere “kızıl kitaptaki, kızıl ilkeler” kazındı, düşünme bile yasaktı. Çalış, çalış sonra da öl, politikası vahşice uygulandı.

Halk mutsuzdu,
Halk tedirgindi.
Yönetimden hoşnut değildi.

Tek tip insan yaratılmaya çalışıldı.
Dini inançlar inkâr edildi.
İnsanların ibadet hakkı elinden alındı.

En ufak kıpırdanışlar, “karşı devrimin uzantıları” söylemi altında kanla bastırıldı. "Kapitalist karşı devrim ajanları" diyerek yüz binlerce insan katledildi,

Komünizm sanki sözde vardı, uygulanan ise kapitalizmdi.

Çinliler çalışmaya başladı.
Taklit üretim yapmaya başladılar. Çalıştılar, çalıştılar, çalıştılar...

Sanayisini geliştirdiler, teknoloji ürettiler.
Dünyanın en önemli ülkesi haline geldiler.
Amerika’nın korkulu rüyası oldular.
Dünyaya yön vermeye başladılar.

Şu anda dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olarak zirvedeler...